Tekalifi Örfiye Vergileri

Tekalifi Örfiye Vergileri

tekâlif-i örfiye, rüsum-î örfİye. tekâlîf-1 emrîye olarak da bilinir, Osmanlı Devleti’n-de, Tanzimat Dönemindeki vergi düzenlemelerine değin tekâlif-i şeriye)*) dışında halktan alınan her tür vergi ve resimler. Tekâlif-i fevkalade adı altında öteki İslam devletlerinde de toplanmıştır. Tekâlif-i örfiye devletin içinde bulunduğu olağanüstü koşullar nedeniyle ve hükümdarın emri uyarınca halktan alman vergilerdi. Olağanüstü durum sona erince bunların da alınmaması gerekirken, uygulamada avârız(*) adı altında konan her yeni vergi sürekli olarak tahsil edilmeye çalışıldı. Gerçek olağanüstü durumlarda ise bunların yanında hiçbir şer’i dayanağı bulunmayan tekâlif-i şakka alındı.

Osmanlı Devleti’nde tekâlif-i örfiye ilk kez avârız vergisi adıyla II. Bayezid döneminde (1481-1512) alındı. Sonraki padişahlar döneminde kapsamı giderek genişletildi ve sürekliliği için iç ve dış sorunlar, savaş ve seferler, hâzinedeki para açığı gerekçe gösterildi; buna karşılık tekâlif-i şakka uygulanmadı. Tekâlif-i örfiye Suriye, Halep, Bağdat, Basra, Musul, Trablusgarp, Binga-zi ve Yemen eyaletleriyle başkent İstanbul’ da uygulanmazdı. Eyalet-i mümtaze denen ve devlet hâzinesine yıllık maktu vergi ödeyen (bak. salyane) Mekke Şerifliği, Mısır, Sisam, Cebeİ Lübnan, Kıbrıs, Bosna, Kınm, Erdel, Eflâk ve Boğdan halklarından da alınmazdı.

Osmanlı maliye kayıtlara göre tekâlif-i örfiye kapsamında 97 tür vergi vardı. Bunların hepsi her yerde toplanmıyor, büyük bölümü uyrukların yönetim ve yargı kurum-lanyla ilişkileri sırasında, bazısı kıyı yerleşimlerinde, geçit ve yol yerlerinde, bazısı da yöneticilerin değişimi sırasında almıyordu.

Valinin, mütesellimin ya da voyvodanın başkanlığında toplanan yöre halkının ileri gelenleri (vücuh ve âyan) her yıl biçilmiş vergi toplamım erkek yükümlülere ya da evlere dağıtırdı. Düzenlenen tevzi (dağıtım) defterleri belde kadısına onaylatıldıktan sonra vergi her yükümlüden ruz-i hızır, ruz-i kasım olmak üzere iki taksitte toplanırdı. Bir yöreye o yıl için konmuş tekâlif-i örfiyenin tümü yasa gereği tevzi defterlerine yazılır, defterde olmayan vergi halktan istenemezdi. Yangın, deprem, sel vb zararlarını gidermek için de tevzi defterlerine iane kaleminden akçeler yazılır, eyalet yöneticilerinin toplanan bu paralardan yoksullara ve zarar görenlere yardımda bulunması beklenirdi. Hükümet ya da yerel yönetim de aynı yöntemle, tevzi defterlerinin düzenlenmesinden sonraki bir olağanüstü durumu gerekçe göstererek ivedi giderler için “aralık tevziatı” adı altında ek vergilendirmeye gidebilirdi.

17. yüzyılda halkın azalan ödeme gücü karşısında gittikçe ağırlaşan bu vergilerin toplanması güçleşince iltizam)*) sistemine başvuruldu. Belü bir yörenin tekâlif-i örfi-yesini hâzineye ve ilgili yerlere ödemeyi yükümlenen mültezimler, tevzi defterlerinin birer örneğini alarak halktan bu paraları zorla toplamaya başladılar. Peşin gelir sağlamak için maİiye çoğu zaman ileriki yılların vergilerini de düşük bedellerle mültezimlere satma yoluna gitti. 1830’dan sonra tekâlif-i örfiyenin halk üzerindeki olumsuz etkileri hafifletilmeye çalışıldı. 1840’larda yapılan düzenlemelerle her tür verginin önce doğrudan hâzineye girip her tür harcamanın da gene hâzineden yapılması, vergi toplama gerekçesiyle kimsenin mal ve canına tecavüz edilmemesi, tekâlif-i örfiye türü vergilerin kaldırılması ve herkesin emlakına toprağına, hayvanına, kazancına göre ve gerekli sayımlar yapılarak yeni vergiler konması ilkeleri benimsendi. 1856’ya değin toprak, gayrimenkul ve kazanç vergileri dışındaki tekâlif-i örfiye kalemleri kaldırıldı. Yeni vergiler “an-cemaatin tevzi olunanlar” ve “tahrir kaidesince almanlar” olarak ikiye ayrıldı. Emlak vergisi, meskûn hane vergisi, mülhak vergiler, temettü vergisi, bedeller, resimler olarak yeni vergiler kondu. Bunlann oranlan, konması ve toplanması için bir dizi yasa ve yönetmelik yayınlandı.

Yorum yazın