Ming Hanedanlığı

Ming Hanedanlığı – Ming Hanedanı Hakkında Bilgiler

Çin imparatorluk sülalesi (1368-1644). Moğol Yuen sülalesinin yerine geçen, tutucu ve uzlaşmacı, bazı parlak yönlerine karşın az yaratıcı olan Ming sülalesi dönemi, son ulusal Çin rönesansı dönemidir.

Başlangıçta toplumsal olan Hung-vu ayaklanması kısa sürede ulusal bir nitelik kazandı, yönetici sınıf tarafmdan da desteklenerek tutucu ve gerici bir harekete dönüştü; Hung-vu’nun güçlü müttefikleri yararına Yuen İmpa-ratorluğu’nun mirasım toplamakla yetindi.

BURJUVAZİNİN ATILIMI

Ming toplumunun en belirleyici özelliği, güçlü bir burjuvazinin ortaya çıkmasıdır. Geleneksel olarak hor görülen tüccarlar, başlangıcı Beş Sülale dönemine raslayan ve Moğol egemenliğinin kolaylaştırdığı uzun bir sürecin sonunda zenginleşebildiler. Bununla birlikte, memurlar devleti bir ideal olarak kaldı, burjuvaların kendileri resmi görevlere göz diktiler ve bu amaçlarına basılı kitabın dağıtımıyla ulaştılar. Böylece, herkes sınavlar için gerekti kültürü edinebiliyordu. Ama, bu iş için servet de gerekiyordu, çünkü rüşvet her düzeye egemen olmuştu. İmparator, kendisini olup bitenler konusunda bilgisiz bırakan harem ağalarıyla sarılmıştı; bunlar kararnameleri diledikleri gibi düzenli-yorlarlardı. Son olarak, hiyerarşinin öbür ucunu oluşturan köylülerin durumu iyileşmekten uzaktı. Görüldüğü gibi, sülalenin daha başlangıç yıllarında iç durum sağlıksız ve karışıklıkların çıkmasına elverişliydi.

Bununla birlikte, imparator Yung-lo’nun hükümdarlık dönemi (1403 -1424) Çin tarihinin en gösterişli dönemi oldu. Bu arada Annam, Türkistan fethedildi, İpek Yolu yeniden açıldı (bu sırada Timur yeni ölmüştü) ve çeşitti diplomatik ilişkiler kuruldu. Başkentin inşaat kerestesi gereksinimi (saraylar onar onar yapılıyordu) güneydoğunun yerli halldarıyla (Sıçuan, Yunnan) barış içinde yaşamayı gerektiriyordu.
XV. yy. boyunca, Pekin’de imparatorun çevresinde bulunan askeri yönetici sınıf, Yangdzı’nın toprak sahipleriyle çatıştı. Saraym harem ağaları zenginlikleri ele geçirirken kırsal kesimde hoşnutsuzluk giderek artıyordu; büyük çaplı ayaklanmalar (1512 1518) sülalenin çöküşünü haber veriyordu; ama başkaldırılar “general-felsefeci” Vang Yang-ming tarafmdan bastırıldı.

SÜLALENİN SONU

XVII. yy’ın başlangıç yıllarında imparatorluğun durumu kötüydü. Annam. ayaklandı, sınırları zorlanıyordu, Kore’yi alan (1592) japonlara karşı Çinlilerin müdahalesi, Japonların kıyılara kanlı misillemeler yapmasına neden oldu. Oysa, bu dönemde Batılılar Asya’ya üşüşmeye başlamışlardı. Portekizliler Kanton’a çıktılar, 1600’de İngilizler East india Company’yi (Doğu Hindistan Şirketi) kurdular. Modern dönemin güçler dengesi belirmeye başladı. Bu ilişkiler belirli bir acil-mayı gerektirdi,’ ancak saraya giren Batdılar yalnızca Cizvitler (Matteo Ricci) oldular. Bunlar da saraya getirdikleri dinsel düşüncelerden çok gökbilim ve askeri bilgilerinden dolayı kabul ediliyorlardı.

Her şey Ming sülalesini yıkmak için birleşiyor gibiydi. Zorba harem ağası Vey Çong-hsien tarafından ezilen soylular saraydan desteklerini çektiler ve gizli topluluklar oluşturdular. Doğuda, Beyaz Lotüs derneğinin üyeleri, eyaletleri ayaklandırdılar; ama asıl, kuzeydoğuda Mançu önderi Nurhaç, Çing sülalesinin gelmesini açıkladı (1616).

Büyük 1640 kıtlığının ardından çete başkanı Li Dzı Çing, Pekin’i ele geçirdi ve kendisini imparator ilan etti (24 Nisan 1644). Onu tahttan indirmek için kuzey sınırlarının koruyucusu general Vu Sen-Gûy Mançularla anlaştı. Mançular, Nurhaç’m prens Dor-gon’un başkanlık ettiği bir naipler kurulunca yönetiliyordu. Ancak, komplocular m henüz Pekin’e girdikleri sırada general Vu, kaçmak zorunda bırakıldı (6 Haziran 1644). Çin yeniden, bu kez üç yüzyıl için, yabancıların eline geçti (Bkz. ÇİNG SÜLALESİ).

