Tarımın Tarihsel Gelişimi

Tarımın Tarihsel Gelişimi

Tarımın tüm dünyadaki gelişimini anlatmak ciltler alır. Bu bakımdan, burada yalnızca önemli noktalara değinilecektir.
Tarımın nerede ve nasıl başladığı tam olarak bilinmiyor. Bilim adamlarının araştırmalarına göre tarım bundan 8000 yıl önce yaşayan insanların, yedikleri yaban otlarının yılın belirli zamanlarında toprağa gömüldüğünde yeniden yetiştiklerini keşfetmeleriyle başlamıştır. Bu yabanıl bitkiler yalnızca yeniden yetişmekle kalmıyor, kabilenin geri kalanlarını da doyurabilecek kadar bol tohum veriyorlardı. Bu, günümüz insanına çok küçük bir buluş gibi görünebilir. Ne var ki, o gün için devrim niteliğinde bir keşifti. O zamana kadar karınlarını doyurabilmek için avlanmaya, balık tutmaya ve yabanıl otlara bağımlı kalan insanlar, artık besinlerinin bir bölümünü üretebildikleri için, açlıktan ölme tehlikesi ortadan kalkmıştı.
İnsan,ürün yetiştirme hakkında daha fazla bilgi sahibi oldukça, avlanmayı azaltarak işi yavaş yavaş çiftçiliğe yöneltmeye başladı. Yabanıl otların yanı sıra, bu insanlar bugünkü sebzelerin türediği birçok bitki çeşidi de yetiştirmeye başladılar.
Toprağın tarıma uygun olduğu yerlerde insanlar sürekli yerleşim merkezleri kurdular ve zamanla, nüfus arttıkça, bu küçük yerleşim merkezleri kasaba ve kentlere dönüştü. Toprak kaplar, kumaş, alet ve silah yapmak gibi bazı becerileri olan insanlar bu alanlarda tam gün çalışmaya başladılar. Günümüzde ekonominin belkemiği olan “işbölümü” böyle ortaya çıktı.
Dünyanın her yanında tarım, ayrı ayrı gruplar tarafından farklı biçimlerde geliştirildi. Küçük çiftçi topluluklarından komşularına aktarılan bilgilerle yavaş yavaş daha geniş alanlara yayıldı. Bazı kabileler ise tarıma hiçbir zaman alışamadılar, onlar ataları gibi avcılıkla ve balıkçılıkla geçinen göçebe topluluklar olarak kaldılar.
Tarımın ilk kez uygulandığı iki önemli bölge, Kuzey Afrika’daki Nil Vadisi ile Fırat ve Dicle nehirlerinin suladığı Mezopotamya Ovası idi. Nil Vadisinin küçük çiftçi grupları giderek büyük Mısır uygarlığını meydana getirdi Mezopotamya Ovasında da Asurlular ve Babillilerden günümüze dek çeşitli uygarlıklar doğdu.
İlkel tarım yöntemleri oldukça kabaydı. Sivri bir çubukla toprakta açılan deliklere tohum konuyor, yetişen ürün bıçakla ya da ilkel oraklarla ya da çekilip kopartılarak toplanıyordu. Pulluğa benzer bir aletin bulunmasıyla toprağın kabartılması ve ekin çıkartılırken toprağın yere bastırılması sağlandı, önceleri tarlalardaki işler kadınlar tarafından görülür, bu arada erkekler de ya hayvan güder, avlanır ya da düşmanlara karşı köyü korurlardı.
Evcil hayvanlar av sırasında kullanılmak (köpekler) ya da et ve süt için (koyun, keçi, inek ve sığırlar ) beslenirdi. Bir zaman sonra bunların gücünden de yararlanılabileceğini düşündüler. Bu hayvanlar yük taşıyabilir ya da pulluk çekebilirlerdi. Bu da önemli bir aşamaydı. İlk pulluklar
çatal biçiminde, toprağın üstünden geçirilerek onu kabartan sopalardı. Kullanımı zor ve bugünün ölçülerine göre pek de iyi iş yapmayan aletlerdi; fakat, toprağı havalandırıyor ve işi kol gücünden daha az zamanda bitiriyorlardı.
