Şark Meselesi

Şark Meselesi

Avusturya Joseph II ile ihtiraslı bir dış politikaya dönmüş ama Prusya Almanya’da karşısına dikilmişti. İşte bu etkilerle kararlı bir şekilde Doğu’ya dönme zorunluluğunu hissetti. Fakat Doğu üzerinde, Rusya ile anlaşmadan hiçbir işe girişemeyeceği- ni iyi biliyordu. Böylece, Prusya’nın düşmanlığı, Avusturya’yı Rus siyasetinin peşinden gitmeye sürükledi.
Daha 1782’de, Joseph II ve Katerina II, Avrupa’daki Osmanlı topraklarının muhtemel paylaşma planı üzerinde anlaşmaya vardılar. Böylece, Rus ve Yunan İmparatorluğu’na karşılık; batıda, Tuna ülkeleri ve İtalya’nın sahibi, geniş bir Avusturya monarşisi oluşacaktı.

Avusturya-Rus anlaşması Osmanlı imparatorluğu’nun kaderi üzerinde herhangi bir şüphe bırakmıyordu; sadece batılı büyük güçler bu emelleri başarısızlığa uğratabilirdi. Fransa Osmanlılardan kopardığı ayrıcalıkları kaybetmemek için, İngiltere de Rusya’nın Doğu Akdeniz’de güç kazanmasından korktuğundan Avusturya- Rus ittifakına karşı geldiler.

Rusya böyle Dır savaştan yayılmak için menfaat bekliyordu. Yeni bir Osmanlı-Rus savaşı patlak verince Prusya’nın niyetleri belli oldu. İsveç Rusya’ya girip Petersburg’a yürüdü. Rusya ve Avusturya, Prusya’ya karşı birleşince, Prusya da İngiltere’yle anlaştı. Fransa da Rusya’ya cephe aldı.

Osmanlıîara karşı yapılan savaş başka ve önemli sorunlar ortaya çıkaracaktı. Polonya’da milliyetçi bir hareket başlamıştı. Katerina II’nin yeni gözdesi Potemldn’in eski gözde Polonya kralı Poniatowski’nin tahtında gözü vardı. Ruslar Polonya’ya tam hâkim olmaya çalışırken Prusya’nın tehdidiyle bundan bir süre vazgeçtiler. Prusya’nın desteğiyle milliyetçiler Poniatowski’yi tahttan indirdi. Rusya, OsmanlIlarla savaş halinde olduğundan geri çekildi (1789).

Prusya, Polonya siyasetinde kesin söz sahibi olmuştu. Osmanlılardan Rusya sadece Kırım’ı alafeldi (1792). Avusturya’nın doğu siyaseti ise daha da başarısız oldu.

Burada, Avrupa diplomasisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılması ihtimalinin yarattığı ve “Ouestion d’Orient” diye adlandırılan “Şark meselesi” üzerinde, bir an durmak gerekir. Aslında, Şark meselesi Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan çok daha önce de var olan bir konuydu. Her dönemde, Boğazlar’ın, Şattülarap’ın, Toros sıradağlarırının ve Süveyş kıstağının stratejik önemi ve Balkanlar, Anadolu, Yakındoğu’da bazı bölgelerin İktisadî üstünlüğü, büyük devletleri, bü ülkelere tek başına sahip olma hülyasına doğru itmiştir, önce Yunanlılar ve Persler (M.Ö. VI.-IV. yy.), sonra Roma ve Helen monarşileri (M.Ö. III.- I. yy.), Roma İmparatorluğu ve Persler (M.S. l.-VII. yy.), Bizans imparatorluğu ve Müslüman devletler (VII.-VIII. yy.), üç kıtanın kavşağında bulunan bu ülkelere sahip olmak için tarih boyunca çekiştiler. Ama asıl “Şark meselesi” XVIII. yy.dan sonra büyük bir önem kazanarak alevlendi. İki önemli faktör meseleyi daha da tehlikeli hale getiriyordu. Ortadoğu’da ve Avrupa’nın güneydoğusunda yayılmış, ama işgali altındaki ülkelerde konaklamış bir ordu durumundan öteye gitmemiş ve Müslüman olmayan toplulukların yaşantısına hiçbir şekilde karışmamış olan Osmanlı imparatorluğu’nun zayıflaması; Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını kendi yararlarına değerlendirmek isteyen, fakat birbirlerine ve Büyük Britanya’nın Osmanlı ülkesine girmesine karşı olan Habsburglar’la Rusya’nın Doğu üzerindeki isteklerinin aynı doğrultuda artması. Habsburglar, Tuna vapur seferlerine nehrin ağzına kadar yalnız kendileri hâkim olmak istiyorlardı; ayrıca İslavlar’ın, Osmanlı İmparatorluğu’nu hâkimiyeti altında yaşayan ve bağım sizlik isteyen ırkdaşlarını örnek almasından çekinerek Osmanlı İmparatoluğu Islavları’nı da hâkimiyetleri altına almayı tasarlıyorlardı. Habsburglar’ın bu istekleri, Rus çarlarının sanlanyla bağdaşmayacak bir niteli gösteriyordu. Çünkü Ruslar da, Ista bul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirmek, hiç değilse, himayelerini k bul ettirerek, kendilerini Osmanlı tabiiyetındeki Islavlara Ortodoksları hamisi diye öne surmeK istiyorlard Böylece, Karadeniz’de kapalı don mallarına Akdeniz’e çıkış kapısı sa lama imkânını elde edebileceklerd Hindistan yolunu güven altına almak için BabIâli’nin zaafından yararla Büyük Britanya ise Akdeniz’in tek hâkimi olarak kalmak ve böyle Rusya’nın bu denize sızmasını engellemek istiyordu. Gerçekte, bu üç devletin birbiriyle çelişen istekleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1920’ye kadar yaşamasına yardım etti, öte yandan da bütün bir yüzyıl boyunca h! bir büyük devletin yararlı bir son alamadığı bir çok çatışmaya yol a tehlikeli bir durumun uzayıp gitmesine sebep oldu.

Yorum yazın