Osmanlı medreseleri

Osmanlı medreseleri nelerdir – Osmanlı medreseleri hakkında bilgiler
Osmanlı medreseleri. Osmanlı devletinin kuruluşundan kısa bir süre sonra, öteki İslâm ülkelerinde ve Anadolu’da, Osmanlılardan önceki Türk devletlerinde görülenlere uygun ölçüde medrese yapımına başlandı. İlk osmanlı medresesi İznik’te Orhan Gazi tarafından kurulan ve İznik Orhaniyesi (1331) adını alan medresedir. Ondan sonra yine İznik’te Süleyman Paşa (öl. 1357) kendi adına bir medrese kurdurdu. İznik Orhaniyesi’nin başına, çağın ünlü bilgini Mevlânâ Davudi Kayseri getirildi. İznik’ten sonra Bursa’da Orhan Gazi, Murad Hüdavendigâr, Yıldırım Bayezid, Mehmed I (Çelebi) ve Murad II tarafından medreseler yaptırıldı. Edirne başkent olunca çağın en büyük medresesi Murad II tarafından orada yaptırıldı. İstanbul’un almışından sonra, medrese yapımı hızlandı, ilk defa Fatih Sultan Mehmed tarafından Zeyrek (Pantakrator) ve Ayasofya kiliselerinin papaz hücreleri onarılarak medreseye çevrildi. Daha sonra kendi adiyle anılan Fatih camii (ilk adı, Yenicami) çevresinde Medarisi Semaniye (Sekizli medreseler de denir) adı verilen çağın en büyük medreselerini yaptırdı (1470). Fatih Sultan Mehmed, daha sonra Eyüp camü yanında E-yüp medresesi’ni açtırdı. Bayezid II, Be-yazıt medresesini, Kanunî Sultan Süleyman ise Osmanlı devletinin en ileri durumdaki kurumlarından biri sayılan Süleymaniye medreselerini (1556), aynı çağda vezir Rüs-tem Paşa kendi adiyle anılan Rüstempaşa medresesini yaptırdı. Mehmed IV zamanında medrese yapımı sürdürüldü, İstanbul’da küçüklü büyüklü on medrese açıldı.
XVIII. yy.da yaptırılan Nuruosmaniye camii bitişiğinde öğretim yapan Nuruosma-maniye medreseleri göreve başladı. Osr manii devletinin kuruluşundan, XIX. yy. başlarına kadar gerek sultanlar, gerekse bilginler, devlet büyükleri tarafından kendi adlarıyle anılan birçok medrese yaptırıldı. Aşağı yukarı her büyük caminin yanında bir medrese kurmak, değişmez bir gelenek niteliği kazandı. Bu yüzden gerek İstanbul gerek Anadolu’nun değişik illerinde yaptırılan camilerin yanında, medrese yapımına da geniş yer verildi.

Osmanlı medreseleri kuruluşları bakımından, sultanî (sultanlar tarafından yaptırılan) ve hususî (devlet büyükleri, zenginler, bilginler tarafından yaptırılan) olmak üzere ikiye ayrılır. Hayrat olarak cami, mes^ cit, kütüphane yaptırmak isteyenlerin, bunların yanına bir de medrese ekledikleri, bu yüzden birçok medrese ortaya çıktığı görülür. Mollagüranî medresesi, Gazanfer-ağa medresesi, Amcazadehüseyinpaşa medresesi, Muratmolla medresesi, başlangıçta özel olarak kurulan medreselerdir. Anadolu’nun müslüman Türkler tarafından a-lınışından sonra kurulan bu medreselerin belli bir gelişim çizgisi üzerinde olmasına karşılık, kuruluş, yapı, düzen ve öğretim anlayışı bakımından aralarında önemli ayrılıklar vardı. Bu farklılığın en belirli nitelikleri, OsmanlIlarda görülür. Osmanlı medreseleri, devletin yayılma, gelişme im-kânlarıyle eş doğrultuda yürür. Osmanlı ordularının gittiği, Türklerin yerleştiği her yerde cami ve medrese birbirinden ayrıla-mayan bir bütün olarak kurulur. Bir «külliyelin ana bölümü niteliğinde olan medrese biraz da din ile yan yana gider, isr lâm dininin, belli anlayış ölçüleri içinde bilime verdiği değer ve önem gereğince her yerde medrese açılır, öğretim yapılırdı. Bu yüzden OsmanlIlarda, devlet kurumu olarak medresenin ayrı bir yeri ve değeri vardır.

