Mısır Uygarlığı ve Özellikleri

Mısır Uygarlığı ve Özellikleri Hakkında Bilgiler

Mısır’daki uygarlık en eski piramitten de gerilere uzanır. Menes adlı bir kral İ.ö. 3100 dolaylarında Nil Irmağı’nın iki yakası boyunca uzanan toprakları egemenliği altına almıştı. Mısır, üç bin yılı aşkın bir süre yeryüzünün en zengin ve en uygar ülkelerinden biri olarak kaldı.
Mısırlıların da kendilerine özgü bir yazıları vardı. Şu farkla ki, onlar kil tabletler yerine, papirüsten yapılmış kâğıtlara yazıyorlardı. Bu kâğıtlar Nil kıyılarında yetişen papirüs adlı bir tür kamışın liflerinden elde ediliyordu. Papirüsün kil tabletler kadar dayanıklı olmadığı açıktı, ama Mısır’ın iklimi kuru olduğundan birçok eski yazıt varlığını bugüne dek koruyabilmiştir. Bunlar arasında rastlanan bir mektupta, bir çocuk-kral kaptanlarından birine buyruk salmakta ve Orta Afrika’dan dönerken dans etmesini bilen bir cüce getirmesini istemektedir. Sonra, özdeyişlerden derlenen kitaplardan birinde, delikanlılara “çok düşünmeleri ve ağızlarım sıkı tutmaları” öğütlenmektedir. Bir askerin kaleme aldığı bir yazıda, soğuk ve yabancı bir ülkede savaşmanın ne denli güç olduğu dile getirilmektedir. Sözün kısası, bu
tür yazılar bize binlerce yıl önce yaşamış insanların neler düşündüklerini anlatmaktadır.
Nil’in her yıl taşması ve tarlalara bereket getirmesi de,gene onun insanlara sunduğu en büyük bir iyilik olarak kabul edilirdi. Böylece, tüm halkın dirliği krala bağlanmış olduğundan herkes ürününün bir bölümünü seve seve ona veriyordu.


TANRI – KRAL VE BUYRUĞUNDAKİ GÖREVLİLER

Mısırlılar firavun adını verdikleri krallarını, kutsal Nil Irmağı’m oluşturan, akışını sağlayan bir Tanrı olarak görüyorlardı.
Kral ülke yönetiminin başıydı. Ama o denli büyük bir krallığı tek başına yönetmesi olanaksızdı. Gerçekte Mısır, kral adına bir görevliler ordusunca yönetiliyordu. En önemli görevliler, kralın vezir denilen baş yardımcısı tarafından atanıyordu. En üst düzeydeki bu yöneticiler daha alt düzeydeki görevlileri, onlar da kendi altlarındaki yöneticileri atarlardı. Halk,devletle olan ilişkilerini ancak bu alt basamaklardaki devlet görevlileriyle sürdürüyordu. Her bölgenin bir görevlisi vardı. Bölge görevlisi, sulama kanallarını denetler, kolluk işlerine bakar, hem yargıçlık yapar hem de kent işlerini yürütürdü, halktan vergi toplardı.

GÖMÜTLER VE TAPINAKLAR
Nil Vadisi’nde taş boldu. Dolayısıyla, Mısırlı yapı ustaları tanrı — krallar ve onların görevlileri için gömütler ve tapınaklar yaparken hiç gereç sıkıntısı çekmiyorlardı. Piramitler ölen firavunların bedenlerinin korunması için yapılmış gömütlerdi. ölüler bu dev taş yığınlarının içindeki gömüt odalarına konulurdu. İlk piramit firavun İmhotep tarafından yaptırıldı. En büyük piramidi ise kral Keops yaptırdı. Keops’un Büyük Piramidi yapılırken bazılarının ağırlığı on beş tonu bulan iki milyondan fazla kaya parçası kullanıldı. Büyük Piramit Nil Irmağı’na o denli yakındı ki, taşkın mevsiminde piramide kayıklarla gidilebiliyordu. Keops’un Büyük Piramidi yaklaşık 145 metre yüksekliğindeydi. Dört bin yıldan fazla bir süre dünyanın en yüksek yapısı olarak kaldı. Bu nedenle, eskiçağda bu piramide dünyanın yedi harikasından biri diyenlere hak vermek gerekir.
Zamanla krallar daha değişik gömütler yaptırmaya başladılar. Bu gömütlerden bazılarında sarp kayalıklardan koparılan büyük taş parçaları kullanılıyordu. ölen kralın öteki dünyada hiç bir eksiğinin olmaması gerekiyordu. İşte bu yüzden, gömütlerin içindeki bölmeler saray odaları gibi döşeniyordu. Ne ararsanız vardı: Yataklar, peykeler, giysiler, yiyecekler, araçlar ve hatta av hayvanları. Ressamlar, gömüt duvarlarını işliklerde ve tarlalarda çalışan, ırmakta kürek çeken insanların resimleriyle süslerlerdi. Bu gömütlerden bazıları ancak son yıllarda açılabilmiştir. Böylece yüzyıllar önce yapılmış eşyaları ve resimleri bugün artık görme olanağına kavuşmuş bulunuyoruz.
Mısırlılar, gömütlerin yanı sıra tapınaklar da yaptılar, örneğin, Tanrı Amon — Ra için yapılan tapınak bunlardan biridir. Amon – Ra tapınağının taş kabartmalı sütunlarının yüksekliği yirmi metreyi, çevresiyse on metreyi geçiyordu.

