KUVVETLERİN ÇATIŞMASI (1905-1914)

KUVVETLERİN ÇATIŞMASI (1905-1914)

1905-1914 yılları Avrupa için korkulu bir dönem oldu. Büyük devletler, savaşı önlemek veya savaşın çıkması halinde zaferi sağlamak için anlaşmalar yaptılar. 1905’lerde dünyanın siyasi görünümü birden değişti. İki güçler cephesi, karşı karşıya geldi. Doğu sorunları ve Fas bunalımı birden büyük önem kazandı.

FRANSIZ-ALMAN ANLAŞMAZLIĞI VE FAS SORUNU (1905-1911)
Almanya 1902’den beri peş peşe hayal kırıklığına uğramıştı. Üçlü ittifakın yenilendiği o yıl, Fransız-İtalyan yakınlaşması Alman hükümetini kaygılandırıyordu; Fransız-İngiliz anlaşması ise Alman gururuna yeni bir darbe oldu. Wilhelm II, Almanya’yı çevresinde oluşan bu yeni kuşatmadan kurtarmak için çare ve fırsat yaratmak zorundaydı. Ruslar’-ın Uzakdoğu’daki yenilgileri ve sonra Fas, Almanlar’a aradıkları fırsatı verecekti. Fas Almanya’nın genel siyaseti içinde sadece bir vasıta idi. Maksat yine Fransa’yı yalnız bırakmaktı. Almanya, isteği üzerine toplanan Algeciras Konferansı’nda da başarısızlığa uğradı (1906). Almanya’nın endişeleri devam ediyordu. Gerçi Fransa’yı İngiltere’ye ve İngiltere’yi Rusya’ya bağlayan resmî anlaşmalar yoktu. Ama, üçlü ittifaka karşı bir üçlü antanttan söz edilmeye başlanmıştı. Fas sorunu Almanya için, hazırlanan bu ortaklığı parçalamaya vasıta olacaktı. 1911 ’de Agadir’e bir Alman savaş gemisi girince gerginlik görüşmeyle giderildi. Almanya Fas’ta Fransız haklarını tanıdı buna karşılık Kongo’da bir kısım toprak elde etti. Bu durum iki ülkede de hoşnutsuzluk yarattı.

DOĞUDA AVUSTURYA- RUSYA ANLAŞMAZLIĞI (1906-1909)
Avusturya İslav meselesini kesin halletmek istiyor, Bosna-Hersek’i ilhak etmek istiyordu. Böyle bir girişim karşısında Rusya’nın tepkisi ne olurdu? Çarlık hükümeti Balkanlar’da ağırlığını koyma kararındaydı. Bunalım patlak verdiğinde Avusturya, rakibine oranla çok daha güçlü görünüyordu.
Osmanlı ülkesindeki 1908 ihtilâli de Avusturya’ya ortam hazırladı. Makedonya’da çok taraftarı olan İttihat ve Terakki taraftarı ordu harekete geçince Abdülhamid 1876 Anayasası’nı yeniden yürürlüğe koydu. İttihatçılar geniş reformlardan yanaydı. Meclisler yeniden toplandı. Avrupa, olayları ilgiyle izliyordu. Avusturya ilgiliydi; çünkü işgale rağmen hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olan Bosna-Hersek İstanbul’daki meclise temsilci gönderdiği takdirde, Viyana’nın isteklerine kolay kolay boyun eğmeyecekti. Almanya ilgiliydi; çünkü çoğunlukla Alman dostu subayların liderlik ettiği bu hareket, Almanya’ya etki alanını genişletme imkânım verecekti. Rusya ilgiliydi; çünkü İstanbul’daki bu kaynaşma çarlığa Avrupa işlerine müdahale için bahane olacaktı. Almanya ve Rusya ile görüşen Fransız Joseph 1908’de ilhakı açıkladı. Belgrad’da tepki çok şiddetli oldu. Avusturya’ya katılmış bir Bosna, büyük Sırbistan ümitlerinin 6onu demekti. Avrupa ses çıkarmadı. Rusya boyun eğmek zorunda kaldı. Bunalım sona ermişti. İstanbul’da Alman etkisi gün geçtikçe artıyordu. Abdülhamid’den sonra Mehmed V tahta getirilmişti, ama iktidarın gerçek sahibi, Alman dostu İttihat ve Terakki Partisi’ydi. Rusya yaralıydı. Gücünü tekrar toplayıp Avrupa’da güçler dengesi yeniden kurulunca gerçek tehlike ortaya çıkacaktı.

