Malazgirt Meydan savaşı

Malazgirt Meydan savaşı, Anadolu’nun geleceği için selçuklu sultanı Alparslan ile Bizans imparatoru Romanos Diogenes IV arasında yapılan savaş (26 ağustos 1081, cuma). Dandanakan* savaşından sonra (1040). Horasan ve İran’da kurulan Selçuklu devleti, batıya dönük bir fetih siyaseti takip etti. Daha Tuğrul* Bey zamanında Anadolu’ya akınlar yaptı. Selçuklu beylerinden İbrahim Yenal ile Kutlamış, bizans topraklarına girerek birçok şehir ve kasabayı yağmaladılar. Erciş’i ele geçiren Tuğrul Bey buradan Çoruh havzasına kuvvetler gönderdi (1054). 1057’de Ya-kutî, yanında Sanduk adlı emîr olduğu halde Doğu Anadolu’da göründü. İki yıl sonra daha kalabalık bir kuvvetle Anadolu’nun kuzey bölgelerinde ilerledi. Sivas’ı aldı; 1062’de Diyarbakır bölgesi hâkimi Mer-vanoğullarıyle anlaşarak Dicle ve Fırat havzalarına kadar geldi. Tuğrul Beyin ölümünden sonra (1063) yerine geçen Alparslan amcasının izinden gitti. Kutalmış’ın isyanını bastırdıktan sonra Gürcistan ve Anadolu’ya seferler düzenleyerek Ani şehrini aldı (1064). Bu sırada kuvvetli bir uz (o-ğuz) kitlesi Tuna nehrini geçerek Selânik’e kadar Makedonya’yı yağmaladı (1065). Bir yıl sonra da Gümüştigin, Afşin ve Ahmed Şah, Elcezire’ye inerek Nusaybin’i kuşattılar. Şehri alamayacaklarını anlayarak Fırat’ı geçtiler ve Hısn Mansur (Adıyaman) bölgesini yağmaladılar. 1067’de bir bizans ordusunu Malatya’da yenen Afşin, Marmara’ya kadar akınlar yaptı ve Kilikya üzerinden geri döndü. Bu arada Alparslan, Aras ırmağını geçerek gürcü kralım vergiye bağladı; içlerinde eniştesi Kurçu’nun da olduğu cmîr ve hanları Doğu Anadolu’ya gönderdi. öte yandan Kostantinos X’un ölümüyle karışan Bizans, yaklaşan türk tehlikesinin henüz farkında değildi, imparator Kostantinos X’un yerine geçen imparatori-çe Eudoksia’nın kötü yönetimi, eyalet valilerini birbirine düşürmüştü.

Duruma hâkim olmak isteyen Eudoksia, Romanos Diogenes ile evlendi (1068). Böylece imparator ilân edilen Romanos Diogenes IV, MakedonyalIlardan meydana getirdiği orduyle sefere çıktı; fakat Eskişehir önlerine kadar gelen Türkleri durduramadı; yeniden düzenlediği orduyu Manuel Komnenos yönetiminde Anadolu’ya gönderdi. Manuel, Sivas’a kadar ilerledi; fakat burada Alparslan’ın eniştesi Er-Sogun tarafından yenilerek esir düştü. Tiirklerin bu son başarısı Romanos’un büyük bir ordu hazırlayarak Alparslan üstüne yürümesine sebep oldu. İmparator, selçuklu sultanını yenmek ve devletini yıkmak için Bizans’tan ayrıldı (13 mart 1071). Bu haberi, Fatımî devletini ele geçirmek üzere Şam’a doğru ilerlediği sırada alan Alparslan, Musul yoluyle geri döndü. Romanos Diogenes, Alparslan’ın yer değiştirmesini korkaklıkla niteledi. Bu yüzden Sivas’ta topladığı savaş meclisinde, yaş lı bizans generallerinin Erzurum’dan öteye gitmeme teklifini, ordusunun büyüklüğüne güvenerek reddetti; hattâ kuvvetlerinden bir kısmını Türkler tarafından daha önce alınan yerleri geri almağa gönderdi. Bu kuvvetler az sayıda türk askerinin koruduğu Ma-lazgirt’i aldı. El Cezire ve ermeni kuvvetleri kumandanı Basileios ile Alparslan’ın öncüleri arasındaki ilk çarpışma Ahlat önlerinde oldu (24 ağustos 1071). Türkler savaşı kazanarak BizanslIların elinde bulunan