Orta Asya Türk Tarihi

Orta Asya Türk Tarihi (M.ö. V. bin – M.S. 216)

Son arkeoloji araştırmalarının, en eski yerleşme bölgesi olarak nitelediği Orta Asya’yı, Tanrı dağlarının güneyinde ve kuzeyinde kalan iki bölüme ayırarak sınırlamak yerinde olur. Tanrı dağlarının güneyindeki bölge, Doğu Türkistan’dır; kuzeyindeki bölgeyse Altay dağlan, Çungarya stepleri ve İrtiş yöresidir. Bu yörede, her an hareket halinde olan, toprağa yerleşmemiş göçebe topluluklar yaşıyordu. Bunların meselâ Çin ülkesine yaptıkları akınların sonucundan Çin ülkesi etkilendiği gibi, atlı kültür de bu yerleşik düzenden çok şey alıyordu.

Orta Asya’da, ortak yanlan olmakla birlikte birbirinden az çok farklı kültürlerin birbirini izlediğini, biri biterken hemen bir yenisinin başladığını görüyoruz. Bu kültürlerin bıraktığı kalıntılar daha sonra o topraklarda kurulacak olan yeryüzünün ilk göçebe imparatorluğunu (Büyük Hun İmparatorluğu), pek çok yönden etkiledi. Orta Asya bölgesinde yüzyıllar boyunca gelişen bu uygarlık daha sonra, Hunların Batı’ya yönelen kolları aracılığıyla Ortaçağ Avrupa sanatı üzerinde etkileri oldu ve güneye doğru inen kolların aracılığı ile İslâm uygarlığını etkisi altında bıraktı.

Kaba çizgileriyle sınırlarını çizdiğimiz Orta Asya bozkırlarının uygarlık kronolojisine, İsa’nın doğumundan 5000 yıl öncelerine inerek başlamak gerekiyor.
Cilâlıtaş dönemi Doğu Türkistan ve Moğolistan’da M.Ö. V.-II. bin yıllar arasında gelişti.
M.Ö. 3000 yıllarında, Amuderya’nın Aral gölünde yaptığı deltada, “Keltemiirar kültürü” diye adlandırılan yeni bir kültür doğdu. Bu kültürün sahipleri balıkçılık ve avcılık yapan, toprağa yerleşik bir topluluktu.
Yine aynı çağlarda Altay dağlarında düz yüzlü, “aziliyen” diye adlandırılan, veya “Oğuz tipi” diye nitelendirilen bir topluluk, yaşıyordu.
Bir süre sonra bu kültürün, özelliklerini yavaş yavaş kaybettiğini ve Altay-Sibirya ortak kültürünü oluşturduğunu görüyoruz. Ama çağın en etkili ana kültürü yine de Altay kültürüdür. Ve Altaylılar, Orhon kıyılarını, Moğol bozkırlarını, İrtiş boylarını etkileyerek, gelecekteki Orta Asya uygarlığının temellerini atmaktadır.
M.Ö. II. binde, Altay dağlarıyla Güney Sibirya’da, çağın başlıca iki kültür merkezi kurulmuş demektir. Bu iki kültür de Oğuz tipinde, beyaz bir ırk tarafından temsil edilmektedir. Andronovo insanına, Türklerin ilk ataları sayarak ona Proto-Türk adını vermişlerdir.

Atlı kültür dediğimiz ve Orta Asya bozkırlarını bir baştan bir başa kavrayan kültür, Minusinsk bölgesinde Tagar gölünün, Altay bölgesinde Mayemir bozkırının adını alarak yaşamıştır. Bu Tagar ve Mayemir kültürü, kendilerinden önce gelişen bütün kültürlerin bir özü, bir sonucudur. Bu kültür bir yandan Saka ve Hun sanatında, öte yandan Güney Rusya’daki Iskitler’de derin etkiler bıraktı. Şimdi, akla gelen bir soru vardır: Türk adı bu Altaylı ırka ne zaman ve kimler tarafından verilmiştir? Bu soruya kesin ve tek yönlü bir cevap verilmemekle birlikte, birçok teklifler yapılmıştır.

