Yontma Taş Devri ve Özellikleri

Yontma Taş Devri ve Özellikleri

tarihöncesi çağlardan taş çağlarının en eski ve en uzun süren çağı. Paleolitik Çağı, Eski Taş Çağı da denir. Bu çağda yaşamış olan insanların kullandıkları malzeme, taş, kemik ve ağaçtır. Taş malzeme olarak işlenişi çok kolay olan çakmaktaşını (silex) kullanmışlardır. En alt sınırı kesin olarak tarihlene-memekle birlikte, Yontma Taş Çağı’nın başlangıcı İÖ 1 milyon yıl ile 800.000 yıl arasında kabul edilir. Bu çağ kendi İçinde de üçe ayrılır: Alt, Orta ve Üst (Geç) Yontma Taş Çağları. Alt Yontma Taş Çağı bunlar arasında en uzun sürenidir. Bu çağda dünya üzerinde çok az sayıda insanın yaşadığı sanılır. Bulunan taş eserlerde çok uzun süren bir tekdüzelik görülür.

Yontma Taş Çağı kültürleri genelde ilk öz biçimleriyle tanınmış oldukları kazı yerlerine göre tanımlanırlar. Alet tiplerine göre gruplara ayrılan biçim bölümlerini belirlerler. Çakmaktaşından yapılmış aletler en önemli öncü biçimleri oluşturur. Zaman bölümlemesinin temeli, tipolojiye, yerbilime ve paleontolojiye bağlantılı katman bilgisine (statigrafi) dayanan göreli kronolojidir.

Alt Yontma Taş Çağı birçok bölgede taştan yapılmış atık küçük parçalar kültürüyle başlar (Pebble Culturas). Chelléen (Fransa’daki Seine-et-Marne yönetim bölgesindeki Chelles’ten)- bugün genellikle Abbe-cllle denir-kaba vuruşlu el aletiyle tanımlanır. Bu alet, tek yanı işlenmiş vurucu aletlerin aksine, iki yanı da işlenmiştir. Clac-tonla (Clacton on Sea’dan) Chelléen-Abbevllle’nln bir yan grubudur. Burada kuralsız olarak biçim verilmiş çakmaktaşı vurucu aletler görülür. Acheuléen (Fransa’daki Amiens’te Saint Acheul’den) ve Micoquien (La Micoque’den) aşamalarında, alet, ince işlenmiş bir kurallı olarak biçim verilmiştir. Tayacien (Dordogne’de Tayac’tan) ve Levalloisien (Paris yakınlarındaki Levallois’den) Acheulléen’ln yan gruplarıdır. Bu dönemlerde aletler çoğunluktadır. Mousterien (Dordogne, Peyzac’-ad Le Moustier’den) birçok alt sınıfa ve özel alt gruba ayrılmıştır (Charentien, Ac-heul geleneğiyle Moustérien gibi). Çakmaktaşı aletlerin işleniş güzelliği, tekniğin gelişimi ve insan aklının gelişimi konusunda ipuçları vardır.

İÖ 50.000 yıllarında başlayan Orta Yontma Taş Çağı, Alt Yontma Taş Çağı na oranla daha iyi bilinir. Bu çağ son buzul çağına denk düşer, insanlar geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlıyorlardı. Ancak bitki toplama işi, floranın yoksullaşması nedeniyle, yerini avcılığa bıraktı. Avcı yaşamının zor koşulları, çevrenin değişimiyle orantılı değişti. Bu çağda insanın aletlere biçim vermesi, ilk insanları hayvanlardan değişik bir konuma getirdi. Mo-usterien dönemdeki gömmeler, hayvan kurbanları ve ek donanımları ile belirlenen dinsel kült davranışlarını belirler. Avcılıkla birlikte kemik malzeme olarak insanın yaşamına girdi. Bu çağdaki dondurucu soğuk nedeniyle insanlar mağaralarda ve ırmak kenarlarındaki kuytu yerlerde barınma gereğini duyduğu gibi, bir araya gelme zorunluluğunu da duydu.

Geç (Üst) Yontma Taş Çağı ötekilerine göre daha kısa sürmekle birlikte, çok daha iyi bilinir. Bu çağda insan yaşamında birtakım değişmeler ortaya çıktı, insan yine avcıdır. Ancak bu kez birtakım sınıfların ve işbölümünün ortaya çıktığı görülür. Taş ve kemiğin yanı sıra tahta ve fildişi gibi malzeme de alet yapımında kullanılmaya başlandı.

