Japon Yayılmacılığı

Japon Yayılmacılığı

1929 yılında New York borsasındaki büyük ekonomik çöküntü, dünya çapında bir bunalıma yol açtı. Fiyatlar, ücretler, üretim, iş gücü hızla düştü. İş çevreleri büyük zararlara uğradılar. Ekonomisi dış ticarete bağlı olan Japonya büyük bir darbe yedi. İpek ve pamuklu dışsatımı çok düşt^ve kimi sanayiler yıkılmayla yüz yüze geldiler.
Bu güç durumda, Zaibatsu ticaret şirketleri imdada yetiştiler. Sanayi, bankacılık, gemi taşımacılığı ve sigorta ile çok yakın bağları bulunan bu dev şirketler, Japon ekonomisinin tek belirgin özelliği olup, yeryüzünün dört bir yönünde büroları vardır. Bu bürolar ülkenin gereksinim duyduğu hammaddelerin büyük bir bölümünü, yiyecek maddelerini, endüstri makinelerini sağlarlar ve ülkede üretilen mallara pazarlar bulurlar.
Bu büyük örgütlerin her yere dağılmış kolları aracılığıyla elde edilen bilgileri çok iyi değerlendiren Japonlar, dünya pazarlarına en kısa yoldan sızmak için hazırlanmaya başladılar. O sırada ülkeleriyle birlikte tüm dünya ekonomik bir bunalım içindeydi. Böyle bir durumda üretiren malları dış pazarlara satabilmenin tek koşulu vardı; üretilen mal fiyatlarını en düşük düzeyde sunmak! Ve Japonya büyük bir hızla dünya pazarlarına düşük nitelikli de olsa çok ucuz mallarını yağdırmaya başladı. O ünlü Japon dampingi (ucuz mal yığı- mı). dünya pazarlarını elinde tutan batılı ülkelerin ekonomilerini sarsmaya başladı. Çok geçmeden
Japonya, pamuklu kumaş üretiminde İngiltere’yi geride bırakarak başa geçti ve tüm yer- yüzündeki dokuma fabrikalarının durmalarına neden oldu. Diğer ülkeler ticaret filolarının sayısını giderek azaltırken, Japonya tersine,artırıyordu. Limanlarda tıka basa yüklenen her gemi, malları çok az bir kârla,gerekirse hiç kâr etmeden satmak üzere yola çıkıyordu.
Bu ilgjpç tutum, bir bakıma ortamın uygun olmasından kaynaklanıyordu, ancak çok ucuza sağlanan emekçilerin katkısı da yadsınamazdı. Büyük sanayi şirketlerinin sayısı büyük ölçüde azalmış, yerini küçük, yetersiz işliklere bırakmıştı. Bu işlikler işçilerine çok düşük ücretler ödüyorlardı. Üretim büyük ölçüde artıyordu, ama Japon emekçilerinin ve dolayısıyla halkın satın alma gücü azalıyordu. Elde, çok miktarda üretim mâlı kalıyordu. Sanayiin yaşaması için elde kalan üretim mallarının kesinlikle dış ülkelere satılması gerekliydi.
Ancak dış ülkeler, Japonların bu tutumunu “haksızlık” olarak nitelendirdiler ve Japonları damping yapmakla suçladılar. Japon rekabetine karşı önlemler alınmaya başlandı. Yüksek gümrük vergileri, kısıtlamalar ya da yasaklar kondu. Sarı tehlike diye adlandırılan propaganda aldı yürüdü.
Bu ticaret savaşı sürerken, Japon ordusunun komutanları da aşırı üretim ve yabancı pazarların yitirilmesi sorunlarına kendi açılarından bir çözüm getirmeye çalışıyorlardı. Bu çözüm daha çok yayılımcılık (emperyalizm) yolu idi. Yani silah ya da siyasal güçle daha çok sömürge ya da yeni topraklar elde etmekti. Askeri kanatta, Japonya’nın ekonomik güvencesinin imparatorluk sınırlarının genişletilmesiyle sağlanabileceği inancı yaygındı. Halkın çoğunluğu da bu inanca katılıyordu. Çünkü halka, çekilen zorluklara dış güçlerin neden olduğu aşılanmıştı.