M.Ö. 1328 yıllarında, Çin yıllıkları kuzeydeki bozkır göçebelerini anlatırken, “Tik” adlı bir kavimden de söz ederler. Bu “tik” kelimesinin, Türk kelimesinin Çincede bozulmuş şekli olduğu dilbilimcilerin fikridir. Göktürk sülâlesi zamanında (VI. yüzyıl) bütün Türklere, yani Türkçe konuşan kavimlere genel ad olarak Türk denmiştir. Daha önceleri ise kabile ve kavim adları (Hun, Avar, Tabgaç, Kırgız, Karluk, Yağma, Çiğil, Oğuz, Türkeş, Uygur, Hazar, Bulgar, Peçe- nek, Kıpçak vb.) kullanılmış, bunların hangisi askerî ve siyasî güç göstermişse Türk Devleti onun adıyla anılmıştır.

Bu arada tarihçiler, Çin’in 111. imparatorluk sülâlesi olan Çuların (M.Ö. 1050-256) Türk olduğunda birleşiyorlar.
Bundan sonraki Türk fetihlerinin karanlık çağlarına ait izler, Türk destanlarına yansımıştır. “Ergenekon destanı” bunların en önemlisidir.

Çin kaynakları, Türklerin fatihlik ve cihangirlik vasfını izahta daha gerçekçi davranır. Çinlilere göre Türkleri yabancı kavimler üzerinde hâkim kılan, onların süvarilik vasfıdır.

Efsanevî Türk ve Iran kahramanı Alp-Er-Tunga, Saka imparatorluğumun en parlak çağının hükümdarıdır; ondan sonra da çöküş başlamıştır. İmparatoriçe Tomiris bu hükümdarın haleflerindendir.

Saka İmparatorluğu, bir yandan İranlılar, öte yandan Çinliler tarafından ortadan kaldırılmıştı. Saka ve İskitlerle Türk kavimlerinin İran’a, Kafkasya’ya, Doğu Avrupa’ya, Balkanlar’a, Anadolu’ya kadar uzandıkları kesinlikle bilinmektedir.
Türklerin demir madenlerine sahip olmaları ve yüzyıllardan gelen alışkanlık ve ustalıkla demiri işlemeleri, onlara benzersiz bir güç kazandırıyordu.

Türkistan, M.ö. II. yüzyılın başlarında Mete tarafından fethedildi, fakat ancak Karahanlılar çağında, yani X. – XI. yüzyıllarda kesin şekilde Türklerin anayurdu oldu.

Görülüyor ki büyük Türk Hakanlığı’nın Yabgu Teoman tarafından kurulmasından önceki dönemde, Türkler Asya kavimleri arasında, kendilerine özgü uygarlıkları ve töreleriyle, aynı zamanda savaşçı bir güç olarak komşu ülkeleri ve kültürleri etkiliyorlar ve bu ülkelerle çeşitli ilişkiler sürdürüyorlardı. Tarihî gelişimi, coğrafyanın getirdiği koşullar, çeşitli topraklara göçler, bu sebeple dilin ve lehçelerin uğradığı değişimler, Türk ırkının farklı boylara ayrılma sonucunu doğuruyordu.

Bu boylardan en büyükleri Oğuzlar ve Kıpçaklardı. Oğuz boyu, Batı Türkleri adıyla bilinen büyük gruba esas oldu. Oğuzların sırf coğrafya koşulları Orta Asya’daki büyük Türk kütlesiyle yakın ilgisi kesildi. Kıpçaklar bugün Doğu Avrupa Türkleri diye bilinen gruba temel oldular. Üçüncü grupsa Çağatay ve Özbek uluslarının kaynaşmasından meydana gelen Türkistan Türkleri, ya da Doğu Türkleri olarak kaldı. Bu kütleyi Orta Asya bozkırlarında kalan bütün Türk boyları meydana getirdi. Dördüncü grubu meydana getiren Türkler ise Altay ve Sibirya Türkleri’ydi; Bütün bu topluluklar Atlı kültür veya Bozkır uygarlığı adı verilen gelişmiş bir uygarlığın kurucularıydılar.

Yorum yazın