TRABLUSGARP SAVAŞI- BALKAN SAVAŞI (1911-1913)
Abdülhamid II tahttan indirildi yerine Mehmed V geçti. Bu arada Arnavutluk’ta birtakım kıpırdanmalar başlamıştı. Hüseyin Hilmi Paşa istifa edince sadarete Roma Elçisi İbrahim Hakkı Bey atandı. Yeni kabinede Talât Bey İçişleri’ne, Cavid Bey Maliye’ye, Rıfat Paşa Dışişleri’ne, Harbiye’ye de Mahmud Şevket Paşa getirildiler. Bu sayılanların dışında görev alanların da İttihat ve Terakki ile yakınlıkları vardı.
İttihat ve Terakki, yine o günlerde baskısını artırmış, muhalefete hayat hakkı tanımamış ve halk arasında tedirginlik yaratır olmuştu. Ekonomik durum gittikçe bunaltıcı olmaya başlamış, dış yardım kapıları kapanmış ve ancak borç alınabilecek ülke olarak Almanya kalmıştı. Borcun karşılığı, İstanbul gümrükleriydi. Bu, devletin Almanya’ya eğilimli ve onun yanında bir politika gütmesine sebep oldu. Avrupa devletleri ile aradaki denge bozulmaya yüz tutmuştu. Fransa, İngiltere ve Rusya üçlü itilaf devletlerini, Almanya, Avusturya- Macaristan ve İtalya da üçlü ittifak devletlerini kurmuşlardı. Alman yanlısı İttihatçıların yönettiği Osmanlı İmparatorluğu’nun birinci birliğe yönelmesi, ittifak devletlerini düşündürmeye başlamıştı. Hükümet üst üste hatalarla içeride huzursuzluğa,Balkanlarda Osmanlılar’a karşı birliğe ve Araplarla sürtüşmeye sebep oldu. Trablusgarp İtalya’ya sebep oldu. Trablusgarp İtalya’ya verildi, Rodos ve Onikiada elden çıktı (1912).

Olaylar içte de birtakım karışıklıklar doğurdu. Miralay Sadık Bey bir muhalefet partisi, Hürriyet ve İtilâf Partisi’ni kurdu ve kısa sürede ülke içinde güç bulup yaygınlık kazandı. İttihatçı olmasına karşılık, Damad Ferid Paşa bu partinin liderliğine geldi ve parti meclis içinde çeşitli milletvekillerini kendisine çekmeyi başardı. Ülke aydınları da İttihat ve Terakki’- nin karşısındaydılar. İmparatorluğun uğradığı kayıplarla başarısızlıklardan İttihat ve Terakki’yi sorumlu görüyorlar, bunun yanı sıra gerici topluluklar da İttihatçılara karşı Hürriyet ve İtilâf Partisi’nde birleşiyorlardı. Balkanlar birleşmişti. Babıâli bu savaşı istemiyordu ama bir yerden sonra bu artık kaçınılmazdı.

İlk savaş ilânı Karadağlılar’dan geldi (8 Ekim), onu Sırplar izledi. Bulgarlar da karşı tavır takındılar ve 18 Ekim 1912 günü taraflar birbirlerine savaş ilân ettiler. Yunanistan da müttefiklerinin yanında yerini aldı. Türk ordusu üst üste mağlubiyete uğradı. Düşman Çatalca’ya kadar geldi. Arnavutluk da bağımsızlığım ilan etti. Olayların gelişimi sırasında İttihat ve Terakki, yönetimi bütünüyle kendi eline geçirmek için bir Babıâli baskını düzenledi (23 Ocak 1913); Enver Bey, yanına sekiz-on “fedai” alarak yola çıktı ve iktidar, kan dökülerek İttihatçılara geçti, Mahmud Şevket Paşa sadarete geldi. İkinci bir saldırıda Edirne, Yanya, İşkodra, Ege Adaları kaybedildi. Batılı devletler bir nota ile Osmanlıları barışa zorladılar. Midye- Enez hattının batısı (bu arada Edirne de) ve kaybedilen topraklar elden çıktı.
Sonuç, imparatorluk için âdeta yıkımdı ve kamuoyunda olağanüstü tepkiler yarattı. Sardazam ve Harbiye nazırı Mahmud Şevket Paşa, otomobille Babıâli’ye gelirken yolda öldürüldü ve yerini Sait Halim Paşa aldı. Kabinede İçişleri’ne Talât Bey, Harbiye’ye Ahmed İzzet Paşa, Bahriye’ye de Mahmud Paşa atanmışlardı. 1913’te Balkanlarda çıkan karışıklıktan istifade ile Edirne, Kırklareli, İmroz ve Bozcaada geri alındı. Yeni kurulan Sait Halim Paşa Kabinesi’nde, bu arada birtakım önemli değişiklikler yapıldı ve Enver Bey Harbiye, Cemal Paşa Bahriye ve Cavit Bey de Maliye nazırlıklarına getirildiler.
Bundan sonra Osmanlı Devleti Goeben ve Breslau zırhlılarının İstanbul’a sığınmasıyla tarafını belli etmiş oldu. Seferberlik ilan olundu (9 Eylül 1914) Zırhlılar Rusya limanlarını bombalayınca Osmanlı Devleti savaşa girmiş olacaktır.

