Tanzimat Dönemi Genel Özellikleri

Tanzimat Dönemi Genel Özellikleri

Tanzimat (Arapçada “düzenlemeler”), tanzİmat-i hayrİye olarak da bilinir, Osmanlı Devleti’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısını Batılı anlamda düzenlemek amacıyla gerçekleştirilen reformlar.

1839’dakiı Tanzimat Fermanı’yla(*) başlamış, I. Meşrutiyet’in ilanına (1876) değin sürmüştür.

II. Mahmud’un (hd 1808-39) yenileştirme girişimlerinin devamı sayılan Tanzimat’ın gerekçesi Tanzimat Fermanı’nda, Kuran’ın hükümlerine ve şeriat yasalarına uyularak yaşanan uzun bir refah çağından sonra çeşitli karışıklıklar ve şeriata bağlılığın terk edilmesi nedeniyle son 150 yılda Ösmanlı Devleti’nin içine girdiği gerilemeyi durdurmak, eldeki kaynakları değerlendirerek 5-10 yıl içinde kalkınmayı sağlamak ve yeni yasalarla devlet yönetimini iyileştirmek biçiminde açıklanıyordu. Bu gerekçenin gerisinde ise Osmanlı Devleti’nin karşı karşıya olduğu büyük güçlükler yatıyordu. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın ayaklanması ve Boğazlar Sorunu Osmanlı devlet yapısının yetersizliğini açıkça ortaya koymuştu. Gerek uluslararası bir boyut kazanan bu sorunların çözümü, gerekse her alandaki yetersizliklerin giderilmesi, köklü bir kalkınma ve yenileştirme atılımıyla sağlanabilecekti. Tanzimat’ın mimarlarından olan Mustafa Reşid Paşa, daha Paris’te elçiyken

II. Mahmud’a gönderdiği layihalarla geleneksel yönetimin bırakılmasını, Avrupa’daki parlamenter sisteme yakın bir sistemin benimsenmesini önermişti. Ama uygun ortam ve yeterli kadro bulunmadığından, önerilen idari, adli ve mali yenilikler yürürlüğe konamamıştı.

Osmanlı ordusunun Nizip Savaşı’nda (1839) Kavalalı İbrahim Paşa’ya yenik düşmesi, aynı günlerde II. Mahmud’un ölümü ve yerine Batı eğitimiyle yetişen ilk Osmanlı padişahı olan oğlu Abdülmecid’in (hd 1839-61) geçmesi, Mustafa Reşid Paşa’nın görüşleri doğrultusunda reformlara girişilmesi için elverişli bir ortam yarattı. Ağustos 1839’da İstanbul’a dönen Mustafa Reşid Paşa, gelenekçi yönetim kadrolarının direnişine karşın, öngörülen köklü yenilikleri içeren Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu (Tanzimat Fermanı) padişahın onayıyla okuyarak yürürlüğe koydu (3 Kasım 1839).

Tanzimat’ın ilk hedefi, insan haklarına saygılı, hukuka dayalı yeni bir rejime geçildiğini duyurmak ve Batılı devletlerin desteğini kazanmaktı. Bu adımla Avrupa devletleri, o zamana değin kendi dışlarında tuttukları Osmarılı Devleti’nin varlığını kendi çıkarları açısından önemsemeye başladılar, içeride ise birbirine zıt inanç, görüş ve akımların çatıştığı ülkede, siyasal birliğin dayandığı ortak noktaları bulma zorunluluğu ortaya çıktı. Bu yapılamazsa, farklı milliyet ve dinlerden toplulukları kapsayan, türdeş olmayan Osmanlı devlet yapısının Avrupa’dan gelen özgürlük, milliyetçilik ve bağımsızlık akımları karşısında dağılması kaçınılmazdı. Askeri, mali, toplumsal, idari ve adli alanlardaki aksaklıkları, düzensizlikleri ve eşitsizlikleri ortadan kaldırarak güçlü bir yönetim düzeni kurmak, Tanzimat’ın temel ilkesi oldu.

Fermanın yürürlüğe girmesini izleyen dönemde öncelikle Tanzimat’ın ne olduğunu yönetici kadrolara ve halka anlatmaya ağırlık verildi. Bu amaçla hazırlanan açıklayıcı yeni bir ferman ülkenin her tarafına ulaştırılmaya çalışıldı. Padişah Abdülmecid bu fermanla, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adli-ye’ce çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklere kesinlikle uyacağını, herkesin yasa önünde eşit olduğunu, hiç kimsenin yargılanmadan ölüm cezasına çarptırılmayacağım, baskıların sona ereceğini, vergilerin gelirle orantılı ve hakça toplanacağını, askerliğin her erkek için belli bir çağda yükümlülük olacağını duyurdu.

