Tahrir Nedir

Tahrir Nedir

tahrir (Arapçada “yazım”), tahrîr-î mema-lIk olarak da bilinir, Osmanlı Devleti’nde, toprağın mülkiyet ve tasarruf hukukunu, reayanın)*) yükümlülüklerini belirlemek, vergi tür ve miktarlarını saptamak için yapılan arazi ve yükümlü nüfus yazımı. “Tahrir-i memalik” (hem toprak, hem yükümlü yazımı) sonuçlarının işlendiği “tahrir defterleri” ile yalnız “tahrir-i nüfus” (yükümlü sayımı) sonuçlarının işlendiği “esame defterleri”, 1858 Arazi Kanunnamesi çıkıncaya değin kamunun ve halkın tapu kayıtları ile hukuklarını içeren ana belgelerdi.

Osmanlı Devleti’nin varlığı büyük ölçüde köylü kitlelerinin ürettiği tarımsal fazlaya vergi-rant biçiminde el konmasına dayanıyordu. Bunun gelir kaybına uğramaksızın gerçekleştirilmesi, azami artık aktarımıyla olabildiğince çok askeri sınıf mensubuna dirlik)*) verilmesi ve merkezî hâzinenin beslenmesi için başlıca yöntem tahrirlerdi. Toprak gelirlerinin sistematik biçimde kaydı Osmanlı Devleti’ne özgü değildi; örneğin

İngiltere’de, Anglosakson döneminde görece küçük ölçekte, 1066’daki Norman istilasından sonra da ülke çapında benzer bir uygulamaya gidilmişti. Bununla birlikte, Ortadoğu yönetim geleneklerinin taşıyıcısı bir yüksek İslam ulemasının katkısıyla 15. yüzyılda olanca ayrıntısıyla örgütlenen Os-manlı tahrirleri, ilkçağ ve ortaçağın geleneksel toplumları arasında bu yöntemin belki de en gelişmiş uygulamasını oluşturdu.

Tahrir, tımar)*) dağıtımının ve irili ufaklı dirlikler üzerinde görece güçlü bir merkezî denetimin sürdürülmesinin temeliydi. Dolayısıyla yeni ele geçirilen ve tımar sistemi kapsamına alınan bir bölgede öncelikle tahrir yapılırdı. Nişancı tarafından seçilen ve muharrir-i vilayet (il yazıcısı) denen Divan-ı Hümayun kâtibi, yazıcılar, kadılar, tımar defterdarı ve kethüda ile birlikte bölgeye gönderilirdi. Miri arazi)*) kapsamına giren toprakları büyüklüklerine ve öşür geliri durumlarına göre tımar, zeamet ve has olarak ayırmak, gerçek vakıfların devamı koşullarını belirlemek, gerekiyorsa selatin vakıflar kurmak, bütün bu işlemleri tahrir defterine işlemek ve kadı siciline yazdırmak, tahrir ekibinin başlıca göreviydi. Bu kadro önce yöre halkının alışageldiği eski töreleri, uygulanan yasaları (bak. örf, örfi hukuk), kurulu vakıfları, mülkname ve mukarrername denen belgeler aracılığıyla tasarruf edilen toprakları saptar, bunlara ilişkin belgeleri toplardı. Tahrir defterlerinin yazımında çok kısa özet açıklamalara, tanık adlarına ve görülen belgeye yer verilirdi. Bölgedeki bütün yerleşim birimleri, bunların her birindeki yükümlü nüfus, uygulanması gerekli şer’i ve örfi vergiler de defterlere yazılırdı. Defterlerde yükümlülerin medeni ve toplumsal durumları geniş biçimde yer alırdı. Gayrimüslim köyler, bunların öteden beri bağlı olduğu kurallar, kendilerine tanınan özel haklar, her köyün otlak, harman, koru, su kuyusu, yol vb ortak kullanım alanları, yetiştirilen ürünler, avlanan hayvan türleri, bir yılda ödenmesi beklenen vergi tutarları, göçebelerin yaylak ve kışlakları, geçiş yolları da, ayrıntılı biçimde belirtilirdi.

Uzun zaman alan bu çalışmalar sonunda düzenlenen müsvedde tahrir defterleri ve eklenen belgeler, özenle işlenen “mufassal tahrir defteri” kütüğü için hazırlık belgeleri olurdu. Bunun dışında bölgenin yönetim yapısını, yerleşim birimlerini, yıllık vergi tutarlarını göstermekle yetinen daha özet nitelikte mücmel defterler de (icmal defterleri) düzenlenirdi. İstanbul’da tamamlanan bu işlemleri son bir kez nişancının denetlemesi yasa gereğiydi. Defterlerin birer örneği yazımı yapılan eyalete gönderilir, aslı Defterhane’de saklanırdı. Dirlik tevcihleri, savaş zamanında istenecek sipahi ve cebelü sayıları, hâzineye gelecek yıllık vergi, atanan yöneticilerin ödenekleri, ortaya çıkacak toprak uyuşmazlıklarının çözümü gibi işler için mufassal tahrir defteri baş kaynak o|urdu.

İlk tahrirden sonra, ülke genelinde 30 yılda bir yinelenen tahrirlerden amaç ise, ortaya çıkan değişikliklerin saptanması, özellikle mirî arazi üzerindeki devlet denetiminin (bak. rakabe) yitirilmemesiydi. Bir bölgede toprağa ilişkin şikâyetlerin artması da orada yeni bir tahrir yapılmasının gerekçesi olabilirdi. Tahrir yenilemelerinde, “evvelki defter” ya da “atik defter” denen ilk mufassal defter temel alınırdı. II yazıcısı değişen durumları ya da önceki haksızlıkları yerinde saptadıktan sonra bunları “defter-i cedid”e (yeni defter) işlerdi. Üçüncü tahrirden sonra ise ilk mufassal deftere artık “köhne defter”, İkincisine “atik defter”, sonuncusuna da “cedid defter” denirdi. Yenileme işlemleri sonunda il yazıcısı her dirlik sahibinin eyalet valisinden aldığı “yaf-ta”yı ve dirlik beratlarını inceleyip durumlarını defterlere yazardı. Bundan sonra açıkta kalan topraklar “mahlûl” (boşalmış) sayılır, mevkufat görevlilerince bunlara kamu adına el konurdu. Tahrir defterinde bu tür yerlere “hariç ez defter” notu düşülürdü.

İki tahrir arasındaki sürede yapılan dirlik tevcihleri, terakki ve tahvil işlemleri ise “derdest ve ruznamçe defterleri”ne işlenirdi. Tımar sisteminin bozulmasından sonra miri topraklarda iltizam(*), mukataa(*) ve malikâne)*) yöntemleri uygulanmaya başlayınca, tahrir sistemi de çözüldü.

Vergi yükümlülerini ve orduya alınacak asker sayısını belirlemeye yönelik tahrir-i nüfus ilk kez 1831’de yapıldı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve yoksullar yükümlülük dışı sayıldıklarından esame defterlerine yazılmazlardı.

Tahrir ve esame defterleri, günümüzde Osmanlı tarihine ilişkin araştırmalarda en önemli arşiv belgeleri olarak kullanılmaktadır.

Yorum yazın