İtalya ve Bulgaristan’ın Birinci Dünya Savaşına Katılması

İtalya ve Bulgaristan’ın Birinci Dünya Savaşına Katılması

Savaşın boyutları, 1915 yılında daha da genişledi. İtalya, İngiltere ve yandaşlarının, Bulgaristan ise Almanya’nın yanında savaşa katıldılar.
İtalya’nın savaşa girme kararının alınması kolay olmadı ve oldukça uzadı. Ordunun hazırlıkları yetersizdi ve politikacılar arasında kararsızlık vardı. 1914 Martında tarafsız kalmakta direnen Başbakan Giolitti’nin görevden ayrılmasından sonra, yerine erkinlikçi Salandra getirildi. Bu dönemde demiryolcuların grevleri yanı sıra cumhuriyetçilerin çıkardığı karışıklıkları yatıştırmak için de çaba harcayan hükümet, önce 1 Ağustos 1914 bildirisiyle yansız kalacağını açıklamıştı ama, bu karar hükümeti destekleyen grubun bölünmesine yol açtı. Ülkede geniş bir saygınlığı olan yazar d’Annunzio’nun açtığı savaşa katılma kampanyası da geniş bir yandaş kitlesi topladı. Hükümet üzerindeki baskılar giderek yoğunlaştı. Ulusçularla Mussolini çevresinde toplanan türlü aşırı sol gruplar, bu baskının yaygınlaşmasını sağladılar. Sonunda hükümet, savaşa katılmaya karar verdi. İtalyan Dışişleri Bakanı Sonnino, İngiltere ile Fransa ve Rusya’nın yanında görüşmelere katıldı. 26 Nisan 1915’de imzalanan Londra Antlaşması, İtalya’nın savaşa girmesini kesinleştirdi.
İtalya’nın tüm isteği, toprak bütünlüğünü sağlayabilmek için Trentino, Triyeste ve İstria’yı ele geçirmek, ayrıca Adriya Denizi kıyıları ile denizaşırı bölgelerde toprak kazanmaktı. Başlangıçta Avusturya-Macaristan’la bazı görüşmeler yapıldı.
Avusturya-Macaristan, yalnızca Trentino bölgesinde bazı toprak ödünleri vermeyi benimsedi.
İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yanında yer alması kesinleşen İtalya, 20 Mayıs 1915’de Avusturya-Macaristan’a savaş açtı. Bir süre sonra da aynı kararı Almanya’ya karşı aldığını açıkladı.
Bulgaristan da önceleri bir süre tarafsız kalmıştı. Sonunda, Almanya’nın yanında savaşa katıldı. Böylece İngiltere ve yandaşlarının Balkanlardaki durumu büyük ölçüde tehlikeye girdi. Ekim ayında Sırbistan’a saldıran Bulgaristan, bu devletin çökmesini sağladı.
Bazı İngiliz politikacıları ve özellikle o dönemde Deniz Bakanı olan Sir VVinston Churchill, Akdeniz bölgesine ağırlık verirlerse savaşın kendi yararlarına gelişeceğini savundular. Churchill, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıf yörelerini ve güçsüz dostları Rusya ile bağlantı kurmakta karşılaştıkları güçlükleri düşünerek, Çanakkale Boğazı’na topluca bir saldırı düzenlenmesini, İstanbul’a ulaşmak için boğazın zorlanmasını istedi. Taktik yönünden parlak olan, ama çok sayıda savaş gemisine gereksinme gösteren bu tasarıda asker yöneticiler aynı yiğitliği gösteremediler. Dünyanın en büyük birleşik donanması içinde yer alan İngiliz ve Fransız savaş gemileriyle onlara katılan diğer devletlerin deniz güçleri,Türklerin yiğitçe direnişi nedeniyle başarısız kaldılar. Denizden ve karadan üst üste yinelenen saldırı, Türklerin yoğun savunmasını aşamadı. Çok
ağır kayıplar veren bağlaşık devletler, sonunda geri çekilmek zorunda kaldılar. Böylece Rusya ile doğrudan bağlantı kurulamadı ve savaş için gereken yardım yapılamadı. Ayrıca başarısız Çanakkale saldırısı, Churchill’in bakanlıktan düşmesine de yol açtı;