Tanzimat uygulamaya konurken, başlangıçta uzak eyaletlerin geleneksel yönetim yapılarına dokunmamaya özen gösterildi, ilk adım olarak 1839’da iltizam kaldırıldı ve her yörenin özelliğine, üretim potansiyeline, ticari konumuna ve bireylerin kazancına göre vergi alınması kararlaştırıldı. Ardından buna uygun mali düzenlemelere geçildi. Her eyalete yeni ekonomik sistemi uygulayıp izleyecek birer “muhassıl-ı emvâl” gönderildi. Bütün kamu görevlilerine aylık bağlanarak, arpalık, paşmaklık, ocaklık türü gelir edinme yöntemleri yasaklandı. Eyalet merkezlerinde birer “büyük meclis”, büyük kazalarda da “küçük meclis”ler kuruldu. Halkın seçtiği üyelerin de yer aldığı bu meclislerin başlıca görevleri vergi adaletini sağlamak, yenileştirmeleri yörede sürdürmek için gerekli kararları almak ve uygulamaktı. Metropolitler ve kocabaşılar da meclislere alındılar. Köylerde de ilk ihtiyar heyetleri oluşturuldu. Bütün bu organların oluşturulmasında Fransa’daki yönetsel düzenleme örnek alındı. Aynı dönemde angaryanın kaldırılması ve cizyenin yeniden düzenlenmesi gibi reformlar da yapıldı. Ferman sonrasında yeni dönem çalışmalarına 8 Mart 1840’ta törenle başlayan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, rüşvet ve yolsuzlukları önlemeye, mal ve can güvenliğini sağlamaya yönelik öncelikle bir ceza yasası taslağını kabul etti. Yasanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra haklarında suç duyurusu yapılan birçok yüksek kamu görevlisi bu mecliste yargılanarak cezalandırıldı.

1841’de Maliye Nezareti yeniden örgütlendi. Vergilerin türlerine ve toplanma yöntemlerine ilişkin yasalar hazırlandı. Ama muhassılların vergi toplamada karşılaştıkları güçlükler aşılamayınca, iltizam yönteminin bir süre daha uygulanması zorunluluğu doğdu. Bunun da nedeni ekonomik göstergelerin ve yükümlü nüfusun ülke genelinde doğru saptanamamasıydı. Bu amaçla, 1844’te nüfus ve emlak yazım ve sayımı yapıldı. Bu sayımda ülke nüfusunun 21 milyon Müslüman, 14 milyon gayrimüslim olmak üzere 35 milyon dolayında olduğu belirlendi. Öte yandan fermanı izleyen anlaşmalarla yabancı sermaye yatırımları özendirilirken, doğacak anlaşmazlıklar için de Nizam-ı Muhakemat-ı Ticaret adlı nizamname yayımlanarak ilk ticaret mahkemesi kuruldu (1840).

Bütün bu girişimler, büyük Avrupa devletlerini olumlu yönde etkiledi. Mustafa Reşid Paşa’nın da girişimleri sonucu Mısır’la çatışma ve Boğazlar Sorunu Londra Antlaşması

1840) ve Londra Boğazlar Sözleşmesi

1841) ile Osmanlı Devleti’nin istediği yönde çözüme kavuşturuldu. Bununla birlikte Avrupa devletlerinin çoğu yapılan reformları yetersiz bularak yeni düzenlemeler doğrultusunda baskılarını sürdürdüler.

Tanzimat uygulamaları ülke içindeki gelenekçi çevrelerin de sert eleştirilerine uğradı. Eleştirilerin başlıcası, Hıristiyan Avrupa devletlerinin yönetsel ve yasal düzenlerinin Müslüman Osmanlı Devleti için uygun olamayacağı, taklitçiliğin yarar getirmeyeceği yönündeydi. Bu nedenle 1841’den sonra Tanzimat atılmalarında duraklama oldu. Bu dönemde daha çok sağlık ve eğitimle ilgili çalışmalar yapıldı. Gureba Hastanesi’nin kurulması, vilayetlerden çağırılan ikişer delegenin Meclis-i Vükela’da bölge sorunlarını aktarması uygulamasının başlaması, askerlikle ilgili yasaların çıkarılması, vilayetlerde imar meclislerinin kurulması, ülke haritasının hazırlatılması, Nizamiye Ordu-su’nun örgütlenmesi (1843), rüştiyelerin yaygınlaştırılması ve Mekâtib-i Rüştiye Ne-zareti’nin kurulması, Meclis-i Maarif-i Mu-vakkat’m çalışmaya başlaması (1845), sıb-yan mekteplerinin iyileştirilmesi, ilköğretimin İstanbul için zorunlu ve parasız kılınması gibi adımlar atıldı. Mustafa Reşid Paşa 1846’da sadrazamlığa getirilince eğitim alanındaki çalışmalar daha da hızlandırıldı. 1847’de Mekâtib-i Umumiye Nezareti kuruldu. Öte yandan aynı yıl bir fermanla köle ticareti de yasaklandı.

