Milliyetçi Hareketler ve Milli Birlikler

Milliyetçi Hareketler ve Milli Birlikler

Bu dönemde, özellikle Uç sorun dikkatleri üzerine çekiyordu: Rumen birliğinin kurulması çabaları, İtalyan birliği hareketi ve Prusya sorunu. Böylece üç ülkede; Osmanlı İmparatorluğu’nun Rumen eyaletlerine, Prusya’da ve Piemonte’de milliyetçi hareketler Avrupa siyasetinin faal ilkeleri haline gelmişti. Artık bütün hükümetler bu durumu göz önünde tutmak ve hesaplarına bu gerçeği de koymak zorundaydılar.

I-KUTSAL YERLER OLAYINDAN RUMEN BİRLİĞİNE (1852-1861)
Doğu sorunu, 1852’de büyük devletlerin çıkarlarını yeniden karşı karşıya getirdi. Savaştan zarar gören ve Yunan tacirlerin sömürdüğü Eflak ve Boğdan’da milli uyanış, 1830’dan beri devam ediyordu. Tepeden tırnağa yurtsever bir edebiyat Romanya’da, kamuoyunu uyandırmaya çalışmıştı. Ama Erdel’de Avusturya, Eflak ve Boğdan’da Osmanlılar bu hareketleri şiddetle bastırdı. Rumen milliyetçiliği bozguna uğruyordu.
Rus emelleri daha çok başkaydı. Tanzimat Fermanı’nı ve başlattığı reform hareketlerini köstekleyerek İstanbul’da duruma hâkim olmayı amaçlıyordu. Ordunun modernleşti- rilmesinden çekinen Rusya bir müdahale için fırsat kolluyordu.
Kutsal yerler sorunu aslında Ortodokslarla Katolikler arasında, daha doğrusu bunları himaye eden Rusya ve Fransa arasındadır. İngiltere, Prusya gibi Protestan devletler de bu meseleye müdahale zorunda kalmıştır.
Bilindiği gibi bu yerleri korumada 1535’te Fransa’ya haklar tanınmış, sonra siyaset değiştirerek bu haklar 1634’te Rusya’ya devredilmişti. 1853’ te Katoliklere tanınan bazı haklar Rusları telaşlandırdı ve Prens Mençikof İstanbul’a gelerek padişahın reddettiği bir sözlü nota sundu. Mençikof Rusya ile Türkiye arasındaki siyasi münasebetlerin kesildiğini bildirerek ülkeden ayrıldı.
Ruslar Tuna prensliklerine saldırınca, Abdülmecid ve sonra Fransa ve İngiltere çara savaş açtılar. Avusturya Bismarck’ın baskısıyla İngiltere ve Fransa’ya yanaşamadı. Çok zor bir savaş sonunda Sivastopol tersaneleri yakılıp şehir topa tutulunca Rusya yenildi.
Şimdi çözümlenecek Rumen sorunu kalmıştı. Napoléon prensliklerin birleştirilmesini istiyordu, çar da bu çözümü kabul edecekti, ama Ingiltere, Avusturya ve Osmanlılar reddediyorlardı. Sonunda bir anlaşmaya varıldı; Eflak ve Boğdan’da dilekleri Ortaya koyacak meclisler toplanacak, bu meclisler BabIâli’ye bağımlı olarak milli bir yönetime sahip olacaklardı. Böylece Avrupa’nın 1859’da fiilen, 1861’de de hukuken kabul ettiği Romanya Prensliği kurulmuş oluyordu. O tarihte İtalya da henüz doğmuştu.