• Medreselerin işleyişi. Osmanlı devleti dışında kalan islâm ülkelerinde, özellikle i-ran, Suriye, Irak ve Mısır’da medrese öğretimi tek ilkeye, yalnız islâm dinî kurallarına göre yapılıyor, mezhep ayrılıklarına uyularak düzenleniyordu. Medresenin işleyişi, bağlı olduğu mezhebin anlayışına, fıkıh görüşüne dayanıyordu. Bu medreselerde temel bilim, hadis veya öteki islâm bilgileriydi. Bu yüzden bazı medreselere, «hadis okutulan yer» anlamında dârülhadis deniyordu. Medresenin yönetimi başta bulunan bilginin, müderrisin görüşüne dayanıyordu. Bütün öğrenciler, başta bulunan bilginin düşünce doğrultusunda öğrenim ve eğitim görürdü. Medresede öğrenim gören öğrencilerin yiyeceği, içeceği, öğrenim süresi boyunca (medresede yatıp kalktıkları sürece) devlet tarafından sağlanırdı. Medreselerde devlet yönetimiyle ilgili konular, siyaset okutulmazdı. ilk medreselerde felsefe, riyaziyat, tıp, tarih gibi bilgilere yer verilmezdi. ilk defa Selçuklular zamanında

açılan büyük medreselerde, çağın bütün bilgileri, belli ölçüler içinde, öğretilmeğe başlandı. Medresenin başında bulunan kimse,. medreseyi yaptıran (çoğu zaman vezir veya padişah) tarafından tayin edilirdi. Medrese yöneticisi, öğrencilerin bütün davranışlarından, eğitim ve öğretiminden sorumluydu.

Selçuklulardan sonra, medrese kurumunu geliştiren OsmanlIlarda, medrese düzeni, zamanın ihtiyaçlarına göre birçok değişikliğe uğradı. Gerek içyapısı, gerek yönetimi zamanla değişen, çağın gereklerine uyan medrese, ilk defa Fatih Sultan Mehmed tarafından köklü bir düzene bağlandı, eski yönetim anlayışı değiştirildi. Daha önceki türk medreseleri öğretim düzeni bakımından, yükseköğrenim dışında, telvih, miftah ve hâşiyei tecrit olmak üzere üç bölüme ayrılıyordu. Din bilgilerine göre düzenlenen bu medrese anlayışının dışında sarf ve nahiv (dilbilgisi) okutan medreseler de vardı. Bu, Yıldırım Bayezid zamanında geçerli olan bir öğretim düzeniydi. Fatih Sultan Mehmed, Medarisi Semaniye’yi kurduktan sonra medresenin işleyişine yeni bir düzen getirdi. Sekiz medreseden kurulan bu öğretim ocağı Kuzey (Karadeniz) ve Güney (Akdeniz) bölümleri olarak ikiye ayrıldı. Kuzeydeki kurum kendi içinde Başkurşunlu, Çifte Başkurşunlu, Çifte Ayakkurşunlu, A-yakkurşunlu, güney yönündeki kurum ise Başkurşunlu, Ayakkurşunlu, Çifte Ayakkurşunlu, Çifte Başkurşunlu olmak üzere dörderden sekiz bölüme ayrıldı. Daha sonra bu sekiz bölümlü medreseye öğrenci yetiştirmek amacıyle tetimme (musilei sahn) adı verilen sekiz medrese daha kuruldu. Tetimme öğrencisinin (suhte) bütün ihtiyaçları, kurum tarafından görülürdü. Medresede yatıp kalkan subtelerin eğitimi ve öğretimiyle görevlendirilerek onlar gibi medresede kalanlara muid denirdi.

