Tekalifi Şeriyye Nedir

Tekalifi Şeriyye Nedir

tekâlif-i şeriye, İslam devletlerinde ve OsmanlIlarda, hukuksal temeli şeriata dayanan vergiler. Başhca türlerini cizye)*), zekât)*), öşür(*) ve haraç)*) oluşturur. Tekâlif-i şeriye İslam yasalarına dayalı olduğundan yörelere ve ülkelere göre değişmez, çıkarılacak yasalarla kaldırılamaz ya da farklı oranlarda uygulanamazdı. Genel olarak Osmanlı Devleti’nde de yıkılışa değin uygulamada kaldı; 1856 Islahat Fermanı ile biçimsel olarak kaldırılan cizye, “bedel-i askeri” adı altında alınmaya devam edildi. Tekâlif-i şeriyenin dinsel bakımdan en önemlisi sayılan zekât hayvanlar için alman sevaim, altın ve gümüşten alınan nukud ve uruz, bir tür gümrük vergisi olan âşir, maden ve definelere uygulanan rikâz ve ürün için ödenen hariç olmak üzere beş ayrı alanı ilgilendirirdi. Dinsel açıdan ikinci derecede önemli olan öşür, tarıma dayalı geleneksel Osmanlı toplumunda devlet için en büyük ekonomik önemi taşıyordu. Tekâlif-i şeriyenin üçüncü önemli türü olan haraç için, ekilen arazinin arazi-i haraciye-den, işleyenin de gayrimüslim olması koşulları aranırdı. Bu dürümdakiler ayrıca cizye yükümlüsüydüler.

Osmanlı mâliyesinde, bu dört ana başlık altında toplanan tekâlif-i şeriye, fıkıh bilimi çerçevesinde getirilen yorumlar ve tanımlarla “adet” ve “resim” olarak 80 tür oluşturmuştu. Vergilerin nasıl, ne zaman, kimlerden ve ne oranlarda alınacağı, nisab ve muafiyet koşullan fetvalarla belirlenerek kanunnamelere geçirilmişti. Bunlann dışında tekâlif-i şeriye kapsamına giren üç alan daha vardı: Savaşlarda elde edilen ganimetlerin ganaim-i cizye denen beşte biri, vâris-siz ölenlerin terekeleri, sahibi bulunmayan ve lükata denen mal ve hayvanlar.

İslam dininin temel kurallarına göre tekâ-lif-i şeriye kapsamındaki tüm vergi ve gelirlerin beytülmalda toplanması, bunlardan zekât-ı sevaim, öşür ve sadakat-i ticari-yenin (âşir) yoksullara, hastalara, maliye memurlarına dağıtılması, fey ve haraç kapsamındaki eyalet yıllık vergileri ile gümrük gelirlerinin gazilere, gariplere, kadılara, askerlere verilmesi, humus denen ganimet paylan ile rikâzın, müftülere, eğitimcilere, yol ve geçit bekleyenlere, hayır kurumlan-na, bayındırlık işlerine, yolcuların hizmetlerine harcanması, hukuk-ı beytülmal denen tereke, yâve, lükata gelirlerinin de hastaların tedavilerine, kimsesiz ölenlerin cenazelerine, işsizlerin korunmasına ayrılması koşuldu. Bununla birlikte, İslam ve sonra Türk-İslam devletlerinin gitgide daha geniş alanlar üzerinde toprak gelirlerine dayanması sürecinde tekâlif-i şeriyenin büyük bölümü de dirlik dağıtımına konu olmuş ve bu yolla askeri sımf mensuplanna aynlmıştı.

Yorum yazın