SİLAHLANAN AVRUPA VE TEMMUZ 1914 BUNALIMI
Balkan Savaşı, Avrupa’da güvensizlik duygularını kuvvetlendirerek, büyük devletlerin silahlanma yarışına hız vermişti. Avusturya, ordusunu güçlendirirken, Avusturya- Macaristan ve Almanya genelkurmayları orduları arasındaki birlik ve ortaklığın programını hazırlıyorlardı. Üçlü ittifak beş yıl için uzatıldı, denizlerde yeni tedbirler alındı. İtilaf devletleri ise silahlanmaya yeniden hız vermişti. Fransa ile Rusya arasında 13 Temmuz 1912’de yeni bir karşılıklı yardım antlaşması yapılmış, Fransız- İngiliz antlaşması da genişletilmişti. Bir yandan silahlanma yarışı, bir yandan kamuoyunun etkisiyle idarecilerin giderek sertleşen tutumuyla hızla savaşa gidiliyordu. Her geçen gün ülke içinde durumu daha tehlikeli hale gelen Avusturya, Berlin’i artık harekete geçmesi için sıkıştırıyordu. Sonunda Avusturya ve Alman genelkurmay başkanlar) savaş için en,,uygun zamanın geldiği kararına vardılar.
28 Haziran 1914’te Veliaht Arşidük Franz Ferdinand ile karısının Saraybosna’da öldürülüşü; Avusturya’da Sırp düşmanlığının tehlikeli bir coşku halini aldığı, Viyana hükümetinin, Berlin’in kendisini destekleyeceğine inandığı, Rusya’nın, Boğazlar sorununu ortaya atma zamanının geldiğine karar verdiği, Fransız hükümetinin, Almanya’nın büyük askeri gücü karşısında müttefikleriyle olan anlaşmasını zayıflatacak her girişimin kendisini tehlikeye düşüreceği inancına vardığı ve sonunda İngiltere’nin Berlin ile dost kalma kararına rağmen, Almanya’nın askeri ve ticari atılımlarından kuşkulanmaya başladığı, Avrupa için en karışık ve bunalımlı
bir döneme rastlamıştı. Bunalım, 28 Haziran’dan 28 Temmuz’a kadar, bir Avusturya-Sırp anlaşmazlığıydı. Ama Viyana, 5 Temmuz’da, Berlin’e bir heyet gönderdi. Almanya, Viyana’yı destekleyeceğini bildirdi. Viyana hükümeti, 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaş ilan ederek, her türlü barışçı yolu kapadı. Böylece Avusturya-Rusya çatışması da başlamış oluyordu. 25 Temmuz’da Rusya, “Sırbistan’ın ezilmesine izin vermeyeceğini” bildirdi.
30 Temmuz’da Rusya genel seferberlik ilan edince, barış ümidi tamamen ortadan kalktı. Bu, bir savaş ilanı değildi, ama olaylara hız verdi. Avusturya cevap olarak seferberlik ilan etti. 1 Ağustos’ta Rusya, Avusturya’ya savaş açtı. Aynı gün, Fransa ve Almanya, genel seferberlik ilan, etmişti. 3 Ağustos’ta Almanya, Fransa’ya savaş ilan etti. Belçika 4 Ağustos’ta Alman ordusu tarafından işgal edildi, İngiltere, Fransa ve Rusya safında savaşa katıldı. Sadece İtalya ve Romanya, antlaşmalara rağmen, geçici olarak tarafsız kaldı. 1914 savaşı uzun süren bir milletlerarası rekabetler döneminin sonunda, siyasi bunalımların gitgide daha tehlikeli hal aldığı ve savaşın kaçınılmaz olduğu kanısının büyük devletleri iki karşıt cepheye böldüğü bir Avrupa’da patlak vermişti. Savaşın, psikolojik, maddi, etnik, birçok yan sebebi vardı. Ama gerçekte önemli olan, bazı dev ülkelerin, savaşı, muhtelif sebeplerle, siyasi hedeflerinin bir vasıtası olarak görmesi, savaşı istemesiydi. Öyle olmasaydı bu bunalım, bundan öncekiler gibi kıvılcımlanmadan çözümlenebilirdi. Sadece iki ülkeyi karşı karşıya getirmesi gereken bir çatışma, bütün dünyayı saran bir savaş haline gelmezdi. 1914 savaşı, dünya hâkimiyeti peşinde koşan birkaç dev gücün birbirini yok etme savaşı olacaktı.

Yorum yazın