Mısırlılar, Mezopotamyalılar ve Çinliler gelişkin tarım yöntemleri kullanmaya başladılar. Gübrelemenin, sulamanın ve drenajın önemini anladılar. Seçme hayvanları kullanarak iyi cins hayvan yetiştirmeye ve bitki türlerini geliştirmeye çalıştılar, özellikle Çinliler, her karış topraktan en iyi verimi almakta oldukça ustalaşmışlardı. Onlara kıyasla Avrupa çok gerilerde idi. Romalılar Hıristiyanlık zamanında oldukça ileri tarım yöntemleri kullanmaya başlamışlardı ama V. yüzyılda Roma İmparatorluğumun ikiye ayrılmasıyla bu bilgiler kayboldu.
Bu dönemlerde Avrupa ülkelerinde tarım bilgileri ilkel, savurgan ve beceriksizceydi. Çok az çiftçinin kendi toprağı vardı. Arazinin çoğu ya kiliseye ya da soylulara aitti ve köleden az farkı olan ortakçı çiftçiler tarafından çalıştırılırlardı. Her arazinin büyük bir kesimi, soyluların av sporu için orman halinde saklanırdı. Daha az verimli topraklar otlak olarak kullanılır, kurutulacak otlar bataklık çayırlardan toplanırdı. Tarım yapılan kesimlerde her köylünün bir miktar toprağı vardı.
Yerleşmiş gelenekler bütün köylülerin aynı tür ürün ekmesini ve yılın belirli zamanlarında topluca ekim ve hasat yapmalarım sağlardı. Böylece, yeni bir ürün ya da tarımda yeni bir yöntem deneme olanağı da kalmazdı.
Tarım makineleri bilinmez ve sürümden başka her türlü tarla işi elle yapılırdı. Toprağın sürüldükten sonra düzeltilmesi için ilkel bir tırpan ya da bazı hallerde, sert kıllı fırça kullanılırdı. Tohum elle serpilir ve örtülmediği için de, çoğu kuşlar tarafından yenirdi. Beceriksizce hasat ve saklama yüzünden de bir bölümü kayba uğrardı. Evcil hayvanlar yiyecek yetersizliğinden gelişemez ve ölürdü. Bu hayvanların azalması da tarlalara gereken gübrenin yetersiz kalmasına yol açıyordu. Ürünün azlığı her zaman için açlık tehlikesini doğurmaktaydı.
Avrupa’da tarımın ilkellikten kurtarılması XVI. yüzyılda şimdiki Hollanda ve Belçika’da başladı. Buralarda toprağa yonca ve çimen ekimi ile zengin besin sağlanmış, hayvanların yem sorunu çözümlenmiş, böylece büyük hayvan sürüleri de beslenebilmeye başlanmıştı. Bu bitkiler toprağa nitrojen sağlayıp iyi saman vermenin yanı sıra, iyi kış yemi de oluyorlardı. Hayvanların ahırda beslenmesi sürekli gübre ve toprağa dikkatlice konulan gübre de daha iyi ürün alınmasını sağladı. Bu buluşa tarihte ‘Tarım Reformu” denmektedir.
Yeni buluşlar yavaş yavaş yayıldı ve XVIII. yüzyılda İngiltere’de birçok yenilikler daha bunlara eklendi. Atla çekilen ilkel tarım aletleri, nadas ve gübreleme sistemleri geliştirildi. Robert Bakavvell küçük ve büyükbaş hayvanların türlerini iyileştirmede öncülük etti.
Bu arada Amerika’nın keşfi, Avrupa’ya yeni yeni bitki ve tohumlar taşınmasını sağladı. Bunların arasında patates, mısır ve domates de vardı, önceleri güvensizlikle karşılanan bu bitkilerden özellikle patates, soğuk ve nemli yerlerle, bakımsız topraklarda da yetiştirildiği için, giderek Kuzey Avrupa’nın en önemli besin maddelerinden oldu.