MİNG DÖNEMİNDE DÜŞÜNCE
Burjuvazinin atılımı dışında Ming sülalesinin ayırt edici özelliği Konfuçi-usçuluğun sistemleştirilmesidir. Mo-ğollar tarafından bir yüzyıl aşağılanan Çinliler, yeniden dirilişlerine ulusçu bir anlam verdiler. Bütün öbür felsefelere üstün gelen Konfuçius’un düşüncesi giderek dogma haline geldi; bu da Ming döneminin az yaratıcı bir dönem olmasına yol açtı. Bununla birlikte, belirli bir yenilik öğesi, Kon-fuçiusçu düşünür “general-felsefeci” Vang Yang-ming tarafmdan getirildi. Vang Yang-ming Konfuçius sistemine sezgi kavramım kattı; bu da her siyasal eylemi haklı çıkarma olanağım verdi. Bu durumda, harem ağalarına ve aristokrasiye karşı imparatorun doğrudan iktidarını güçlendirmek söz konusuydu. Vang Yang-ming’in düşüncesi, aşırı karmaşık olan Çin toplumu tarafından özümlenemezdi; buna karşı merkezi ve despot bir devlet olan Japonya’da bu düşünce büyük bir yankı uyandırdı.

MİNG EDEBİYATI

Ming dönemi, yaratıcılıktan çok, geçmişin incelenmesine dönüktür, Yung-Lo Ansiklopedisi (yaklaşık 11 000 cilt) de bunun kanıtıdır.

Gerçekte, Mingler edebiyatlarını eğlence edebiyatına (tiyatro ve roman) borçludurlar. Yuen sülalesinin egemenliği sırasında doğan Çin dramı, en güzel dönemini Ming döneminde yaşadı. Son derece ince duygulan yansıtan piyesler bu dönemde oynandı. Roman, bitmeyen tarihi kahramanlıklar destam biçimini aldı (Üç Krallığın Romanı, Irmağın Kıyılarmda, vb.). Romanlarda erotizmin önemli rol oynadığı töreler betimlenmeye çalışılıyor, bazen de bu tür, yergi biçimini alıyordu: Kin Pingmey (Altm Vazoda Erik Dalları), havai görünüşler altında, yeni zenginlere ve kokuşmuş memurlara karşı iğneleyici suçlamaydı.

MİNG SANATI

Avrupa’da ilk değerlendirilen Ming sanatı, Ming resmi oldu. Özellikle resmi resim, kaynaklara dönme isteğini göstermiştir. Ming imparatorları Song Akademisi’ni yeniden oluşturmak istemişler, ama kuralların katılığı nedeniyle büyük yeteneklerin ortaya çıkmasını destekleyememişlerdir. Hatta, bir balıkçının giysilerini kırmızı boyadığı için, bir ressam akademiden çıkarılmıştır (çünkü bu renk memurların giysisine ayrılmıştı). Ama gene de Tay Çin ve Liu Ki gibi iyi sanatçılar yetişmiştir.
Bu donmuş akademiciliğe tepkiyi aydınlar okulunun bağımsız ressamları göstermiştir. Bunların en yaşlısı Ş; Çou’dur; öğrencisi Vın Cing-ming ya] tığı çam ve ardıç ağaçlan resimleri’ le ünlüdür. Öte yandan, yetenekli bi ressam olan Tang Yin (1479-1523) s navlarda haksız yere geri çevrildi^ için hınçla dolmuştu; aydınlar sın: fı ve bu sınıfın idealleriyle alay etti batakhanelere girip çıktı, hatta iş yapıtlarını satmaya kadar vardırd Buna karşılık bir Dung Çi-çan; kendisini saf estetik kuramcısı yerint koydu. Ona göre, resim soylu insar için doğayı yöneten ahlak yasası anlayışını gösterme fırsatı olmalıydı. Akademiciliğin karşısında yer alan bu tutum da aynı biçimde soğuk bir es-tetizme götürebüirdi. Dung Çi-çang’ın çini mürekkebiyle yaptığı resimleri, ne kadar yetkin olursa olsun saydamlık ve kuruluklarıyla gururlu ve her şeyi hor gören bir ruhu ele veriyordu.

“İki okul” kuramını kuran da Dung Ç olmuştur; bu kuram aydınların ideal lerine inanmayan her sanatçıyı kesi olarak suçlayan keyfi bir ayrım geti riyordu.

Buddha heykelciliği bir yana bırakı lırsa, Ming dönemi, zenginleşen tüc car müşterilere yönelen çeşitli ve de ğerli lüks zanaat dönemidir. Bölmel mineler (Arap sanatmdan esinlenmiş) oymalı lakalar, yeşim taşları, lüks ku maşlar ve halılar bu zanaatın ürün lerinden bazılarıdır. Öte yandan Ming döneminde yapılan porselenle de ünlüdür.

Yorum yazın