Tetimmeyi bitiren bir öğrenci semaniye’ye girerdi. Böylece medresenin başlangıçta üçlü olan düzeni hâşiyei tecrit, miftah, kırklı (telvih), hariç, dahil olmak üzere beşe yükseldi. XVI. yy. başlarına kadar uygulanan bu işleyiş^ düzeni, Kanunî Sultan Süleyman’ın Süleymaniye medreseleri’ni yaptırması üzerine yeniden değiştirildi. Medarisi Semaniye’nin daha geliştirilmiş bir örneği olan Süleymaniye medreseleri, işleyiş bakımından yeni bir düzen getirdi. Bu medreseler tıp, riyaziyat, dârüşşifa, dârülhadis ve tetimme olarak beş ayrı bölümden kuruldu. Medarisi Semaniye’de dahil’den sonra fıkıh (islâm hukuku), ilâhiyat, edebiyat, Süleyma-niye’de ise tıp ve riyaziyat okutulurdu. Süleymaniye medreselerine ancak medarisi semaniye öğrenimini bitirenler girebilirdi. Zamanla ortaya çıkan ihtiyaçlar yüzünden, medrese düzeninde yeni bir değişiklik yapılarak «altmışlı» adı verilen bir «derece» kondu. Böylece medreseler hariç, dahil ve altmışlı adı altında üç dereceli bir işleyiş düzenine bağlandı. Bu üçüzlü medrese düzeni ibtida ve hareket denen iki bölüme ayrıldı.

Bunlar, dört süleymaniye ve musilei süleymaniye adı verilen dereceler araşma kondu. Zaman zaman birtakım eklemelerle os-manlı medreseleri on iki dereceli öğretim kurumlan niteliğini kazandı: ibtidai hariç; hareketi hariç; ibtidai dahil; hareketi dahil; musilei sahn; sahnıseman; ibtidai altmışlı; hareketi altmışlı; musilei süleymaniye; ha-vâmisi süleymaniye; süleymaniye; dârülhadis. özellikle İstanbul medreselerinde ortaya çıkan bu derecelenme, Edirne, Bursa medreseleri için de geçerliydi.

Medrese düzeni içinde görev alan müderrisler arasında en yüksek derecelisi reisül müderrisin (müderrisler başı) denen dârül-hadis müderrisiydi. Ondan sonra gelen ve belli derecelere göre sıralanan müderrislere (musile süleymaniye müderrislerine kadar), «müderrislerin büyükleri» anlamında kibarı müderrisin denirdi. Her medresenin bir müderrisi vardı. Bazen, birden fazla müderris^ olunca, bunlara derecelerine göre û-lâ, sâniye, sâlise gibi unvanlar verilirdi. Her müderrise derecesine göre aylık ödenirdi. Müderrisler genellikle medreselerde görev yapar, öğrencilerin sayısı çoğalırsa camilerden birinde ders verirlerdi.

Osmanlı medrese düzeninde bütün dersler medreselerde ve belli kimseler tarafından öğretilmezdi. «Dersiye» denen bir ders daha vardı. Bu ders, belli bir yerde değil de camilerde okutulurdu. Bu dersiyelerin ibtidai hariçten musilei sahna kadar yükselen dereceleri vardı Bunlar arasında ûlâ

Daha sonra, yeni bir değişiklik yapılarak Süleymaniye medreselerine önce havamis, sonraları hamse denen dereceler eklendi.
ve sâniye derecesinde bölümlere ayrılanları da görülür. y

Medreselerde okutulan dersler, cüziyat, u-lûmi âliye ve ulûmi alîyye olmak üzere üç bölümdü. Hesap, hendese, hikmet okutulanlara cüziyat, kelâm, belâgat (maâni, be-dî ve beyan) mantık, sarf, nahiv derslerine ulûmi âliye (yüce bilgiler), üçüncü bölüme giren tefsir, hadis, fıkıh gibi derslere de ulumi alîyye (en yüksek bilgiler) denirdi. Dersler belli düzene göre ve başlangıç niteliğinde olandan en karmaşığına doğru git-

tikçe genişlerdi. Sınıf yükseldikçe dersin konusu en küçük ayrıntılarına, en derin sayılan meselelere kadar uzardı. Medreselerde oktulan dersler deneye dayanmaz, e-le alınan meselelerin çözümü genel mantık kurallarına göre yapılırdı.