O güne değin zenginlikleri nedeniyle denetleyebildikleri iki büyük parti sayesinde, Zaibatsu’ lar hükümete egemen olmuşlardı. Ancak şimdi milliyetçi halkın da gücünün eklenmesiyle ordu yanlıları Zaibatsulara karşı çıkabiliyorlardı. Çünkü Zaibatsular askeri harcamalar yoluna gitmektense, siyasal ve diplomatik yollarla ticari yayılımı sağlamayı yeğliyorlardı.
1930’ların başları, Zaibatsular ve onları temsil eden politikacılara karşı yıldın eylemlerinin başladığı bir dönem oldu. İki başbakanla önemli devlet adamları ve Mitsui şirketinin genel müdürü öldürüldü. 1931 yılında ordu, sivil hükümeti hiçe sayarak Çin’e savaş açtı ve Mançurya’yı alarak orada kukla bir hükümet kurdu. 1936’da birkaç yüksek rütbeli subayın daha öldürülmesinden sonra, askeri yayılımdan yana olanlar, Japon yönetiminin başına geçtiler. Bir yıl sonra da “Doğu Asya’da barışı koruma” bahanesiyle Çin’le yeniden savaşı başlattılar.
Ordusunun ülkeye kattığı yeni topraklar yüzünden Japonlar daha zengin pazarlar ve hammadde kaynakları elde ettiler. Bu topraklardaki madenler, fabrikalar ele geçirildi, yeni fabrikalar kuruldu.
Böylece üretim büyük ölçüde arttı, dışsatım sorunu da bir ölçüde çözüldü. Dışsatım için küçük sanayiden ayrılarak ağır sanayi ile kimya sanayiine önem verildi. Yayılıma ordunun, Japon yönetimi altına aldığı bölgelerin gelişmesi için gerekli olan sanayi araç ve gereçleri üretildi.
Bu sıralarda Almanya ve İtalya da kendi topraklarını genişletme peşindeydiler. Amaç ve yöntemleri aynı olduğundan, 1940’ta Japonya onlarla Üçlü Pakt diye anılan askeri bir antlaşma imzaladı. Üç devlet birlikte dünyayı ele geçirmek işine giriştiler.
Japonya’nın kısa sürede Çin’i ele geçirmesi, Güneydoğu Asya’yı denetimi altına alma tehlikesi üzerine bölgedeki ülkeler harekete geçtiler ve Japonya’nın Çin’den çekilmesini istediler. Bunun için Japon mallarına karşı boykot uygulayarak ekonomik baskıda bulundular. Petrol ve hurda demir gibi önemli maddelere ambargo koydular.
Oysa, Japonların olaya bakış açıları değişikti. Onlara göre böyleşine pahalıya mal olan ve büyük bir çaba ile kazanılan topraklardan değil çekilmek, kıpırdamayı bile akıllarından geçirmiyorlardı.
Asya kıtasında bir imparatorluk kurmaya İngilizler, Fransızlar, HollandalIlar ya da Amerikalılar kadar kendilerinin de hakları yok muydu? Ja-.
ponya boyun eğmeyi reddetti ve sanayi için gerekli maddelere konan ambargoyu önemsemeyerek kesin kararını verdi’.Sonuna dek savaşacaktı. Tümüyle dış pazarlara yönelik sanayi ürünlerini sürekli biçimde dünya pazarlarına, üstelik maliyet fiyatları üzerinden yığan Japonya Batı ekonomisini derinden sarsıyordu. Bu mal yığınına giderek daha geniş pazarlar bulmak için de planlar hazırdı.

Yorum yazın