som altından büyük haçı ele geçirdiler. Bu çarpışmayı kazanan Emîr Sanduk, Alparslan’ın ilerlemesini sağladı. Yanındaki kuvvetlerle ilerleyen Alparslan, hâzinesini ve karısını, veziri Nizamülmülk ile birlikte Hemedan’a gönderdi. Alparslan’ın ordusunda iyi silâhlanmış 4 000 hassa askeri, 40 000 türk atlısı ve 1000 kadar da gönüllü asker vardı. Savtekin, Sanduk, Afşin, Süleyman Şah, Altuntas, Atsız, Aksungur, Da-nişmend, Artuk, Saltuk, Çavlı, Çavuldur, Mengücek, Gevherayin, Porsuk, Bozan gibi zamanının en büyük kumandan ve emirleri Alparslan ordusunda yer alıyordu. Bizans ordusunda, hassa ordusundan başka frank, norman, İslav, peçenek, uz, gürcü, abhaz ve ermeni kuvvetleri vardı. Bunların sayıları, bazı kaynaklara göre 200 000’in üstündeydi. Alparsan’ın hızlı bir ilerleyişle Malazgirt önlerinde görünmesi imparatoru şaşırttı. Bununla birlikte dinî bir vecibeyi yerine getirmek isteyen Alparslan, halifenin elçisi kadı ibnül Muhelban başkanlığında Savtekin’i Romanos Diogenes’e göndererek barış teklifinde bulundu. Gelen heyeti huzuruna kabul eden imparator, öne sürülen barış şartlarını kabul etmediği ve İbnül Muhelban’a «kendisi ve atlan için Isfahan şehrini mi, yoksa Hemedan’ın mı iyi olduğunu» sordu. Hazır cevap bir kişi olan İbnül Muhelban ise «Atlarınız için Hemedan iyidir; size gelince onu bilmiyorum» diye cevap verdi. İbnül Muhelban’ın verdiği cevaptan hoşlanmayan Romanos, «Rum ülkelerine yapılanları İslâm ülkelerine yapmadan geri dönmem» diyerek barış konusunda son sözünü söyledi. Bunun anlamı savaştı. Selçuklu sultanı, imparatorun cevabına çok üzüldü. Kendisini, imamı olan buharalı büyük âlim Abdülmelikoğlu Ebu Nasr Muhammed «Bütün islâm âleminin kalbi ve duası seninle ve askerinledir; dinî koruyanın yardımcısı Allah’tır; zafer bizimdir» diye teselli etti, imparatorun ordusu Ahlat’tan 12 km uzaklıktaki Rahva (Zahva) ovasına geldiği zaman bütün hâkim tepelerin Selçuklular tarafından tutulduğunu gördü. Türk okçularının bu tepelerden attığı oklar bütün gece bizans askerlerini uyutmadı. Alparslan, ordusunun bir kısmını emîr ve beylerin kumandasında pusulara yerleştirdi. Kendisi de merkez hattında yer aldı, öte yandan bizans ordusunun sol kanadında rumeli kuvvetleriyle Nikephoros Bryennios, sağ kanadında uz askerleriyle kappadokialı general Aliates, merkez hattında Romanos Diogenes, geride yedek kuvvetlerin başında da imparatorun üvey oğlu Andronikos bulunuyordu. 25 Ağustos 1071 perşembe gününü her iki taraf tam bir savaş düzeni içinde geçirdi. Bu arada Selçuklu atlı birlikleri sürekli o-larak tekbir sesleriyle, boru, davul çaldılar; haykırarak ve oklar atarak bizans askerlerini moral bakımından çökertmeğe çalıştılar. Buna karşılık BizanslIlar da geceyi çan çalarak geçirdiler. 26 Ağustos cuma sabahı günün erken saatlerinde peçenek ve uz kıtalarından bir kısmı imparatorun saflarını terk ederek Selçuklular safına geçti. Bunun üzerine Alparslan bütün kumandanlarını toplayarak onlarla görüştü; cuma namazını kıldı ve askerlerine son olarak şu sözleri söyledi: «Ey askerlerim ve kumandanlarım! Daha ne zamana kadar bir azınlıkta düşman çoğunlukta olmak üzere, böyle bekleyeceğiz? Ben, kendim, müslümanların mim-berde bizim için dua etmekte oldukları bu saatte düşmanın üstüne atılmak istiyorum. Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emri alan bir asker vardır, bugün ben sîzlerden biriyim ve sîzlerle birlikte savaşacağım». Bu konuşmadan sonra Alparslan bîr nefer gibi atının kolanını sıktı, kuyruğunu bağladı, yayını atarak eline bir topuz aldı, ordusunu dört kısma ayırdı; ikisini savaş alanının iki yanındaki tepelere, diğerini geriye yerleştirdi; dördüncü kısmın da başına kendisi geçti. Saldırıya ilk geçen taraf Selçuklular oldu. Saldıran kuvvetlerin azlığına kanan imparator da karşı saldırıya geçti. Türkler savaş planı uyarınca yavaş yavaş geri çekilmeğe başladılar. Romanos Diogenes, bu sahte çekilişin anlamını kavrayacak güçte bir asker olmadığından, ordusunu daha ileri saflara sürdü; bu hareket bizans ordusunun sonu oldu. Nitekim çekilen ve pusuda bulunan türk kuvvetleri bizans ordusu üzerine yürüdü; imparatorun ordusu tam bir çember içine alındı. Yardımcı bizans kuvvetlerine kumanda eden imparatorun ü-vey oğlu Andronikos, bozulan bizans ordusuna yardım edeceği yerde kaçtı, ermeniler de bizans saflarını bırakarak dağıldılar. Savaşın aleyhine döndüğünü anlayan Romanos Diogenes, akşam karanlık basıncaya kadar savaşa devam etti; bizans ordusunun çoğu kılıçtan geçirildi; birçok bizans generali e-sir edildi. Esirler arasında imparator da vardı. Ermeni ve süryani kaynaklarına göre, Alparslan esirine iyi davrandı. Ona, daha çok, misafir muamelesi yaptı. Ertesi gün huzuruna kabul etti. Sonra da «Barış teklifini neden kabul etmedin? Ben istemediğim halde savaşa sen talip oldun; bu kötülüğün sonuçlarını nasıl mazur görebilirim? Eğer zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın?» diye sordu. Bunun üzerine imparator «Fena şeyler», diye karşılık verdi. Alparslan «Gerçekten doğru söyledin; eğer bunun aksini söyleseydin, o zaman yalan söylemiş olurdun. Şimdi sana ne yapacağımı sanıyorsun?» diye sordu, imparator şöyle karşılık verdi: «Bana şu üç şeyden birini yapabilirsin; birincisi, öldürmek; İkincisi, ülkelerinde beni halka ibret için göstermek; üçüncüsü ise affetmek». Bunun üstüne Alparslan: «Seni affetmek kararındayım; seni serbest bırakacak para miktarını söyle» dedi, imparator «Sultan istediği miktarı söylemelidir» dedikten sonra Alparslan «10 milyon altın» karşılığını verdi. imparator istenilen paranın çok olduğunu, bu parayı verecek güçte olmadığını bü-dirdi. Alparslan ile Romanos Diogenes arasında yapılan görüşmeler sonunda bir de barış antlaşması yapıldı. Buna göre; imparator, kurtuluş akçesi olarak bir buçuk milyon altın verecek; Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360 000 altın ödeyecek; Bizans’ın elinde bulunan bütün İslâm esirleri salıverilecek; BizanslIlar gerektiğinde Selçuklulara askerî yardımda bulunacak; imparator kızlarından birini sultana verecek: Antakya, Urfa, Membiç, Malazgirt şehir ve kasabaları Selçuklulara bırakılacaktı. Malazgirt savaşı sonunda Anadolu, devamlı göçlerle beslenerek bir Türk yurdu durumuna geldi İslâm dünyası muhtemel bir hıristi-yan istilâsından kurtuldu. Bu suretle Malazgirt savaşı, türk tarihinde yeni bir devrin başlangıcı oldu. (-> Bibliyo.) [m]

Etiketler: , ,

Yorum yazın