Tanzimat Dönemi (1839 – 1877)

Tanzimat Dönemi (1839 – 1877)

Tanzimat hareketi, imparatorluk ülkelerinde özgürlük düşüncesinin doğmakta olduğuna bir işaretti. Gerçi
halk henüz bilinçlenmemişti, ama uzak görüşlü devlet yöneticilerinin çoğu bu düşünceden yanaydılar. Batı’da yenileşme hareketleri tabandan geliyor ve yöneticiler zorlanıyordu. Osmanlı ülkesinde ise durum tam tersineydi. Yenileşme hareketi sürekli olarak yönetenlerden gelmiş, yönetilenler ise, türlü etkiler sonucu buna karşı çıkmıştı. Tanzimat’ın ilanında da aynı şey olacak, halkların siyasi değilse bile sosyal hak ve özgürlükleri bir dereceye kadar güvenlik altına alınmak istendiği halde, direnme gene halktan gelecektir.
Hüsrev Paşa ve çevresindekiler, tutucu ve eski düzenden yanaydı. Buna karşılık, Mustafa Reşid Paşa ile taraftarları ülkede toplumcu, siyasi ve hukuki birtakım radikal yenilikler yapılması gerekliliğini savunuyorlar, adı tam konulmasa bile, ümmet düzeninden millet düzenine geçmenin hazırlıklarını yapma zorunluluğuna inanıyorlardı.
Abdülmecid tahta çıkınca (1839- 1861) Adliye Nezareti’nden sadrazamlığa geçen Hüsrev Paşa, Reşid Paşa’yı Hariciye nazırlığı görevinden uzaklaştırma çabalarında başarıya ulaşamadı.
Hüsrev Paşa Mahmud II ve Abdülmecid zamanında Mustafa Reşid Paşa’nın idamı için çok çalışmıştı.
Genç padişah Abdülmecid iyi bir Batılı eğitim görmüştü. Mustafa Reşid Paşa’yı ilk tanıdığında beğenmiş ve güvenmişti. Paşa da padişaha Batı’dan örneklemeler vererek onu, Tanzimat Fermanı’nı ilana hazırlıyordu.
3 Kasım 1839 (26 Şaban 1255) günü, Mustafa Reşid Paşa, üstünde padişahın hattı hümayunu, altında da ilerigelen devlet yöneticilerinin mühürleri bulunan bir “Meclisi Hassı Vükela mazbatası”nı (Bakanlar Kurulu karan) hazırladı. Bu, Tanzimat’ın resmi dayanağıydı. Reşid Paşa’nın elinden çıkmışsa da, esasları bir kurul tarafından hazırlanmıştı. Tören
de okunacak olan hattı hümayun geleneğe uygun olarak, sadrazama hitaben kaleme alınmıştı. Topkapı Sarayı’nda, Gülhane meydanında okundu ve Gülhane Hattı Hümayunu adını da buradan aldı.

Hattı hümayunu okuyacak olan Mustafa Reşid Paşa, heyecan içindeydi. Bu hareketin devlet ilerigelenleri arasında pek çok muhalifi bulunduğunu biliyordu. Çünkü hemen hepsi Tanzimat’ın kesinlikle son vermek istediği rüşvet, irtikâp ve nüfuz sayesinde çıkar sağlama gibi yerleşmiş bir düzenin içinde bulunan kişilerdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda 3 Kasım 1839 tarihinden başlayıp 1877 yılına kadar uzayan ve bazı tarihçilere göre de 1908’e kadar sürdüğü söylenen yeni bir döneme geçildi.

