Şogunluğun Sonu

Şogunluğun Sonu

Japonya’nın dış ticarete açılması, Japonya’nın yarı derebeylik ekonomisi üzerinde şaşırtıcı bir etki yaptı ve özettikle de sanayiini köstekledi. Çünkü makine yapımı yabancı mallar, el ile yapılan dokuma kumaş ve metal işlerinden çok daha ucuzdu. Bu arada tarımsal ürünler ve hammaddeler, dışarı satıldığından, fiyatlar çok yükselmişti. En kötüsü de derebeylerin para konularında bilgisiz ve denemesiz oluşları idi. Yabancı tüccarlar aynı ağırlıktaki gümüş karşılığında, Japonya’dan altın almaktaydılar. Böylece Japonya’nın elinde avcunda olanı da alıp götürmüş, halkı daha da yoksullaştırmıştı.
Denizaşırı ticaretin etkileri, apaçık ortaya çıkınca, dışa karşı bir düşmanlık doğdu ve bu duygu giderek alevlendi. Sonunda yurt düzeyinde bir hareket, yabancıların ülkeden çıkarılmasına dek vardı. Bu hareketin önderleri, Japon Şogun ve yöneticilerini yabancıların ülkeye girmesine izin vermekle suçladılar. Önerdikleri çözüm ise; tüm devlet gücünün yeniden imparatorda toplanması idi. Çünkü imparator, o sıralarda, yaşamını gözlerden uzak olarak Kyoto’daki sarayda geçiren simgesel bir önder niteliğindeydi.
Böylece şogunluktan yana olanlarla imparatorun güçlenmesini isteyenler arasında kıyasıya bir çatışma başladı.
İmparatordan yana olanları Batı Japonya’nın iki güçlü klanı olan Satsuma ve Choshu klanları yönetiyorlardı. Avrupa uygarlığı ile yakın ilişkilerde bulunduklarından, yabancı teknoloji konusunda bir şeyler öğrenmişler ve öğrendiklerini demir, madeni eşya, silah, barut, cam, dokuma, şeker ve diğer ürünleri elde etmede uygulamaya başlamışlardı. Ürünlerinin satımından kazandıkları para ile de, daha büyük gemi tezgâhları ve madeni eşya fabrikaları kurmak amacıyla, Naga- saki yakınlarında yaşayan HollandalIlardan donatım araç ve gereçleri satın alıyorlardı, öteki klanlar
hâlâ ok ve yayı kullanırlarken, Satsuma klanı, sekiz yüz işçinin çalıştığı bir top dökümevini ve toplarla donatılmış gemiler yapan bir tersaneyi işletiyordu.
Ancak bu klanların önderleri, dış kaynaklı düşüncelere yatkın olmalarına karşın, samurayları bağnazcasına dış sömürüye karşıydı. Yabancı diplomat ve tüccarlara yönelik öldürme eylemlerinde ve kundakçılıkta bulunuyorlardı. Şogun’un ise bunları cezalandırmaya gücü yetmiyordu. O zaman, bu sorunu çözmeyi İngilizler üzerlerine aldılar; Satsuma’nın en büyük limanını bombaladılar ve birkaç gemiyi de yaktılar. O sırada Choshu klanı, kıyılarından geçmekte olan yabancı gemiler üzerine ateş açarak savaşı körükledi ve bu olay yabancıların gemilerinden oluşan bir donanmanın kalelerini bombalamasıyla sonuçlandı. Bu yenilgiler, ulusların yaşamını sürdürebilmesi için her yönde çağdaşları düzeyine ulaşması gerektiğini bu iki klana öğretti. Japonlar, bu yenilgileri unutarak kendilerini yenen İngilizlerle dost oldular. İngiltere’ye önemli sayıda samuray gönderdiler. Onların İngiltere’de madencilik, demiryolu yapımı, hükümet yönetimi ve askeri konularla ilgili teknik bilgiler öğrenmeleri sağlandı. Bu yöneticiler, klanlarında hızla önemli yerlere yükseldiler. Japonya, içinden karışınca İngiltere şogunlu- ğun yıkılması gerektiğine karar verdi. Bu amaçla Satsuma ve Choshu klanlarına silah, cephane, sanayi araç ve gereci yardımı yaptı.
Bu sırada, şogun da uyanmış, iç ve dış düşmanlara karşı kendini savunabilmek için, sanayi ve askeri alanlarda bir gelişmenin gerekliliğini anlamıştı. Fransızların yardımı ile Tokyo yakınlarındaki Yokosuka’da büyük bir tophane, dökümhane ve tersane yapıldı. 1866 yılında, dört yıllık bir çabanın sonucunda Japonya ilk buharlı gemisini denize indirdi. Donanmayı güçlendirmek amacıyla dışarıdan pek çok gemi satın alındı ve ordu,Fransızlarınki örnek alınarak yeniden örgütlendi.
Buna karşın, dışarıdan alınan mal, araç ve gereçlere ödenen paralar ve içeride başkaldıranlara karşı düzenlenen seferler hazîneyi eritmişti. Hükümet bu harcamalarını ancak tüccarlardan ödünç aldıkları parayla karşılayabiliyordu.
Tüccarlar, ticareti ve sanayii engellemiş bulunan derebeylikten hoşnut değillerdi. Ayrıca, geri verilmeyen ödünç paralardan daha da çok istenmeye başlaması onları güç duruma sokuyordu. İşte bu çetin ortamda derebeyliğe karşı çıktılar ve imparator yanlılarını parasal yönden desteklemeye karar verdiler.
Bu desteğin de yardımıyla Batı klanları 9 Kasım 1867’de Kyoto’daki imparatorluk sarayını ele geçirdiler ve son Tokugava şogunu Yoşinobu hiç direnmeye kalkışmadan o sırada işbaşında bulunan imparator Meyci’ye (Mutsu – Hits) boyun eğdi, bütün yetkilerini ona devretti. Bu suretle ikili hükümet sistemi (imparatorluk ve şogunluk) kaldırılmış oldu. İmparator çocuk denecek kadar genç olduğundan ülkenin kaderi 1868’den sonra samurayların eline geçti. Meyci Restorasyonu denilebilen bu hükümet değişimi, bazı göz- lemcilerce geriye atılmış bir adım olarak yorumlandı. Ancak çağdaş Japon tarihi içinde bu olayın önemi çok büyüktür.

Yorum yazın