İkinci Meşrutiyetin Sonuçları

İkinci Meşrutiyetin Sonuçları

Abdülhamid II’nin ikinci defa meclisi dağıtıp (Şubat 1878) ülkede tam bir dikta düzeni kurması, özgürlükçü ve meşruiyetçi aydınları büyük bir düş kırıklığına uğratmıştı.
Kusurları ve eksikleri, Abdülaziz döneminde olduğu gibi, örgütsüz oluşlarıydı. Oysa halkı uyarmak, özgürlük savaşında yanlarında olmalarını sağlamak için örgütlenmeleri şarttı.
Bu gereksinmeyi yakından duyan Tıbbiye Okulu öğrencilerinden Abdullah Cevdet, Ishak Sükutî, İbrahim Temo ve Mehmed Reşid birleşip gizli “İttihadı Osmanî Derneği”ni kurdular ve bir program hazırladılar. Program, ana hatlariyle; meşrutiyeti uygulamak, bu düzene uygun icraatı yapmak, Osmanlı uyruklular arasında eşitlik, vicdan özgürlüğü, can ve mal güvenliğini sağlamak, padişahın sorumluluklarını denetim altına almak amacını güdüyordu.
Programın gerçekleşmesi için Babbıâli’yi basmayı, hükümeti düşürmeyi, Abdülhamid II’yi hal edip yerine Murad ya da Reşad Efendi’yi geçirmeyi tasarlıyorlardı. Derneğin iç kuruluşu büyük bir gizlilik içindeydi.
“İttihadı Osmanî”, sonraki adı ile ittihat ve Terakki Cemiyeti, İstanbul’da umulmadık bir ilgiyle karşılanıp kısa sürede yayıldı. Az bir zaman sonra da Jöntürkler’in Paris şubesiyle birleşti. Gösteri hazırlayan Tıbbiye ve Harbiye öğrencileri Harp Divanı’na çıkarıldı (1897).
Avrupa’dakiler, başta Abdullah Cevdet ve Ishak Sukutî olduğu halde yeniden mücadeleye girdiler ve “Osmanlı” gazetesini yayımlamaya başladılar. Gerçi, mücadeleye girenler aralarında çıkan türlü anlaşmazlıklardan ötürü dağılmış gibilerdi ama “Osmanlı” gazetesi etkili oluyor, onları bir araya getiriyor, sarayı da enikonu tedirgin ediyordu. Yurt dışına kaçanlar cemiyetin Cenevre (1897) ve Kahire (1897) şubelerini açtılar. Rumeli kesiminde de teşkilat hızla kuruldu (1899).
Paris’te 1902’de toplanan Birinci Jöntürk Kongresi’nde ayrılıklar iyice ortaya çıktı ve özgürlük mücadelesini yapanlar ikiye ayrıldı. Prens Saba- haddin’in önerilerine oy verenler onunla birlikte, “Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Demeği”ni kurdular. Ahmed Rıza taraftarları ise “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti” adı altında birleştiler.
Selanik’te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti de 1906’da yeni bir programı gerçekleştirmeye çalışıyordu. Amaçları özellikle, yabancı devletlerin. Türkiye’nin içişlerine karışmasını önlemekti. Bunlar 1907’de Terakki ve ittihat Cemiyeti’nin Paris şubesiyle birleşme kararı aldılar. Bu karardan sonra Rumeli’de, eylem hareketleri hızlandı. Resne’de, Enver Bey açıkça başkaldırıp dağa çıktı. Abdülhamid II askeri birlikleri harekete geçirip isyancıları dağıtmak istedi ama birlikler karşı tarafa katılıyorlardı. 23 Temmuz 1908’de, Rumeli’de hürriyet ilan edildi. Padişaha, Meşrutiyet ilan edilmezse yüz bin kişilik bir ordunun İstanbul’a yürüyeceği bildirildi, iki gün sonra, Abdülhamid II, İkinci Meşrutiyet’i ilan etti (21 Temmuz 1908) ve seçim emrini verdi.