II-İTALYA’DA BİRLİĞE DOĞRU CAVOUR VE FRANSIZ ANTLAŞMASI (1852-1859)
1852’den beri, Piemonte-Sardinya Krallığı İtalyan yurtseverlerinin umudu olmuştu. Yarımadanın her yerinde tepki hareketi başarıya ulaşırken, krallık meşruti monarşiyle liberalizmin barınağı gibiydi. Sanayi ve ticaret burjuvazisi çok güçlenmişti. Sosyal açıdan toprak sahibi soylular ve din adamları da etkindi; ama hükümete bağımlıydılar. Bozgun ertesinde ortaya çıkan sorun devletin sağlamlaştırılmasıydı. Vittorio Emanuelle ve Başbakanı Cavour ülkelerini, oynayacağı büyük role iç reformlarla hazırdılar.
Vittorio Emanuelle tutucu olduğu halde zorunlu reformları yapmayı kabul etmiş, Cavour’u sevmediği halde de iktidara çağırmıştı. Kont Cavour yedi yıl (1852-1859) aşırı sağcılar ve tutuculara karşı orta solun, cumhuriyetçilerin desteğini alarak demokrasi ve bağımsızlık için çalıştı. Mali sıkıntıyla, iktisadi gelişmeyle uğraştı. Cenova Limanı’nı büyüttü, demiryolları yaptı.
Cavour iktisat ile siyasetin sıkıca bağlı olduklarını anlamıştı. Belki de Cavour’un gerçekçiliği ve açık görüşlülüğü en çok bu alanda kendini gösterecekti. Cavour’un büyük başarısı, Piemonte’nin Kırım Savaşı’na katılması için uğraşması değil, bu durumu değerlendirmeye çalışması olmuştur. Piemonte diplomasisini genel Avrupa siyasetine sokmada da aynı kaygıyı güttü. Yalnızca Fransızların dostluğuna güvenmeyecek kadar iyi diplomattı, ama İngiltere ile antlaşma yapabileceğini sanmakta yanıldı. Avusturya ile savaşmaksızın İtalya’yı kurmak bir düştü. Cavour düşlere kapılmıyordu. Napoléon III ile görüşmelerinde Avusturya’ya karşı savaş kabul edilmiş, Avusturya saldırıya geçerse Fransa’nın müdahalesi öngörülmüştü. Piemonte bu savaşta Lombardia, Venezia, Parma, Modena ve papalık topraklarını kazanacaktı. Toscana ile bir merkezi İtalya Krallığı kurulacaktı. Roma papada kalacaktı.
Cavour Fransa ile anlaştıktan sonra Garibaldi’nin “kırmızı gömlekliler” gönüllü ordusuna katıldı. Alpler’de bir saldırı planladı. Napoléon’- un kongre hazırlıklarını beklemeden seferberlik ilan etti. Avusturya Piemonte’ye girince Fransa da savaş ilan etti.
AvusturyalIlar Lombardia’yı boşaltmak zorunda kaldılar. Üç hafta sonra düzenli bir biçimde geri çekildiler.
Toscana ve Parma’da iktidar değiştirmiş, Piemonte yanlıları başa geçmişti. Modena da birliğe katılmak istiyordu. Cavour Fransızların “suç ortaklığı”nı sağlamlaştırmak için Savoie ve Nice’in, bir plebisitten sonra Fransa’ya bırakılmasını kabul etti.

Napoli’de daha da becerikli davrandı. Sicilya’da Crispin’in yönetiminde bir ayaklanma patlak verdi. Ordusuyla Cenova’dan denize açılan Garibaldi bu isyanı destekledi.
Napoli’de yapılan plebisitte Piemonte’ye katılma lehine oy kullanıldı. İki gün sonra Vittorio Emanuele Napoli’ye girdi. 18 Şubat 1861’de Sardinya Krallığı bundan böyle değişmeyecek olan adını aldı: İtalya Krallığı. O tarihte nüfusu 22 milyondu. Güney ile Kuzey’in birleşmesini tamamlamak için Roma’yı ilke olarak başkent seçti.
Venedik ve Roma’nın durumu henüz belli değildi.