MISIRLILARDA BİLİM
Bilim bir bakıma öğrenme gereksinmesinden doğar. Sözgelimi, Mısırlıların Nil Irmağı’nın ne zaman taşacağını bilebilmeleri için zamanı ölçmeyi öğrenmeleri gerekiyordu. Irmak yaz başlarında taşıyor ve ardında, rençberlerin ekin ektikleri toprağı son derece verimli kılan bir kum birikintisi bırakıyordu. Yıldızların ve güneşin konumuyla ilgili gözlemlerde bulunan Mısırlılar, zamanın saptanabileceğini gördüler. Her biri otuz günden oluşan on iki aya bölünmüş bir takvim düzenlediler. Yılın geri kalan beş günündeyse;beş tanrının doğum gününü kutluyorlardı.
Mısırlı hekimler;insan bedenine ilişkin bilgiler edinerek, hastalıkları iyileştirmeye çalıştılar. İnsanın nabzının atmasına yüreğin atışının neden olduğunu ve kollarla bacakların beyin tarafından denetlendiğini biliyorlardı. Eskiçağ halklarının çoğu gibi Mısırlılar da,hastalığa.kötü ruhların yol açtığı inanandaydılar. Büyüler yaparak, tılsımlı sözler söyleyerek kötü ruhları kovmaya çalışıyorlardı. Ayrıca hekimler, zeytinyağından, baldan, çeşitli otlardan ve daha başka maddelerden ilaç da yapıyorlardı. Bu ilaçların ne ölçüde etkili olduğunu bilmiyoruz, ama, ilaçtan ya da büyüden mutlaka yarar göreceğine inanan hasta bu inançtan aldığı güçle hastalığa karşı daha büyük bir direnç kazanmış oluyordu. Mısırlılar kırık ve çıkıkçılıkta da çok ustaydılar. Bu iş için, süyekler ve keten, tutkal ve alçıdan yapılmış sargılar kullanıyorlardı.

YONTULAR
Mısırlı yontucular eskiçağın en usta yontucuları arasındaydı. Yontuları hem ağaçtan, hem de taştan yaparlardı. Kralların küçük baş yontularının yanı sıra altı katlı yapılar boyunda dev yontularına da rastlanırdı. örneğin, Giza Büyük Sifenksinin 20 metre yüksekliğinde bir insan başı, 56 metre uzunluğunda bir aslan gövdesi vardı.
Baş yontuları olağanüstü canlıydı. Bundan birkaç yıl önce eski Mısır’daki görevlilerden birinin tahtadan yontusunu bulan köylüler, “Bu bizim kabile reisi”, demişlerdi. Anlaşılan, yontunun yüzündeki anlatım o denli canlıydı ki, onu kendi kabile reislerine benzetmişlerdi. Kraliçe Nefertiti öleli 3300 yıldan fazla oluyor. Ama usta sanatçılar Nefertiti’nin baş yontusunu yaptıkları için bugün insanlar onun göz kamaştırıcı güzelliğine hâlâ tanık olabiliyorlar.

BİR KRALİÇE, BİR FATİH VE BİR DİN REFORMCUSU
Tek ünlü Mısırlı kadın Nefertiti değildir. Kraliçe Hatşepsut da ülkeyi yirmi yılı aşkın bir zaman (İ.ö. 1504 — 1482) yönetmiştir. Hatşepsut, ülkenin dört bir yöresine kendisinin firavun ya da hükümdar olduğunu gösteren anıtlar diktirmiştir. Yazıtlardan birinde, Kraliçe Hatşepsut’un Kızıl- deniz kıyılarındaki Somali üzerine sefer açtığı anlatılmaktadır. Seferden dönenler yanlarında benzersiz baharatlar, güzel kokulu tahtalar, altınlar, fildişleri, abanoz ağacından keresteler ve maymunlar getirmişler.
Hatşepsut’un ölümünden sonra kocası III. Tut- mozis başa geçti. Tutmozis, ülkeyi bir kadın firavunun yönettiğini herkese unutturmaya çalıştı. Karısının yontularını parçalattı, anıtlarının üstüne taş duvarlar ördürdü. Ne var ki, Tutmozis’in ördürdüğü duvarlar zamanla yıkıldı ve Hatşepsut’un yazıtları yeniden ortaya çıktı.
Tutmozis,yalnız Mısır’ın egemeni olmakla yetinmeyen bir askerdi. Filistin ve Suriye’deki kentleri ve krallıkları da ele geçirerek koca bir imparatorluk kurdu. Denilebilir ki, eskiçağın en ünlü komutanlarından biriydi.
Mısır’ı İ.ö. 1375’ten 1358’e dek yöneten IV. Amenhotep ise asker değildi ama, o da ülkeler alan Tutmozis kadar ünlüdür. Mısırlıların büyük çoğunluğunun tersine Amenhotep çok tanrıya değil, yalnızca güneş tanrısı Aton’a inanıyordu. Nitekim kendi adını da değiştirmiş ve “Aton hoşnuttur” anlamına gelen Ahnaton adını almıştı. Ahnaton, güneş tanrısına övgüler yazdı, diğer tanrılara tapınmayı kaldırmaya çalıştı, ama başaramadı. Ahnaton öldükten sonra halk yeniden eski tanrılara tapınmaya başladı. Daha sonraları eski tanrılara inanan rahiplerin kaleme aldıkları yazıtlarda Ahnaton’dan “cani” diye söz edilir.

Yorum yazın