Tanzimat’ın getirdiği ortam, umulan toplumsal barışı sağlayamadı. Değişik din ve milliyetlerden Osmanlı uyrukları arasındaki çatışmalar sürerken, merkezî yönetime karşı mücadeleler tırmanış gösterdi. İstanbul ve öteki büyük merkezlerdeki azınlıklar arasında Fransız, İngiliz uyruğuna geçme yönünde girişimler başladı. Lübnan’da Ma-runi-Dürzi çekişmesi açık bir savaşa dönüştü. ABD’li ve Avrupalı misyonerler, Anadolu ve Suriye’deki Hıristiyanlar arasında Protestan, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin propagandasını yoğunlaştırdılar. Yunanistan, topraklarını genişletmek için diplomatik ve siyasal mücadeleyi şiddetlendirdi. Fransızların Kuzey Afrika’ya sızma girişimleri hızlandı. Doğu Anadolu’da çeşitli Kürt ayaklanmaları ortaya çıktı.

1846’da ilk ülke içi gezisini yapan Abdül-mecid, Tanzimat uygulamalarının yararlı olduğunu ve bu uygulamaların süreceğini açıkladı. Mustafa Reşid Paşa ilk sadrazamlığında geleneksel kurumlan tasfiye etmeye çahşırken, Hıristiyan mezheplerin gelişmesinden doğan sorunları ve dış müdahaleleri diplomatik yollarla engelledi. Bu arada Yunanistan’la da bir barış antlaşması imzaladı. Eflâk-Boğdan (Memleketeyn) sorunundan kaynaklanan Osmanlı-Rus anlaşmazlığı Baltalimanı Antlaşması’yla giderildi. Avrupa’daki 1848 Devrimleri’nin ardından Macar milliyetçilerinin Osmanlı toprak-lanna sığınmasına izin verilmesi de Avrupa’da olumlu tepkiler yarattı. Osmanlı ülkesi “Avrupa’nın son özgürlük sığınağı” ilan edildi.

Tanzimat’ın yeniden hızlanmasıyla 1846’da mülki yönetimde düzenlemeye gidilerek eyalet sayısı 36’ya çıkarıldı. Yeni yerel yönetimlere geniş yetkiler tanındı. Merkezdeki Meclis-i Vüİcela’nm Avrupa ülkelerindeki hükümetler gibi çalışması için, Meclis-i Vâlâ ile Meclis-i Vükela’ya bağlı komisyonlar oluşturuldu. Adalet işlerinin düzenlenmesinde, şer’i yargı kurullarına ve ilmiye sınıfından kadıların konumuna dokunul-maksızın, İstanbul’da Muallimhane-i Nüv-vab açılarak nizamiye mahkemelerine başkanlık edecek yargıçları yetiştirme yoluna gidildi.

Yönetim alanındaki yeniliklere muhtelit ticaret mahkemelerinin kurulması (1847) ve Kanunname-i Ticaret’in çıkarılması (1850) gibi düzenlemeler de eşlik etti. Kapitülasyonların yararına işleyen söz konusu yasa yerli ve geleneksel sanayiye büyük zarar verdi. İstanbul’da ve eyaletlerde binlerce kişi işsiz kaldı. Toprak mülkiyeti ve arazi kullanımıyla ilgili ilk yasa 1847’de çıkarıldı. Uygulamada ortaya çıkan sorunları gidermek için sonradan bu yasada birçok değişiklik yapıldı. İstanbul’da bir Ziraat Meclisi kuruldu. Faizsiz tanm kredisi uygulaması başlatıldı. Halkalı Ziraat Mektebi açıldı. İstanbul’daki feshane ve basmahane ile askeri teçhizat, çini fabrikaları, Bursa’daki ipek, İzmir’deki kâğıt. Adana ve Tarsus’taki pamuk fabrikalan da bu dönemde kuruldu.

Öte yandan 1854’te Şehremaneti adı altında, İstanbul’daki ilk belediye örgütü oluşturuldu. Bilim ve edebiyat alanında Batı’yı örnek alan telif ve çeviri çalışmaları yapıldı.

