Yunanistan’ın Bağımsızlığı (1821-1830)

Yunanistan’ın Bağımsızlığı (1821-1830)
Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti’ni uğraştıran en önemli mesele Rum isyanları oldu. 1815 yılında Viyana’da yapılan antlaşma, ilgili devletler arasında gerçek bir barış ortamı yaratamamıştı. Rusya Ortodoksları himaye bahanesiyle Balkanlar ve Boğazlara yaklaşmağa çalışırken, İngiltere Doğu Akdeniz’de Ruslara mani olmağa çalışıyordu. Avusturya Islavlan ve Romenleri Ruslardan uzak tutmak istiyor, bu arada Fransa’da Balkanlarda çıkacak ayaklanmadan etkisini artırmak için faydalanmak istiyordu.
Bütün bu hesaplar, Avrupa devletlerinin birbiriyle çarpışan zıt çıkarlarını gün ışığına çıkarıyordu. 1792 Yaş Antlaşması’yle son bulan Rus Savaşı’nın Osmanlı devlet bünyesi üzerinde meydana getirdiği çöküntü sonucunda, devlet otoritesi hemen hiç kalmamış, merkezle eyaletler arasındaki bağlantı hemen hemen kopmuştu. Anadolu ve Rumeli’de isyan hareketleri birbirini izlemişti. Pervazoğlu isyanında Belgrad yamakları Mustafa Paşa’yı öldürdüler. Sırplara saldırdılar.
Bu olay Sırp milli hareketinin başlamasına sebep oldu. Hareketin başında Yorgi Petroviç adlı bir çoban vardı. Türkler’in Karayorgi dediği bu çoban önce Avusturyalılardan, sonra Rusya’dan yardım istedi (1804). Arkasından Karadağ isyan etti. 1813’te Ruslarla yapılan barışı Karadağ tanımadı. Hadiseler devam etti. Mahmud II Sırbistan’a yarı bağımsızlık vermek ve Miloş Obrenoviç’i Belgrad Prensi olarak tanımak mecburi yetinde kaldı.
Bulgarlar, Eflak ve Boğdan’da kımıldıyordu. Sömürgeci devletler kendilerine iyi davranamadığını ileri süren azınlıkların bağımsızlık isteklerini körüklüyorlardı. Yunanistan’ın bağımsızlığı için kurulan dernekleri Rusya destekliyordu.
1821 yılında Yunanistan’da Mora Rumları ayaklandı, yarımada asilerin eline geçti. Başlangıçta her yerde başarılı görünen isyanı, Mahmud II kısa bir süre içinde bastırdı, işte bu sırada Epir’de, Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa fırsattan yararlanıp Sultan Mahmud’a başkaldırdı.
Mora’da ayaklanan Yunanlılar Patras ve Tripolis’i ele geçirmiş, 120 Müslüman’ı öldürmüş ve 1 Ocak 1822’de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Ama aralarında bölünmeler oluyordu. Türkler tekrar duruma hâkim oldular. Osmanlı padişahı, Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’- dan yardım istedi ve karşılık olarak Mora ve Girit valiliklerini vaat etti. Mehmed Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa komutasındaki bir Mısır ordusunu Mora’ya gönderdi (1824). İbrahim gerilla hareketini bastırarak, şehirleri denizden abluka altına aldı.
Ayaklanmalar başladığı andan itibaren bütün Avrupa Yunanistan’ı tutuyordu. Lehine konferanslar veriliyor, Yunanlılar için yardım toplanıyordu.
Rus çarıyla İngiliz başbakanı Ege’de güçlü bir donanmadan çekindiklerinden anlaştılar. Anlaşmaya göre İngiltere, Fransa, Rusya, Yunan sorununa bir çözüm bulurken kendi çıkarlarını düşünmeyeceklerine söz verdiler ve Temmuz 1827’de, Mora’- da Osmanlı Devleti’ne vergi veren muhtar bir Yunan Devleti’nin kurulmasına karar verdiklerini bildirdiler. Mahmud II devletin içişlerine bir müdahale saydığı önerileri reddetti. Üç müttefik devlet Osmanlılara baskı yapmak için donanmalarını Mora sularına gönderdiler. Birleşik donanma Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını yaktı.
Ruslar bu fırsatı iyi değerlendirdiler. Batı’da Edirne’ye doğuda Erzurum’a kadar ilerlediler. Yapılan Edirne Antlaşması gereğince (14 Eylül 1829) Rusya işgal etmiş olduğu yerleri Osmanlı Devleti’ne geri verdi.
Yunanistan’a gelince; 1829 yılının Mart ayında yapılan bir antlaşmayla özerkliği kabul edilmişti. Ama İngiltere, verilen toprakların azalması söz konusu olsa bile, Yunanistan’ın tamamen bağımsız olmasını istiyordu. 1830 yılının Şubat ayında Yunanistan bağımsızlığını ilan etti. Artık Akdeniz ile ilgili her konuda Ingiltere, Rusya’yı düşmanlıkla, Fransa’yı da kuşkuyla izliyordu.

Yorum yazın