Medreselerin bakımı. ister padişahlar, ister devlet büyükleri veya özel kuruluşlar, bilginler tarafından yaptırılsın, bütün medreselerin giderlerini, orada okuyanların öğrencilik hayatı boyunca ve medresede yatıp kalktığı sürece ihtiyaçlarını karşılayan vakıfları, gelir kaynakları vardı. Medrese yaptırmayan fakat gelir kaynaklarını medreselere bağışlayan kimseler çoktu. Osmanlı devletinde (sonradan kamu yararına vakfedilen) birçok özel medrese de vardı. Bunlar büyük küçük bütün gelir kaynaklarıyle vakıfların yönetimi altına girer, devletin malı olurdu.
• Mimarî. Medresenin bir avlu çevresine sıralanmış odalardan meydana gelen orta asya ev planının gelişmiş örneği olduğu söylenir. Bağımsız veya başka bir binaya bitişik olarak inşa edilmiştir. Fonksiyonu gereği bazı belirli eleman ve ¡bunların gerektirdiği hacimlerden meydana gelir. Bu bina elemanlarının hepsi bir medresede bulunmayabilir, fakat genellikle hepsinde avlu, eyvan, kışlık dershane, talebe hücreleri vardır. Türbe, mescit, aşhane, çeşme gibi bina elemanları ise bazı medreselerde bulunmaz. Bu mimarî elemanlardan avlu, medresenin en önemli parçasıdır. Çünkü ıbina düzeni avlu çevresine kurulmuştur. Üstü kapalı veya açıktır. Kapalı avlulu medreselerde avlu, kare veya kareye yakın bir dikdörtgen biçimindedir. Kubbe veya tonoz şeklindeki üst örtünün tepesi deliktir ve avlunun orta yerinde, deliğin tam altında rastlayan yerde bir havuz vardır. Bu tip medreselerde revaklara sık sık rastlanır.

Açık avlulu medreselerde avlu, dikdörtgen şeklinde olur; çevresine talebe hücreleri yerleştirilmiştir. Avlunun ortasında yine havuz vardır. Revaklar ise bu tip medreselerde avlunun bir parçasıdır, avluya estetik bakımdan hareket ve yön verir. Eyvan, medresenin güneş ve yağmurdan korunmuş, fakat kapalı olmayan çalışma ve dinlenme mekânıdır. Medreselerde eyvan sayısı, bir ile dört arasında değişir. Tek eyvanlı medreselerde eyvan, binanın uzunlamasına ekseni ucunda yer alır. Çift eyvanlı medreselerde ise iki ayrı düzen göze çarpar: eyvanlar ya avluyu orta yerinden kesen eksenlerin birer ucunda veya aynı eksenin i-ki ucundadır. Aynı büyüklükte olduğu gibi biri büyük öteki küçük olabilir. Üç ey-vanlı medreseler ise ana eyvanın yanına eklenen iki küçük eyvandan meydana gelir. Dört eyvanlı medreseler girişte küçük, ortada büyük ve bunun yanlarında orta büyüklükte iki eyvan eklenmesiyle meydana gelir ve medrese mimarîsinin en gelişmiş örneklerinde görülür. Medreselerde, soğuk havalarda kullanılmak üzere kışlık dershaneler vardır. Bunlar ana eyvanın sağında veya solunda yer alır. Genellikle, önceleri dikdörtgen biçiminde ve beşik: tonozlu, bazen çapraz tonozlu olarak inşa edilirdi. Bu kısım, bazı medreselerde mercit olarak da kullanılmıştır. Daha sonra medrese içinde bağımsız mescitler yapıldı. Minare, medrese binasına yapı elemanı o-larak ilhanlı çağında girdi. Genellikle, girişin iki yanında yer alırdı. Selçuklu ve il-hanlı medreselerinde türbenin önemli bir yeri vardı. Bulunduğu yer genellikle avlu çevresidir. Külâhlı, kubbeli ve medrese eyvanına benzer planlıdır. Medreselerde talebe hücreleri, genellikle avlunun iki yanma konulmuş, sivri beşik tonozlu küçük odalardır. Duvarlarında dolap nişleri ile yanda veya köşede ocak vardır. Anadolu’da medreseler çapraz ve tek eksenli olmak ü-zere iki tiptedir. Fakat büyük bir kısmı 4 tek eksenlidir. Bu tip medreselerde eksen genellikle giriş eyvanıyle ana eyvan tarafından tespit edilmiş, avlu biı yönde derinlik kazanmıştır. Bu tip medreselerde giriş eyvanı yoktur.

