Protohistorya Nedir

Protohistorya Nedir

Madeni ilk kullanan ama, yazıyı bilen halklarla çağdaş olmalarına karşın, herhangi bir yazı geleneği bulunmayan insanların ürünü olan eski uygarlıkların tarihi. Bir başka tanıma göre de Tarihöncesi devirle Tarih devri arasındaki çağ olan Protohistarya, Batı Avrupa’da İ.Ö. son iki binyıl boyunca uzanır.Ancak sınırları ülkelere göre değişir. Sözgelimi, Okyanusya gibi bazı bölgelerde Protohistorya birkaç yüzyıl önce geçilmiştir. Proto-historya’ya Maden devri (Tunç devri ve bunu izleyen Demir devri) de denir.

TUNÇ DEVRİ, DEMİR. DEVRİ

Uygarlık akımları Doğu’dan Batı’ya yayıldığından, Eskiçağ Akdeniz dünyası halklarının tarih sahnesine çıkışlarıyla (Mısır için İ.Ö. III. bin), Kuzey Avrupa halklarının (İ.S. 1000) tarih sahnesine çıkışı arasında büyük bir fark vardır. İncelenen belgeler, hem arkeolojik sitlerin düzenli bir biçimde kazılmasından, hem de tek tek ortaya çıkarılan buluntulardan sağlanmıştır; bunlar, hemen hemen bütünüyle tunçtan araç gereçler içeren merkezler ortaya çıkarıldığında büyük önem kazanır; bazıları bozulmamış bir bütün halinde, bazıları da kırılmış olarak bulunan bu araç gereçler, yeniden eritilmek üzere toplanmıştır, aralarında külçelere de raslanır.
Cilalıtas devrindekinden (Tarihöncesi’nin sonu) daha önemli olan mezar lar, arkeolojiye, konutlardan çok dönemlerle ilgili bilgi sağlar. Gerçekter de, mezarlara konmuş olan tunçtar eşyalar, kullanılmayan birçok eşya gibi sık sık eritilmemiştir. Demirse ko lay paslanan bir madendir. Protohis torya halklarının günlük yaşamların daha iyi anlamak olanağı veren daya nıksız maddelerin (ağaç, deri, kumaş vb.) korunması ancak bataklık ortam da olanaklıdır. Tarihöncesi dönemdi taştan yapılmış birçok eşyadan (bunların ne için kullanıldıkları her zaman anlaşılmaz) farklı olarak, Protohistor ya dönemi araç, gereç ve silahların dan çoğumun neye yaradığı hemen anlaşılır. Seramik eşyaların ve süs eşyalarının çeşitliliği gibi bu araç gereçlerin de çeşitliliği, sınıflandırılmalarını zorunlu kılar; bu sınıflandırma, iyice belirlenmiş teknoloji ölçütlerine dayanır. Tuncun, daha sonra da demrin (tunç kullanımı ortadan kalkma dan) arka arkaya kullanılması Protohistorya’yı iki devreye ayırır; Tun devri ve Demir devri.

TAHKİMLİ KENTLER: OPPİDUMLAR

Aym kültürün birçok bölgesel fasiye-si bulunabilir ve bu durumda coğrafyanın büyük rolü vardır; sözgelimi, büyük vadiler her zaman insan topluluklarını çekerler. Bazı bölgeler, çok yoğun bir nüfusu barındırırlar, ama sonradan gelen uygarlık, buraları bırakarak başka yerlere yönelir; konumları nedeniyle ayrıcalıklı olan bazı sitler de hızla surlarla savunulan kaleler haline gelirler.
Demir devri boyunca bu yerleşmeler hızla geliştiler; önemli halklar Oppi-dumlar ‘da ya da gerektiğinde sığınmak için bunların yakınlarında oturdular. Birinci Demir devri olan Hall-statt çağını izleyen İkinci Demir devri, yani La Tene çağında, Roma imparatoru Sezar’m De Bello Gallico (Gal-ya Savaşı Üstüne) adlı yapıtında betimlediği ünlü murus gallicus (Galya surları) yapıldı. Çok derin hendekler ve bazen birçok sur ve burç, oppi-dum “ların savunmasını tamamlar. Bir oppidum’un oluşturduğu yerleşme yerinde, sokak izlerinin seçilebilmesine karşılık kökü daha eskiye dayanan köyler, yeğlenen belli bir yerleşme yönüne göre yavaş yavaş düzene giren (Tunç devrinin sonunda başlayarak) karmakarışık evler yığını halindeydi. Evler çok geniş olabiliyordu; dikdörtgen çatı, iki cephede kille örtülmüş çitlerle birbirine bağlanan direklerle taşmıyordu.