III- PRUSYA BİSMARCK’A DAVET (1850-1863)
Alman siyasetçilerinin birçoğu Avusturya’dan kurtulmayı tasarlamaya başlamışlardı. Bismarck’da bu siyasetçiler arasındaydı. Avusturya’nın zaferi mücadeleyi açıkça gözler önüne serecekti. Almanya 1850-1860 arasında Avrupa’nın bütün ülkelerinin geçirdiği değişimlere katıldı. Sanayi gelişti. Demiryolları yayıldı. Ulaşım kolaylaştı. Daha Almanlar milli bir siyaset düşüncesine erişmeden iktisat millileşmişti. Avusturya’nın Zollverein’i (Gümrük birliği) parçalama denemelerinin boşuna olduğu anlaşılacaktı.
Zollverein’in, banker Mevissen ve Hansemann, sanayici Krupp ve Bor- sig gibi ileri gelenlerinin Prusya Devleti’ne döndükleri; onu giderek toprak ve derebeylik etkilerinden sıyırdıkları sırada, aydınlar da umutlarını Prusya’ya bağladılar. Bismarck, Prusya Başbakanlığına getirildi. O sıralar Almanya’da birlikten çok söz ediliyordu. Maddî ihtiyaçlara cevap veren bu birliği Prusya Kralı’ndan bekleyenler çoktu.
Wilhelm, 1858’den sonra ülkeyi naip olarak yönetmiş, 1861’de kral olarak tahta çıkmıştı, görevlerinin bilincindeydi ve yöntemli bir zekâsı vardı. Liberal sayılıyordu. Wilhelm’in liberalizmi, “bilgece” bir yasama, meşruti rejimin korunması ve Zollverein’in himayesinden ibaretti. Ama bunun “Tanrısal hakka” zararı dokunma- malıydı. Kral gelenekçi bir insandı ve halkın sevgisini kazanmıştı. Buna karşılık, o halka ne kadar saygılıysa, yeni Başbakan’ı Avusturya’ya o kadar saygısızdı.
Prusya’da Liberaller’e karşı iç çekişme sırasında, Alman prensleri, Germen Federasyonu’nun Avusturya tarafından yeniden örgütlenmesi için Frankfurt’ta toplandıkları zaman Bismarck, Wilhelm’e birliğe katılmamayı kabul ettirdi. Prusya’nın bu ret cevabı Büyük Almanya’yı canlandırmak için girişilen son çabayı da öldürdü. Şimdi söz konusu olan tek şey savaştı.

GÜÇ DURUMDA BIRAKILAN AVUSTURYA (1864-1866)
Danimarka Kralı Frederik VII ölünce, Alman asıllılar yeni kralı reddetti. Avusturya ve Prusya birlikte Danimarka’ya girdi. Viyana Antlaşması’yla (Ekim 1864) Danimarka üç düklüğü Prusya ve Avusturya’ya bıraktı.
Avrupa yönünde korkulacak hiçbir şey yoktu. Fransa ile İngiltere, “Çağdaş Avrupa’nın alışkın olmadığı bir uygulamaya” ancak sözle karşı çıktı.
Bismarck kaçınılmaz Prusya- Avusturya savaşında Fransa’yı yanına çekmeye çalışıyordu. 1866’da Floransa ile bir ittifak imzalayan Bismarck, Napoléon ile görüşmesinden ve Paris yolculuğundan, hareket tarzını belirlemeyen Fransa’nın tasarılarına ciddi bir engel olamayacağı inancıyla döndü.
Prusya 8 Mayıs’ta meclisin dağıtılmasından sonra seferberlik ilân etmişti. 8 Haziran’da Holstein’i istilâ etti. Sonra Prusya ordusu, kırk gün sürecek bir harekâta başladı. Hannover’i ele geçirdi, ordusunu esir aldı, Frankfurt’u işgal etti ve Bavyera ordularını dağıttı. Antlaşma maddeleri uyarınca savaşa giren Italyanlar, Custozza’da Avusturyalılar’a yenildiler.