Biçim olarak da alet sayısında öteki iki çağa göre çoğalma gözlenir. Havalar ısınmaya başladı, hayvanlar ve bitkiler âleminde zenginleşme görüldü, mamuk, ren-geyiği, at ortaya çıktı, ilk kez bu dönemde insanlar basit konutlar yapmaya başladılar; saçdan, hayvan postlarından yapılan bu konutları genel olarak mevsimlik kullandılar. Mevsime göre göç olduğu için sürekli bir yerleşme yoktur. Bu çağın önemli olan yanı, insanlığa birtakım sanat eserlerinin kalmış olmasıdır. Bu eserlerde de çeşitli taş kabartmalar, plastik heykeller ve çeşitli sanat eserleridir. Buna karşılık alt ve orta yontma taş çağlarından insanlığa eser kalmamıştır. Ele geçen eserler sanat eseri olmaktan çok, dinsel anlam taşırlar ve bu amaçia yapılmışlardır. En ünlüleri Kuzeybatı ispanya’daki Alta-mira, Fransa’daki Lascaux ve yine ispanya’daki Castillo mağaralarında bulunan eserlerdir. Bunların önemleri, renkli olmalarından da ileriye gider. Bu resimler daha çok mağaraların iç kesimlerinde, ışık olmayan yerlerde yapılmışlardır. Yapılan resimler gerçekçi bir görüş taşırlar. Bazı bilim adamlarına göre, bu resimleri yapan sanatçılar, önce taslaklarını, sonra da aşıtlarını yapmışlardır.

ispanya, Fransa ve Avrupa’nın daha birçok bu tür buluntu veren yerlerinde bugün bizon ve mamut, rengeyiği gibi hayvanlar yoktur. Oysa öszü geçen mağaralardaki resimlerde bu hayvanlara rastlanır. Öyle ise, Geç Yontma Taş Çağı’nda bu hayvanlar bu bölgede yaşıyorlardı. Gerçekten de bu hayvanlar, son buzul çağı olan Würm’e kadar bu bölgede yaşamışlardı.

Geç Yontma Taş Çağı nda taştan, tahtadan ve kemikten yapılmış heykelciklere rastlanmaktadır. Çoğunluğunu insan heykelciklerinin oluşturduğu bu heykelciklerde erkek kadın cinsel ayırımı vardır. Özellikle kadın heykelcikleri iri göğüslü, geniş kalçalı ve şişman yapılmışlardır. Bu heykelciklerin bir başka adı da Yontma Taş Çağı Venüsleridir. Yontma Taş Çağı’nın her evresi, kendi arasında da evreleri ayrılır. Bu ayırım, daha çok aletlerin değişikliklerine göre yapılmıştır.

Anadolu’nun Yontma taş Çağı 10 19.yy’dan bu yana bilinmektedir. Bugün

Anadolu’da Yontma Taş Çağı’na ait yüze yakın istasyon saptanmıştır. Alt Yontma Taş Çağı’na ait istasyonları: Pendik, Uzal, Ludumlu, Cilavuz, Birecik, Ceramuz (Kargamış), Dülük, İncesu, Keysun, Mert-menge, Ninip, Pirun, Altındere, Altınözü, Mağaracık, Karain. Bu istasyonlardan Ma-ğaracık ve Karain yerleşme dışıdır. Öteki yerlerde bulunan eserler tesadüfidir. Bu istasyonlardan en eski Yontma Taş Çağı kalıntılarına ve Chelleen-Acheuleen kültürlerine rastlanır, bu istasyonların belirli bir bölgede toplandıkları görülür. Ancak tek tek yerleşmelere de rastlanır. Anadolu’da Orta Yontma Taş Çağı’na ait dört önemli bölge saptanmıştır: Ankara, Adıyaman, Antalya ve Antakya. Bu bölgelerin içinde bulunan önemli istasyonları: Tepeköy, Gölköy, Karalar, Beynam, Er-gazi, Hüseyingazi, Alpanos, Nağara-Nara, Nevşehir, Gemerek, Azatköy, Dülük, Pirun, Altınözü, Altındere, Mağaracık, Etiyokuşu. Bu istasyonlarda Mousterien ve Levalloisien tipi aletler ele geçmiştir. Batı Anadolu’da bu çağa ilişkin yerleşme olmayışı dikkati çeker.

Yontma Taş Çağı’nın son evresi olan üst ya da geç çağda istasyonlar sayıca çok azalmıştır. Özellikle Ankara civarındaki merkezlerde Üst Yontma Taş Çağı’na ait eser bulunamamıştır. Üst Yontma Taş Ça-ğı’nın önemli istasyonları: Mertmenge, Sam, Dülük, Karain, Beldibi, Belbaşı, Ma-ğaracık. Beldibi ve Belbaşı birer mağara sığınağıdır.

Yorum yazın