XIII. yy.ın ikinci yarısında Selçuklular büyük anıtsal medreseler yaptılar, özellikle Doğu Anadolu’da görülen bu medreselerin en ünlüleri Sivas ve Erzurum’da bulunan Çifteminareli medreselerdir. 1271’de yapılan Çifteminareli medrese’den (Sivas) bugüne yalnız giriş cephesi ve minareler kaldı. Erzurum’daki ise 1250’de yapıldı; bu medrese, Anadolu’da az görülen çift katlı medreselerdendir. Selçuklu devrine ait Ca-cabey medresesi (1272) [Kırşehir], Taşmed-rese (1250) [Akşehir], Çiftemedrese (1205) [Kayseri], önemlidir.

OsmanlIlar devrinde yapılan medreselerin plan ve yapı düzenleri de selçuklu medreselerine benzer. Genellikle üstü açık ve çevresi revaklı bir avluları vardır. Bu avlu çevresinde öğrenci odaları ve selçuklu medreselerindeki eyvanın yerini alan büyük kubbeli bir eda görülür. (Bu oda aynı zamanda mescit olarak da kullanılırdı.) Avlularda bir havuz ve birkaç ağaç bulunur, öğrenci odalarının üstü genellikle küçük bir kubbeyle örtülüdür. Osmanlı medreseleri de bir veya iki katlı olarak yapılırdı. Planları bazen Merzifon’daki Fatih medresesi gibi haçvarî veya Amasya’daki büyük Ağa medresesi gibi çok köşeli olabilir. Bazen de arazinin durumuna uyarak, Sü-ley maniye külliye sinin Salis ve Rab i medreseleri gibi kademeli olur. Osmanlı medreselerinin en önemlileri Bursa’da Yeşilca-mi medresesi (1415), Muradiye medresesi
(1426), Çelebisultan medresesi (1914) [Merzifon], Üç şeref eli cami inin medresesi (Saatli medrese) [Edirne], Kapıağası -medresesi (1488) [Amasya] ile Beyazıt ve Sü-leymaniye medreseleridir (İstanbul). [-» Bib-liyo.] (m)

Medresei Süleymaniye, Kanunî Sultan Süleyman tarafından Süleymaniye camii çevresinde kurulan medrese. Medrese açıldıktan sonra Fatih medreselerinde okutulan fıkıh, kelâm, arap edebiyatı, şerî ilimler, tabiiyat, riyaziyat, tababet gibi dersler burada okutulmağa başlandı. Süleymaniye medresesinden daha küçük medreselere Mu-sileî Süleymaniye veya Süleymaniye tetim-meleri denirdi. (M)

Medresetül Eimme ve’l Huteba, imam ve hatip yetiştirmek amacıyle 1913’te açılan okul. Osmanlı devleti idare teşkilâtında imamların, dinî görevlerinden başka idarî görevleri de vardı. Bu yüzden biraz okumuş olmaları gerekiyordu. Hatiplerin de halkla ilişkileri daha fazla olduğu için öğrenim görmesi gerekliydi. Bu yüzden bilgi

li din görevlileri yetiştirmek için bu medrese açıldı, öğrencisinin çok az olması yüzünden kısa bir süre sonra kapandı, (m) Medresetülhattatin, islâm sanatlarını ve eski yazı türlerini öğreten okul. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra şeyhülislâm ve Evkaf nazırı Hayri Efendinin çalışmalarıyle İstanbul’da kuruldu (1914). Daha önceleri, yazı, sarayda Enderunu Hümayun’da öğretilirdi. Saray memurları ve Enderun’a alınan gençler yazıyı burada öğrenirdi. Saray dışında ayrı bir mektep yoktu, isteyen, yazı öğrenmek için ünlü bir hattata »giderdi. 1895’te sadrazam Ahmed Cevad Paşa, güzel yazıyı unutulmaktan kurtarmak için BabIâli’nin Divanı Hümayun adlı dairesinde Talimihat şubesini kurdu. Fakat, paşanın ölümüyle bu kurum ortadan kalktı.

