Türkiye’nin İkinci Dünyasına Savaşına Katılması

Türkiye’nin İkinci Dünyasına Savaşına Katılması

Savaşın sonu yaklaşıyordu. Almanya’nın yenilgisi hemen hemen kesinleşmişti. Tüm cephelerde bozguna uğruyor, geriliyordu. Bu dönemde Türkiye, savaş sonrasında durumunu güçlendirecek önlemleri sağlama çabasındaydı. Bu arada, kurulacak Birleşmiş Milletler örgütüne katılmasında yarar olduğunu anlamıştı. Ancak Roose- velt, Churchill ve Stalin, yalnızca 1 Mart 1945′- ten önce Almanya’ya savaş açan ülkelerin bu örgüte kabul edileceklerini açıkladılar. Türkiye için, daha fazla tarafsız kalabilme olanağı böylece tümüyle ortadan kalkıyordu.
23 Şubat 1945 günü Almanya ve Japonya’ya karşı savaş kararı alındı, gene aynı gün Birleşmiş Milletler bildirgesi imzalandı. İngiltere ve Birleşik Amerika büyükelçileriyle ayrı ayrı görüşen Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun isteği üzerine, Türkiye’nin savaşı kazanan tüm ülkelerle eşdeğerde tutulacağı konusunda güvence de verildi.
Türkiye tarafından Almanya ve Japonya’ya karşı alınan savaş kararı yalnızca hukuk düzeyinde kaldı. Türk Ordusu, bu ülkelerin orduları ile karşı karşıya gelmedi.
Güç günler daha son bulmamıştı. 4 Şubat 1945’te Kırım’da düzenlenen Yalta Konferansı’- nda, Türkiye’ye karşı uygulanacak cezalar ortaya atıldı. Sovyetler Birliği, savaş sırasında Boğazlardan Alman ve İtalyan gemilerinin geçmesine izin verildiğini ileri sürerek, ceza uygulanması gerektiğinde diretti. Savaş boyunca Almanya’ya krom satışının sürdürülmesi de ayrıca söz konusu edildi.
Satışlar, savaş bitmeden önce durdurulmuştu ama, bu davranış gene de bağışlanmıyordu.
Almanların teslim olmalarına yakın günlerde, 19 Mart 1945’te Sovyetler Birliği, Türkiye ile arasında 1925 yılında imzalanan Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması’nı uzatmamaya karar verdiğini açıkladı. Hemen arkasından, Türkiye’nin doğu sınırlarında değişiklik yapılarak Kars ve Ardahan’ın kendisine verilmesini, Boğazlarla ilgili sözleşmenin yeniden düzenlenmesini, ayrıca burada üs kurmasının kabul edilmesini resmen istedi.
Savaş sırasında bozulan Türk-Sovyet ilişkileri, böylece çok daha gerginleşiyordu. Ankara, kendini güvence altına alabilmek için yeni dostlar aramak gereğini duydu. Birleşik Amerika ve İngiltere’ye başvurarak yardım beklediğini bildirdi.
Bu arada İkinci Dünya Savaşı, 8 Mayıs 1945 günü kesin şekilde sonuçlandı. Almanya, İtalya ve Japonya savaşta yenik düşmüşlerdi. Ama Türkiye’nin sorunları çözüme kavuşmamış, daha sıkıntılı bir dönemin içine girmişti.
İngiltere, savaştan oldukça yorgun ve yıpranmış durumda çıkmıştı. Bu nedenleTürkiye’ye yeterli yardımı yapabilecek gibi görülmüyordu. Ep güvenilecek dost Birleşik Amerika olabilirdi. Bu ülke ise herhangi bir yardıma pek yanaşmadı. Sovyetler Birliği ile Türkiye’nin, sorunlarını kendi aralarında çözmeleri gerektiğini düşünüyordu.
Birleşik Amerika, Ingiltere ve Sovyetler Birliği arasındaki Potsdam Konferansı, 17 Temmuz- 2 Ağustos arasında böyle bir hava içinde geçti. Bu sırada Başkan Roosevelt ölmüş, yerini Tru- man almıştı. Yeni başkan önceleri, Stalin’in isteklerini onaylar bir tavır takındı. Üç ülke Türkiye’ye ayrı ayrı notalar vererek, isteklerin kabul edilmesini istediler. Türkiye bu kez tek başına kaldı. Ama Sovyet istekleri kesin bir şekilde reddedildi. Sovyet notasına verilen yanıtta, Türkiye’ nin kimseye bağışlanacak tek karış toprağının olmadığı bildirildi ve ülke sınırlarının korunması için savaşın bile göze alınacağı açıklandı. Türkiye’nin
bu kararlı tutumu, dünyada büyük ilgiyle kaşılandı.
Böylece, Türkiye’nin de içinde yer aldığı yepyeni bir “Soğuk savaş” dönemi başlıyordu. Bu yeni dönem,Türkiye yönünden İkinci Dünya Sa- vaşı’ndan çok daha büyük tehlikelerle doluydu. Her an bir Sovyet saldırısı ile karşılaşılabilirdi. Bu olasılık daha sonraları diğer ülkelerin de dikkatini çekti. 1946 yılında Birleşik Amerika bu tehlikeyi sezenler arasında yer aldı. Bir rapor hazırlayan Başkan Truman, tehlikenin ne denli önemli olduğunu şöyle belirledi:
“Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye girerek Boğazlar Bölgesi’ni ele geçirmek istediğinden artık hiç şüphem kalmadı. Eğer bu gidişe dur demez sek, yeni bir savaş çıkacaktır.”

Yorum yazın