SADOVA’DAN 1870’E (1866-1870)
Askeri zaferi kazanan Bismarck’ın şimdi de siyasi mücadeleyi kazanması gerekiyordu.
Avusturya’ya Germen konfedarasyonu’nun dağıtılmasını ve Avusturya’nın Almanya’dan çekilmesini kabul ettirdi. Barışı kalıcı kılmak için Avusturya’dan hiç toprak almamak kararındaydı. Venezia bölgesi Avusturya tarafından bırakılarak bir oylamadan sonra İtalya Krallığı’na katıldı (Ekim 1866). Kuzeyde toprak sağlayan Prusya güçlenmişti. Ama Güney Bavyera ve Baden’de ciddi bir muhalefet vardı. Manevi birliği kurabilmek için bu ortak tehdide, bu ortak düşmana ihtiyaç vardı. Ezeli düşman Fransa bu işe çok uygundu. Savaşa doğru gidilen dört yıl boyunca Napoléon III, hep bir pazarlık için daha elverişsiz durumda kaldı. Fransa bu sürede Luxembourg’u alma çabalarında, Avusturya’ya yanaşma politikasında başarısız denemeler yaptı. İtalya ile arası açıldı. Bismarck bir yandan dikkatle Fransa’nın tutumunu gözlerken, bir yandan da Almanya’yı yeniden örgütlemekteydi. Bismarck, kamuoyunun önemli bazı güçlerini kendi safına çekmişti. Aydınlar onu destekliyordu.

FRANSIZ BOZGUNU VE ALMAN BİRLİĞİNİN BÜTÜNLENMESİ (1870-1871)
Savaş kaçınılmazdı ve patlak vermesi bir rastlantıya bağlıydı. Bu rastlantı Prens Leopold von Hohenzol- lern’in İspanya tahtına vâris gösterilmesiyle ortaya çıktı.
Bismarck olayı iyi değerlendirdi ve Fransa, 19 Temmuz 1870’de savaş ilân etti.
Avusturya, seferberlik ilan ederse Rusya savaşa gireceğinden, Fransa’yı yalnız bıraktı. Fransa böyle bir savaşa hazır değildi. Ordusu yetersizdi. Ayrıca stratejik görüşler kararsızdı.
İmparator 2 Eylül’de teslim oldu. Felâket Paris’te öğrenilince devrim patlak verdi ve imparatorluk rejimini devirdi. Rejimin en iyi desteklerinden biri ordu olmuştu, onun çökmesiyle imparatorluk da çöktü.
Devrimden doğan hükümet, “Milli Savunma Hükümeti” adını-aldı. Başbakan Trochu Bismarck ile görüştü ama Alsace ve Lorraine’i vermeyi reddetti. Savaş Bakanı Gambetta, “Sonuna kadar savaş” hazırlığına başladı. Savaş iyi gidiyordu ama abluka altındaki Paris çöktü.
FranKturt’takı antlaşmada Fransa’ya Alsace’te geniş bir toprak bırakma karşılığında Prusya Lorraine’de demir madeni çıkan bölgeleri de alıyordu. Ayrıca bölge demiryolları da Almanya’ya kaldı.
Bu zaferden Bismarck birliği sağlamak için yararlandı. 18 Ocak 1871 ’de Versailles Sarayı’nda ilk Prusya Kralı’nın Königsberg’de taç
giymesinin 170. yıldönümünde, “Alman imparatorluğunda boş kalan itibarı” iade edildi. Wilhelm prenslerin oyları ve Prusyalı Başbakan’ın (O gün federal şansölyeydi, ertesi gün imparatorluk şansölyesi) iradesiyle Almanya İmparatoru oldu. Bu ikinci Reich, Bismarck’m Reich’ydi. Bu sırada Wittorio Emanuele’nin orduları Roma’ya girmiş, yapılan plebisitle Roma, İtalya Krallığı’na katılmıştı.
Böylece, iki yeni devletin kurulmasıyla Avrupa’nın yeni siyasi çehresi hazırlanmıştı; yenik düşen Fransa ise uzun yıllar iç işlerle uğraşacaktı. Aynı zamanda, Doğu sorununu yeniden ortaya atan Rusya, Almanya Prusya egemenliği altında birleştiği sırada, eski rekabetleri yeniden canlandırıyor ve Fransız yenilgisi sayesinde, “silâhlı barış” çağını başlatıyordu.

Yorum yazın