La Tene devrinde, evler toprağa gömülmeye başladı, boyutları da büyüdü: Eni 5-7 m’den 12 m’ye, hatta daha da fazlasına ulaştı. Dairesel planlı kulübeler de yapıldı, mağaralarda yemden oturulmaya başlandı. Bu dönemlerde çok sayıda bulunan göl evleri, uzun süre sanıldığı gibi göllerin ortasında değil, kıyısında yapılmıştır. Bataklıklı kıyılarsa iki açıdan yararlıydı: Korunma; avcılık ve balıkçılık için kaynaklar.

TARIM TEKNİKLERİ
Tarım, daha çok, Akdeniz bölgesi kökenli karasabanın toprak sürme işini gördüğü hafif topraklarda yapıldı. Demir devrinin sonlarına doğru saban ağır topraklarda kullanılmaya başlandı. Cilahtaş devrinden beri yaygın olarak ekilen buğday ve arpaya, darı, çavdar ve yulaf eklendi; taneler oppidum’larm silolarında depolanıyordu. Aynı zamanda mercimek, bakla, bezelye de yetiştiriliyordu. Tarla açmanın yanı sıra keçi ve koyun sürülerinin çoğalması ve madenciliğin gelişmesi ormanların yok edilmesini hızlandırdı. Evcil at, son Tunç devrinin sonlarında yaygınlaştı. Tekerlek önce simgesel olarak ortaya çıktı (gerçekte güneşin simgesiydi); Tunç devrinin sonunda arabalar tahtadan yekpare tekerlekler ve dökme tekerleklerle donatıldı. Birinci Demir devrinde, demir tekerlekleri (dört tane) tunçla bezenmiş gösterişli arabalar yapıldı. Daha sonra, Akdeniz halklarının etkisiyle, ayin arabasından iki tekerlekli savaş arabasına (Fransa’da ki La Tene devri mezarlarında izlerine çok raslanır) geçildi.

SAVAŞ SANATI

Kılıç, balta, hançer ve baltalı mızraktan önce temel savaş gereçleri değişti. Süvarilik büyük gelişme gösterdi: kısa süre sonra savaşçılar, kendilerini korumak için, uzun, demir bir kıln; ve çeşitli zırhlar kullanmaya başladılar.

Protohistorya toplumlarmdaki tabakalara ilişkin bilgileri konutlardan çok mezarlar verir, ama gene de soylu sınıfın oynadığı rol kesin biçimde belirlenememiştir. Eski Yunan yazarlar: sayesinde, İkinci Demir devri Kelt toplumuna ilişkin daha çok bilgi ele geçirilmiştir. Yontmataş devrinin sonlarında, mağarada yaşayan küçük öbe! ve Cilalıtaş devrindeki (kabile kavra mı belirginleşmişti) akrabalık ilişkilerine dayalı köylü toplulukları ile iyice örgütlenmiş Protohistorya halkları arasında doğal bir soy bağı vardır Kısa süre sonra askerler kastının çok güçlendiği görüldü; bu durum, mezarların zenginliği (özellikle savaş arabası biçimindeki mezarlar) açıkça göstermektedir. Soylu sınıfın ve din adamları sınıfının komutayı elinde tuttuğu çeşitli krallıklar kuruldu.