XIX. yüzyılın ortalarında önemli bir keşif de Alman kimyageri Justus von Liebig tarafından, yapay gübre konusunda yapıldı. Yapay gübre kolayca, büyük miktarlarda iyi ürün alınmasını sağlıyordu.
Sömürge ülkeleri olan Kuzey Amerika’da tarım Avrupa’dakinden kötüydü. Oradaki insanlar vahşi doğayla ve Kızılderililerle savaşmaktan, iyi çiftçilik yapmaya fırsat bulamıyordu. Ayrıca, tarlalar verimsizleştiğinde ekecekleri başka topraklar buluyorlardı. XVIII. yüzyılda Benjamin Franklin’in öncülüğünde, verimsiz toprakların yararlı duruma getirilmesi için kireç kullanılması fikriyle bilimsel tarım bir anlamda başlamış oldu. George Washington’un Mount Vernon’daki çiftliği örnek olarak kullanıldı. Thomas Jefferson da ileri yöntemler denenmesinden yana bir başkandı.Bu ileri görüşlü önderlerin izinden giden bir-
çok zengin çiftçi yeni yöntemler geliştirmeye devam ederlerken, ayrıca kendileri gibi düşünen AvrupalI çiftliklerle İde sürekli ilişki içindeydiler.
ABD’de, kamu arazilerinin satışından elde edilen gelirle kurulan tarım okulları bilimsel yöntemleri tüm çiftçilerin hizmetine soktu. Hasatlama, bağlama ve parçalama makineleri gibi tarım aletleri de üretimi artırıyordu. Bir yandan damızlık hayvan ve tohum elde ediliyordu. Tarımda önce buhar gücünün, sonrada petrolün kullanılmaya başlaması kol gücünden tasarruf edilmesini sağladı.
XX. yüzyılda en büyük yenilik, kimyanın tarıma uygulanmasıyla oldu. Çağdaş çiftçilik, kimyasal maddelerden yapılan gübre ve böcek öldürücülerden çok yararlanmaktadır. Diğer bazı kimyasal ilaçlar da bitki hastalıklarını önlemekte, asıl bitkiye zarar vermeden zararlı otları yok etmektedir. Sentetik vitaminler, hormonlar ve antibiyotikler hayvanların çabuk ve sağlıklı yetişmesini sağlamakta ve bunlar bilinçli olarak kullanıldıklarında, etlerin yumuşaklığını ve içindeki yağ miktarını bile denetim altına almaktadırlar.
Makineler ve bilimsel yöntemler üretimi çok artırmış ve çiftliklerde gitgide daha az işçi kullanılmaya başlanmıştır.
Günümüzde gelişmiş ülkelerde çiftlikler eskilere oranla genişlemiş olup daha da büyüyeceği kesindir. Daha az emekle daha çok verim almak istendiği sürece, makine ve aletler çiftliklerin vazgeçilmez araçları olacaktır. Gelecekte, gelişkin araç ve gereçle donanmış bir çiftlikte çalışan bir
işçi, eskisine göre çok daha fazla üretim yapabilmektedir. Böylece bir çiftliğin kâr getirebilmesi için birçok modern makine ve alete gerek vardır. Bu da, çok para gerektirmektedir. Bu nedenle çiftçilerin çok yetkin olması, bütün yeni araştırma ve gelişmeleri izlemesi önemlidir.
Çiftçilik artık bir yaşam biçimi olmaktan çıkıp büyük bir iş koluna dönüşmüştür. Geleceğin çiftliği ” tarlada fabrika” olacaktır. Uygarlığın ve teknolojinin ulaştığı tüm boyutlara karşın, tarım günümüzün en önemli ve vazgeçilmez endüstrisi olma durumunu korumaktadır.

Yorum yazın