1915 yılı içinde üstünlük, Alınanlardan yanaydı. Batı cephesinde güçlü olduklarını düşünen Almanlar, Nötre Dame ve Lorette’de Fransızları yenilgiye uğrattılar. Daha sonra da Rusların Stanislav ve Przemysl kentleri üzerine yaptıkları saldırıları önlemek için martta doğu cephesinde tüm ağırlıkları ile ilerlemeye karar verdiler. Nisan ayından eylüle dek iki koldan yürüyüşe geçen Alman birlikleri, Avusturya-Macaristan Ordusu’nun da desteğiyle Rusları, Doğu Prusya ve Polonya’dan çekilmeye zorladılar. Böylece Riga-Pinsk- Çernoviç hattına kadar sokuldular. Doğudaki tehlike önlendi.
Fransızların tüm istekleri, Alman cephesini yararak düşman eline geçen topraklarını kurtarmaktı. Bu nedenle Champagne, Argonne ve Vosges’de tüm güçleriyle saldırıya kalktılar. Şubat ayında başlayan ve ekime dek süren bu savaşlardan hiçbir olumlu sonuç almayı başaramadılar. Trentino’da İtalyanlar bir cephe kurma olanağı buldular.
Bu arada İngilizler ise savaşın yönetimini ellerine aldılar. Ellerindeki ordu gücünü Fransız cephesinde yitirmemek için, Almanların zayıf oldukları
yerlere saldırmayı yeğ tuttular. Almanların ocak ayında Süveyş Kanalı bölgesinde saldırıya geçmesi, İngilizlerin gözünü korkuttu. Bu nedenle Basra Körfezi’ne çıkarma yaptılar. Ortadoğuya yerleşebilirlerse savaşın gidişini değiştirebilecekleri kanısındaydılar. Çıkarmadan sonra Mezopotamya’da ilerleme sağladılar. Temmuz ayında Almanların elindeki Güneybatı Afrika’sını ele geçirdiler.
1915 yılının en büyük özelliği, dünyada ilk kez bir savaşta zehirli gaz kullanılması oldu. 29 Temmuz 1899’da imzalanan La Haye bildirisine Almanya da imza koymuştu. Ama, 22 Nisan 1915 günü Ypres cephesinde bu öldürücü gazı Fransızlara karşı kullanmaktan çekinmedi. Serbest klor gazı biçiminde kullanılan bu yeni savaş gerecinin etkisi, 3 kilometrelik bir alanda görüldü. Boğucu ve sinir bozucu etkisi olan klor gazı, Fransızların geri çekilişi sırasında uçaklardan serpme yolu ile ve bombalarla atıldı. Sonuç çok korkunç oldu ve Fransız Ordusu arasında ürküntü yarattı. Aynı ürküntü daha sonra Alınanlara karşı savaşan tüm devletlerin ordusuna yayıldı, önlemler alınma yoluna gidildi.
Aynı yılın diğer bir özelliği ise, savaşta denizaltıların ne denli önemli olduğunun anlaşılmasıydı. özellikle Almanlar, denizaltılar! etkin biçimde kullandılar. Bu arada 7 Mayıs günü, içinde Amerikalı yolcuların da bulunduğu İngilizlerin Lusitania gemisi, bir Alman denizaltısı tarafından
torpillendi. Bu olay, Birleşik Amerika’da büyük öfke ve tepki yarattı.
1915 yılının sonunda İngiltere ve yanında yer alan devletlerin temsilcileri, Chantilly Konferansında bir araya geldiler. Bu toplantıda, bağlaşıklar arasında daha geniş çapta işbirliği yapılması gerektiği sonucuna varıldı. Savaşın daha sonraki dönemi ile ilgili hazırlıklar gözden geçirildi, yeni saldırıların nasıl düzenleneceği tartışıldı. Ayrıca, büyük kayıplara uğrayan Rusya’ya parasal yardım yapılması konusu da karara bağlandı.
Savaşın ikinci yılı kapanırken, Almanlar 6-12 Eylül arasındaki Marne çarpışmalarından sonra Fransa ile dört uzun yıl sürecek siper savaşlarına girişmişlerdi. Manş’a ulaşmak için yaptıkları saldırıda 500 bin kişi yitirerek başarısızlığa uğramışlardı. Buna karşılık Ruslar önünde etkin sonuçlar almışlardı. Galiçya, Lehistan, Letonya ve Litvanya’yı ele geçirmişlerdi. Bu kadarla da kalmamışlar, Rusya’nın o dönemdeki başkenti Petersburg’un çok yakınlarına dek sokulmuşlardı. Yıl sonunda Sırbistan haritadan silinmişti. Selânik’e çıkarma yapan İngiliz ve Fransızlar, bu sonucun önüne geçememişlerdi. Böylece, Berlin- İstanbul yolu açılmıştı.

Yorum yazın