AKDENİZ HAVZASINDA YOĞUN DEĞİŞİMLER

Henüz ilkellikten kurtulamamış olan bu halklar, ürünlerini büyük bir açlıkla aradıkları Akdeniz dünyasından hiçbir zaman kopmadılar; kendi aralarında yaygın bir ticaret sürdürdüler; bazı hammaddeler 2 000 km, hatta daha uzağa (sözgelimi, Baltık ülkelerinin amberi, İ.Ö. 1500’e doğru Mykenai’ye satıldı) gönderiliyordu. Kartacalılar İ.Ö. 540’ta Cebelitarık boğazını kapatınca, karadaki önemli ulaşım eksenlerinde yoğun bir gidip gelme başladı; Yunanlılar ve Etrüsk-lerin zengin malları Alpler’in kuzeyine taşındı. Şarap ticareti güney Yunan kolonilerinden başlayarak yaygınlaştı. Maden filizi bakımından zengin bölgelerde dökümevleri kuruldu; madenlerin dökümünde önemli ilerleme oldu; özellikle madenden gerdanlık, bilezik ve tokaların yapımında büyük bir inceliğe ulaşıldı. Levha haline getirme ve haddeleme Tunç devrinden başlayarak yaygın olarak kullanıldı. Şarap tüketimi yaygınlaştı; Yunan ve Etrüsk biçimlerini taklit ederek yaptıkları seramiklerle Demir devri kazan yapımcıları sanatlarının doruk noktasına ulaştüar. Başhca demir işleme tekniği dövmeydi. Verimli bir zanaatkârlığın gelişmesine yol açan birçok yeni araç gereç ortaya çıktı (eğe, testere, vb.).

Çömlekçilik alanında, İ.Ö. V. ya da IV. yy’dan beri bilinen çarkın kullanımı La Tene H’de (İ.Ö. II. yy.) yaygın hale geldi; çarkın kullanılışı günümüze kadar değişmedi. Düşey dokuma tezgâhı Tunç devrinin sonundan başlayarak, dokumacılara, dayanıklı (çoğunlukla yünden) ve renkli desenli çeşitli kumaşlar dokuma olanağı verdi.

SÜS MERAKI

Ülkeden ülkeye değişen kılık kıyafetler arasında deri ve kürk giysiler dışında, kaplarla, pelerinlerle örtülü büyük gömlekler sayılabilir. Kadın kıyafeti, uzun gömlekler, bir bluzla örtülen kısa ya da uzun eteklerden oluşuyordu. Kemer, hemen hemen herkes tarafından takılırdı; bunlar madenden ve çok işlemeli olabiliyordu. Gö-ğüse tutturulan uzun, tunç iğneler, diskler, pandantifler, tokalar, bilezikler, taçlar, kolyeler takarlar; bu takılar zamanın ve ülkenin özelliklerini yansıtan büyük çeşitlilik sunarlardı. Doğu Avrupa ve Asya’dan gelen pan-talon giyme alışkanlığı, Kelt dünyası erkeklerinde genelleşti.

GÜNEŞ KÜLTÜ VE HAYVAN TANRILAR
Protohistorya halklarının dinsel inançları üstüne kesin bir bilgi edinmek güçse de, Güneş kültü ve hayvan tanrılar (özellikle de boğa) tartışma götürmez biçiftıde yaygındı. Hem Güneş kültü, hem de hayvan tanrılar bu dönemden önce ortaya çıkmıştı; bun lar Cilalıtaş devrinden beri Doğu Ak deniz’de varlıklarını sürdürüyorlardı Daha yakın dönemlerde, kahramanla rın ve tanrıların (bazen bir hayvani; birlikte) birbirine yaklaştıkları kamu tanrıcı Kelt dini, çok daha iyi bilin mektedir. Tapmaklar, yuvarlak ya d; dikdörtgen planlı taş ya da direkler den oluşan duvarla çevrili kutsa alanlar, tunçtan kutsal kaplarm bü yük rol oynadığı ayinlerin yapıldığ yerlerdi. Büyükbaş hayvanların kur ban edilmesi özellikle Çekoslovakya da yaygındı. Cenaze ayinlerinde büyük zenginlikler gözler önüne serilirdi. Bazen gömme eylemine bir cenaze yemeği eşlik ederdi. At da efendisiyle birlikte mezara gömülürdü. Geometrik motiflerin çoğunun kökeni Doğu ve Akdeniz ülkelerine dayanırsa da bunların bir araya getirilmeleri, bütünüyle özelleşmiş evrimleri, güçlü bir sanatın varlığına tanıklık etmektedir. Söz konusu sanat, La Tene’de bütünüyle Keltlere özgü sanata ulaşan, her çeşit etkiye kapalı, özellikle insan ve hayvan resimlerinde parlak biçimde kendini gösteren bir sanattır. Kıvrımların bezenmesi, Kuzey ülkelerin-
de, özellikle de Britanya adalarınde özel bir değer kazanmıştır. Romalıla rın fethinden sonra, Pax romana (Ro ma barışı) Galya’ya egemen olunca Romalılık Kelt uygarlığına kendini hiç bir zaman bütünüyle kabul ettireme di ve Kelt geleneği özellikle sanat ala mnda varlığım korudu.

Yorum yazın