BİRİNCİ FERMANIN İLKELERİ
Gülhane Hattı Hümayunu’nun ilan ettiği ilkeler din ve ırk ayırmaksızın herkese can, ırz ve namus güvencesi, mülkiyet hakkı verilmesi, askerlikle ve verginin düzenlenmesi, açık soruşturma ve yargılama, devlet memuriyetinin düzenlenmesi ve rüşvetle mücadele ile ilgiliydi.
Gerçekte işin zor olan yanı uygulama sorunuydu ve gerek Abdülmecid, gerek Mustafa Reşid Paşa, uygulama girişimlerinden başarılı sonuçlar alamamışlardı. Toplum düzeninde, siyasi ve hukuki yapıda temelli değişikliklerin yapılamaması, özellikle Müslüman olmayan halkların hukuki durumunun istenildiği gibi düzeltilememesi yüzünden, devletin içişlerine sık sık yabancı devletler karışmış ve yöneticileri güç durumlara düşürmüşlerdi.
Abdülmecid’in istediği yeniliklerin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla bir temsili meclis kurulması da öngörülmüştü. Ülkenin çeşitli eyaletlerinden temsilciler seçilecek ve meclis de bu temsilcilerden oluşacaktı. Bu da netice vermedi.
Tanzimat Fermanı Batı âleminde çok iyi karşılandı. Bunun neticesinde Kavalalı’ya karşı bütün Batı Osmanlının safında yer alacaktı. Reşid Paşa’nın düşmanları onun yenilikçiliğini, Batılılarla kurduğu şahsi yakınlıkları bir suç gibi göstererek harekete geçtiler. Sonunda bu hareketin etkisinde kalan padişah, Mustafa Reşid Paşa’yı görevinden aldı. Böylece meydan, Mustafa Reşid Paşa’nın rakiplerinden serasker Rıza Paşa’ya kalmış oluyordu.
Rıza Paşa, tutucu bir askerdi. Tüm yenilik hareketi durduruldu. İlk defa eşitlikten, özgürlükten yararlananlar da ayaklandı. Eşitlik, giderek daha bazı hakların istenmesine, verilmemesi halinde ise başkaldırmaya, hatta ayaklanmaya dönüşüyordu. Ortodokslar Rusya’yı, Katolikler Fransa’yı ve Protestanlar da İngiltere’yi koruyucuları kabul ediyor ve her anlaşmazlıkta bu devletlere başvuruyorlardı.
Sadrazamlığa 4. kez Mehmed Emin Rauf Paşa getirildi. Abdülmecid, yine bu dönemde ilk defa halkın arasına girdi, fabrikaları, resmi daireleri gezdi, rütbe ve nişanlar dağıttı, yoksullara ve çocuklara ihsanlarda bulundu. Padişah, bir başka olumlu işe daha girişti ve yenileşmenin karşısında inatla direnen serasker Rıza Paşa ile Maliye nazırı Safveti Paşa’yı azletti.