Tanzimat’ın birinci döneminde ekonomik bunalım ve artan borç yükü, Tanzimat atılımlannın köklü bir dönüşüm yaratmasını büyük ölçüde engelledi. Kamu görevlileri ile büyük bir bölümü gayrimüslim olan küçük bir azınlık dışında, geniş halk kitlesi Tanzimat’ın getirdiklerinden pek az yarar sağladı. Tırmanan enflasyon nedeniyle halk daha da yoksullaştı. Mustafa Reşid Paşa, kısa aralıklarla sürdürdüğü sadrazamlığı sırasında bu sorunlara köklü ve akılcı çözümler getiremedi.

Kırım Savaşı (1853-56) ve Paris Antlaşmasından (1856) sonra çıkarılan Islahat Fer-manı’yla(*) Tanzimat’ın ikinci dönemi başladı. Azınlık cemaatlerine Müslüman halka göre daha geniş haklar tanıyan Islahat Fermanı’nın uygulanması için Bâbıâli’de bir “Meclis-i İcraat” kuruldu. Ama taşrada ve uzak eyaletlerde halkın yönetime sert tepki göstermesi nedeniyle birçok girişim sonuçsuz kaldı. Dış müdahaleler de giderek yoğunlaştı. Büyük devletler İstanbul’daki elçileri aracılığıyla sık sık Osmanlı Devleti’ nin içişlerine karışmaya başladılar. Sırp, Karadağ, Girit, Bulgaristan, Suriye, Cidde, Lübnan, Bosna-Hersek’teki ayaklanmalar iç sorunları ikinci plana itti.

Eflâk-Boğdan’ın ayrılmasından (1859) sonra Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki toprakları hızla daralmaya başladı. Sırbistan, Bulgaristan, Karadağ ve son olarak da Bosna-Hersek bağımsızlık kazandı. Midhat Paşa’nın 1860’larda Rumeli vilayetlerinde uyguladığı reformlar, kalıcı iyileştirmeler getiremedi. Büyük devletlerin Arabistan Yarımadasındaki ayaklanmalan desteklemesi nedeniyle Cidde ve Lübnan’la ilgili reform çalışmalarından da bir sonuç alınamadı. Abdülaziz’in (hd 1861-76) tahta çıkmasından sonra keyfi ve kişisel yönetim öne çıktı. Parasal bunahm, dış ve iç borçlanmalarda devletin en ağır sorunu oldu. Sadrazam Âli Paşa’nın çözüm arayışları sonuç vermedi. Padişahın aşırı harcamaları ve lüks saray yaşamı, yönetime duyulan tepkiyi artırdı. Balkanlar’dan gelen yoğun göç, işsizlik, Batıklaşma olgusunun yarattığı uyumsuzluklar toplumsal yapıyı daha da sarstı.

Bütün bu olumsuz koşullara karşın, Tanzimat’ın bazı önemli yenilikleri bu dönemde gerçekleştirildi. İdari reformlar çerçevesinde 1864’te oluşturulan Tuna Vilayeti, Tanzimat’ın temel ilkelerinin uygulandığı örnek bir yönetim birimi oldu. 1867’deki düzenlemeyle Osmanlı topraklan Rumeli’de 10, Asya topraklarında da 15 vilayete ayrıldı. Salname adı verilen devlet ve vilayet yıllıktan yayımlanmaya başladı. Aynı yıl taşınmaz satın alma hakkı tam olarak tanındı ve Mecelle(*) hazırlandı. 1869’da yürürlüğe konan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nde parasız ve zorunlu ilköğretim ilkesine yer verildi.

Âli Paşa’nın ölümünden (1871) sonra, sadrazamlık sık sık el değiştirdi. Bâbıâli’nin Abdülaziz çevresindeki kadrolarca yönlendirilmesi, Tanzimat’ın gerilemesine yol açtı. “Meşrutiyet”in ilanını amaçlayan Yeni Os-manlılann örgütlenme çabalan arttı. Abdülaziz 1873’tem sonra yoğunlaşan dış sorunla-n gerekçe göstererek sert bir politika izlemeye başladı.

1875’te Bosna-Hersek Ayaklanması’nm bastırılması için çıkanlan Adalet Fermanı sonuç vermedi. 1876’da Bulgaristan’da da ayaklanmalar baş gösterdi. Büyük devletlerin Doğu Sorunu’nu gündeme getirmeleri, yeni bir dış baskı ortamı yarattı. Devletin mali yönden iflasını belgeleyen Ramazan Kararnamesi(*), İstanbul’daki Softalar Ayaklanması, saray harcamalarının yarattığı hoşnutsuzluklar, sonunda Abdülaziz’in tahttan indirilmesine yol açtı (30 Mayıs 1876). I. Meşrutiyet’in ilanına (23 Aralık 1876) değin süren V. Murad’ın saltanatından sonra tahta II. Abdülhamid (hd 1876-1909) geçti ve Tanzimat Dönemi sona erdi.

Yorum yazın