Meşrutiyet’in ilanından sekiz gün sonra ittihat ve Terakki’nin Selanik merkezinden bir grup yöneticisi (Kurmay Binbaşı Cemal, Hakkı, Talat. Rahmi, Cavit ve Hüseyin beylerden kuruluydu) Babıali ile görüşüp duruma gayriresmi şekilde hâkim oldular.
Otuz iki yıllık bir aradan sonra ikinci meclis, 17 Aralık 1908 tarihinde açıldı. 266 milletvekilinden kuruluydu ve bunun yirmi üçü Rum, on ikisi Ermeni, beşi Yahudi, dördü Bulgar, üçü Sırp, birer de Ulah, Dürzi ve Maruni idi. Arap milletvekillerinin sayısı elli, Arnavutlarınki ise yirmi iki idi.
İttihat ve Terakki fiilen iktidara gelince topluluğun her konuda, çeşitli önerilerde bulunduğu ve aynı ilkelerden hareket etmediği meydana çıktı. Ve Meşrutiyet’in hazırlayıcıları, iktidarın eşiğinde ikiye bölündüler: Liberaller ve milliyetçiler. Liberaller dini ve milli azınlıkların haklarını ve muhtariyet hareketlerinin meşruluğunu kabul ediyor; milliyetçiler merkezi otoriteyi ve Türk hâkimiyetini savunuyordu. Liberaller, kendi içlerinde de bölündüler, kısa ömürlü partiler kurdular.Bunların en önemlisi Ahrar Partisi oldu. Milliyetçiler ise, önce iktidarı ele geçirmek, sonra da sıkı bir otoriter rejim kurmak amacındaydı- lar.
Bu dönemde Osmanlılar Balkanlar’da dört ülkeyle savaştılar. Girit, Bosna, Hersek elden çıktı.
O günlerde gerek Abdülhamid II’- ye, gerek İttihat ve Terakki’ye karşı muhalefet alabildiğine büyüyordu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bir açıklama yaparak gizlilikten çıktığını ve bir siyasi partiye dönüştüğünü açıkladı. Ama gece ayaklanma başladı.
Taşkışla’daki avcı taburları 30 Mart günü Sultanahmet Meydanı’nda toplandılar. 31 Mart sabahı başkent halkı silah sesleriyle uyandı. Asker havaya silah sıkıyor, aralarında softa ve gericilerin kışkırtmalariyle “Şeriat isteriz!” diye bağırıyorlardı.
Ayaklanma, İstanbul’a gelen Mahmud Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu tarafından ancak 23 Nisan’da bastırılabildi. Abdülhamid tahttan alındı ve Selanik’te Alatini Köşkü’nde ikamete mecbur tutuldu. Mehmed V Reşad tahta geçti. Karışıklıklar bastırılmış, İttihat ve Terakki Partisi İmparatorluğun gerçek hâkimi olmuştu. Ne var ki, İkinci Meşrutiyet Meclisi’nin ilk döneminde muhalefet kendini gösterdi.
23 Ocak 1913’te İttihatçıların ünlü Babıâli baskını oldu. Başta Enver Bey, bir grup subay kabine toplantısına girerek Harbiye nazırını vurdular. Mahmud Şevket Paşa yine sadrazam oldu, ama 11 Haziran 1913’te Beyazıt’ta öldürüldü.
Şimdi Enver, Talat ve Cemal paşalar, partileri adına yönetime elkoymuşlardı. Balkan savaşları bitmiş, bu defa da Birinci Dünya Savaşı başlamıştı. Başlangıçta Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etti ve savaşa katılmadı. Ama sonra, Almanya’nın yanında, Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı savaşı kabul zorunda kaldı (11 Kasım 1914). Osmanlı İmparatorluğu’nun akıbeti, bu savaşla birlikte ağır ağır kesinleşecekti.

Yorum yazın