TEKRARLANAN ISLAHAT FERMANLARI
Reşid Paşa şimdi ilk defa sadrazam oluyor (1846), kendi yetiştirmelerinden Ali Efendi de Hariciye nazırlığına getiriliyordu. Abdülmecid Avrupa devletlerinin tavsiyesiyle 1845’te ve 1856’da da azınlıklara yeni haklar veren iki ferman daha yayınladı. Bu da netice vermedi. Tutucuların direnci kırılamıyordu. Kötü gidişin önü alınamıyordu. Ama yine de modern bir ceza kanunu, bir devlet memurları kanunu ve bir arazi kanunu çıkarıldı.
1849 yılında çıkarılan Ticaret Kanunu ise özel hukuk alanındaki ilk büyük kanundu. Deniz Ticaret Kanunu 1863 yılında çıkarıldı.
Abdülmecid İslahatın yerleşmesi için eğitimi halka yaymak istedi. Devlet denetiminde “sıbyan mektepleri” açıldı. Medreseden ayrı Darülfunun açıldı. Mülkiye (Siyasal Bilimler) Mektebi açıldı.
Kura usulüyle 5 yıllık askerlik sistemi getirildi. Tanzimat döneminin en önemli olaylarından biri de, Büyük- çarşı yakınındaki esir pazarının, padişahın buyruğuyle dağıtılması ve insan alışverişinin yasaklanması oldu.
1848 Fransız devrimiyle yayılan özgürlük çabaları etkisini Osmanlı devletinin Batı’ya en yakın bölgesinde, yani Eflak ve Boğdan’da göstermekte gecikmedi ve ilk ayaklanma Boğdan’da başladı. Arkasından gelen Eflak ayaklanması Rus boyunduruğuna bir tepkiydi.
1851 ’de Macaristan’da da özgürlükçüler ayaklandılar. Osmanlı devleti özgürlükçüleri destekliyordu. 1740 kapitülasyonlarıyla Fransa Osmanlı ülkesindeki Katoliklerin ve Kudüs’ün koruyucusu niteliğini elde etmişti. Rusya da zamanla belli bir statü kazandı. Çıkan sürtüşme geçiştirildi. Ama Rusya, bununla da yetinmemiş ve Osmanlı ülkesindeki bütün Ortodoksların hamisi olduğunu kabul ettirmek istemişti. Bu, Osmanlı devletinin bir kısım haklarından vazgeçmesi anlamına geliyordu ve kabulü imkân dışıydı.
Rusya saldırıya geçti. Üniversitelerin gösterileri sonucunda Mustafa Reşid Paşa bir ara görevden çekildi. Fransa ve Ingiltere Rusya’ya savaş ilan etti.
Paris Barış Kongresi’ne Türkiye, İngiltere, Avusturya, Fransa, Sardinya ve Rusya katılmıştı. Sonra Prusya da davet edildi. Barış, Osmanlı devletinin mülki bütünlüğünün tanınması esasına dayanıyordu. Bu esas, Rusya’nın gelecekteki tecavüzlerini önlemek amacıyle İngiltere, Fransa ve Avusturya tarafından ayrı bir antlaşmayla da güvence altına alınmıştı.
1861 ’de Abdülaziz padişah oldu. Gerçi tahta çıkar çıkmaz yenileşme hareketlerinin sürdürüleceğini onaylayan bir ferman yayımlanmıştı ama, gerçekte uygulanmayan düzen değişikliği yalnızca sözde kalacak, bu da mutlakıyet ve keyfiliğin derecesini artırmaktan öteye geçemeyecekti. Abdülaziz, yönetim biçimine mutlakıyet ve istibdata doğru bir yön verdi. Siyasi yetkilerin hepsini kendisinde topladı ve bu davranışı ülke içinde büyük düş kırıklığı yarattı. Bu durum, imparatorluğun kötü yönetimini ve günün mali zorunluklarını ortadan kaldırmak için meşruti bir düzen kurmak amacını güden karşıt bir düşünce akımının doğmasına etken oldu.
Bu akıma göre, millet temsilcilerinden kurulu bir meclisin meydana getirilmesi ile hükümet ve yönetim sürekli denetim altında bulundurulacak ve böylece iktidarın kötüye kullanılması engellenecekti. Bu düşünceyi savunanlar, amaçlarının gerçekleşmesi yolunda gizli bir örgüt kurdular (1865), fakat karşılaştıkları güçlükler sonunda örgüt üyelerinin birçoğu Avrupa’ya kaçtı ve çalışmalarını orada sürdürmek zorunda kaldı. Kuruluş, “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” adını taşıyordu. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışında Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi ülkücülerin kalemleriyle güçlenen, zulüm ve zorbalığı şiddetle yeren bu yeni akım, özellikle aydın çevrelerde büyük bir ilgi görüyordu.
Bir ara sadrazam olan Ahmed Midhat Paşa padişahla ve tutucu çevrelerle ters düştü.
11 Mayıs 1876’da İstanbul’da başlayan “softalar kıyımı”, Mahmud Nedim Paşa’nın sadaretten, Haşan Fehmi Efendi’nin şeyhül İslamlıktan azline ve Abdülaziz’in, yeni kurulan Vekiller heyetinin girişimiyle 30 mayıs 1876 tarihinde saltanat makamından uzaklaştırılmasına sebep oldu. Kısa süre sonra saltanat makamındaki yeni bir değişiklik, ülkede bir anayasanın çıkarılmasını, meşruti düzenin kurulmasını ve Mebuslar Meclisi’nin teşkilini vaat eden Abdülhamid Il’nin devletin başına gelmesini sağladı (31 Ağustos 1876).
Sonuçta, devleti yeni bir statüye bağlamak isteyen Ahmed Midhat Paşa’nm girişimi sayesinde, meşrutiyet düzeni kabul edilmekle birlikte, milletin haklarından çok saltanat makamının ve dolayısıyle padişah haklarını gözeten, meydana getirilen Mebuslar Meclisi’ne gerçek yetkiler vermeyen 23 Aralık 1876 Anayasası ya: pilmiş ve Birinci Meşrutiyet dönemi başlamıştır (23 Aralık 1876).

Yorum yazın