(M)

Medresetülirşat, vaiz, hatip ve imam yetiştirmek için Medresetül Vaizin ile Medre-setül Eimme ve’l Huteba’nm birleştirilmesiyle İstanbul’da açılan okul <1919). Med-resetülirşat, Darülhikmetil tslâmiye’ye bağlandı. iki kısımda öğretim yaıpardı. öğrenci yatılıydı. Yemek ve her türlü gider, okul tarafından karşılanırdı. Vaizlik bölümüne her yıl on öğrenci alınırdı, öğretim sıüresi Vaizlik ve Hatiplik bölümünde üç yıl, i-mamlık bölümünde iki yıldı. Okulu bitirenler yüksekokulu bitirenlere eşit sayılırdı. Rüus alan imamlar zeyil meşihatlarına, orduya imamlık göreviyle giderdi. Vaizler ise vilâyet, liva ve kaza merkezlerine vaiz olarak gönderilirdi. 1924’te Tevhidi Tedrisat kanunu ile bu medrese kapandı. Yerine imam-Hatip okulu açıldı, (m)

Medresetülkuzat, İstanbul’da kadı yetiştirmek amacıyle kurulan yüksekokul. Meşihata bağlı olduğu için medrese adı verildi. Bu okulun ilk şekli 1853’te kurulan Muallimhanei Nüvvap’tır. Burada islâm hukuku, şerî yargılama usulü, şerî ilâm tanzimi ve mecellei ahkâmı adliye dersleri o-kutulurdu. 1869’da Hukuk mektebi açıldığı zaman Medresetülkuzat öğretime devam etti; çünkü miras, nafaka, evlenme ve boşanma gibi aile hukukuna ilişkin işlere şerî mahkemeler bakmağa devam ediyordu. O-kulu bitirenler, Hukuk mektebi öğrenci ye-tiştirinceye kadar nizamî mahkemelerde hâkimlik yaptılar, önceleri yatılı öğrencilerin alındığı okula 1912*de öğretim süresi iki yıl olan gündüzlü kısım eklendi. Bu okul, Cumhuriyet devrinde İsviçre Medenî kanununun alınmasından sonra, şerî mahkemeler kaldırıldığı için gereksiz görülerek kapatıldı. (M)
Medrese tülmütehassisin, Osmanlı devletinde medresede öğretim yapanları, konuları üstünde uzman olarak yetiştirmek ama-cıyle İstanbul’da açılan okul. 1. Tefsir ve Hadis, 2. Fıkıh ve Usuli Fıkıh, 3. Kelâm, Tasavvuf ve Felsefe bölümleri olmak üzere üç şubeye ayrıldı. II. Meşrutiyetten (1908) sonra medreseler yeniden düzenlenmek istenilince, Islahı Medaris nizamnamesine bağlı bir okul ve ihtisas dersleri gösterecek başka bir okul açılmasına karar verildi. 1917’de toplanan’ komisyon, Medre-setülmütehassisin adını Süleymaniye olarak değiştirdi. Ders programı yeni biçime kondu. Okul, Cumhuriyet devrinde kapatıldı. (m)

Medresetülvaizin, İstanbul’da vaiz yetiştirmek amacıyle açılan okul (1913). öğretim süresi üç yıl olan okula yatılı Öğrenci alınırdı, öğrencilerin her türlü ihtiyaçlarını okul karşılardı. Okulu bitirenler vaizden çok din propagandacısı olan misyonerler durumundaydı. Açılışından bir süre sonra Medresetül Eimme vel Huteba ile birleştirilerek Medresetülirşat adını aldı. (m)

Yorum yazın