İngilterede Bunalım Yılları ve Demokrasi (1886-1914)

İngilterede Bunalım Yılları ve Demokrasi (1886-1914)
Bu yıllar arasında ülkeyi (3 yıl hariç) idare eden Liberal Parti’nin giderek daha radikalizme kaydığı görülür. Almanya’ya ve ABD’den sanayinin hızla geliştiği petrolün, özellikle kömüre dayanan eski İngiliz hâkimiyetini tahtından indirir göründüğü bu yıllarda, yayılma siyaseti, İngiliz büyüklüğünün korunması için bir güvence sayılıyordu. Sonunda bölük pörçük bir genişlemeye karar vermek zorunda kalan Giaastone’cu liberallerin yerini şimdi, İngiltere’nin dünyadaki genişlemesine sistemli bir siyaset biçimi verecek olan bilirkişi liberaller ve muhafazakârlar almışlardı.

Joseph Chamberlain, İngiltere’de burjuvazinin iktidara gelişini ve siyaseti yeni gerçeklere uydurmak isteğini herkesten iyi temsil eder. 1876’da milletvekili seçilince, Liberal, Parti’nin sol kanadına katılarak, kendini kısa sürede halka sevdirdi ve bütün otoritesini emparlizmin hizmetine verdi.
Birlikçi muhafazakârların herşeyden önce büyük sorunlara eğilen siyaseti, iç reformlar sorununa ancak ikinci derecede ilgi gösterebilirdi. İrlanda konusunda, eğitim konusunda beli reformlar denendi. Ama muhafazakâr hükümet, İngiltere’de bir önceki dönemde belirmeye başlayan demokrasinin gelişmesi ve özgürlükler sorununa el atmadı.
Bu arada sosyalizmin gelişmesi, her türlü tepki hareketinin kamuoyuyle çelişeceğini açıkça gösteriyordu. Bu arada İngiliz sanayii 1875’ten beri birçok buhranlı dönemden geçmişti. Bunalımlar sırasında üçretlerin indirilmesi işçi hareketlerine yol açıyordu. 13 Kasım 1887’de Trafalgar’daki “kanlı pazar”dan sonra Ingiliz sosyalizmi eylemden vazgeçip, propaganda ve grevlere yöneldi. 1883’te kurulan Fabian Derneği sosyal mücadeleyi ılımlılaştırma taktiği uygulamaya çalıştı. Böylece, kıta sosyalizminden çok farklı bir İngiliz sosyalizmi doğdu.
Radikallerin tepeden tırnağa abancı oldukları bu yeni taktiği desteklemek için yeni bir parti gerekliydi. Geleneksel iki partiden bağımsız olarak iş Partisi, 1893’te bu ihtiyaçtan doğdu. 1895’te birlikçi muhafazakârların seçimde kesin zaferinden sonra Sömürgeler bakanlığına getirilen Chamberlain İngiltere’yi sıkıntılarından kurtaracak tek program olarak gördüğü himayeci programını cesaretle geliştirecekti. Bu tehlikeli bir tutumdu: Serbest mübadele halk kitlesinin gözünde yeni eriştikleri refahın aracıydı, onu bırakmakla yeniden eski sefalete düşmek söz konusuydu. Tory emperyalizmini, milli gururu çoşturduğu zaman desteklemeye hazır olan İngiliz halkı, hayatın pahalılaşması halinde onu kabul etmiyordu.

1906 seçimi liberallerin zaferiyle sonuçlandı. Demokrasi ve işçiler asıl galipti. Kraliçe Victoria, 64 yıl şan içinde hüküm sürdükten sora 1901 ’de öldü. Onun ölümüyle soylularla burjuvazinin, liberalizm çerçevesi içinde, ortak çıkarlarına uygun bir serbest girişim uygulamasını desteklemek için uyuştuğu bir dönem sona eriyordu. Liberaller gösterişli bir başarı kazanmışlardı, ama, zaferlerinin onayladığı şey daha çok, halkın durumunu düzeltmek için devletin müdahalesini görmek isteğiydi. Liberaller iktidarda kalabilmek için her ne pahasına olursa olsun işçi isteklerini yerine getirmek zorundaydılar. Eski işçi lideri John Burn ve Lioyd George bu devri etkileyenler arasındadır. Puritan bir radikal olan Lioyd George kabinede taşra burjuvazisini temsil ediyordu ve İngiliz maliye sistemine yeni bir yön çizdi. Yeni sosyal yapı ise, daha 34 yaşında Ticaret Bakanı olan Winston Churchill’in eseri olacaktır.
1906’da İşçi Partisi milletvekillerinin temsilciliğiyle parlamento yaşayışına katıldı. Çok geçmeden çeşitil yasalar yürürlüğe kondu: 1906’da yaşlılık sigortası, 1911-1912’de primlerin işçi, işveren ve devletin ödediği hastalık ve işsizlik yasası. Devletin en önemli kaynağı gelir vergisiydi. Lioyd George bu verginin oranının gelirle artmasını ve gayrimenkuldende vergi alınmasını kararlaştırdı. Sosyal yasalardan mail yasalara geçilerek anayasa sorununa el atmıştı, bu çatışma demokratik güçlerin zaferiyle sonuçlanacaktır.
George V, Avam Kamarası’nın yetkilerini arttırıp Lordlar Kamarası’- nın yetkilerini azaltırken kamuoyunca desteklendi.
Hükümetle sendika liderlerinin arası giderek açılıyordu. Şiddet taraftarları yeniden ağır basmaya başladı. 1911 ’de büyük grevler patlak verdi, fabrikalara saldırıldı, kundaklamalar, yağmalar görüldü. İçişleri Bakanı olan Churchill hareketi sertlikle bastırmak zorunda kaldı. Ama işçilerin istekleri ateşli olduğu kadar da kararlıydı.
1914’e gelindiğinde, İngiltere’nin daha pek çok meselesi vardı. Sendikaların istekleri, İrlanda meselesi, Koloniler’in siyasi bağımsızlık talepleri… İngiltere büyük bir buhranın eşiğindeydi.

Yorum yazın