İkinci Dünya Savaşı Sonrası Asya ve Japonya

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Asya ve Japonya

YENİK DÜŞMÜŞ JAPONYA’DA AMERİKAN YÖNETİMİ
Japonya’nın kayıtsız şartsız teslimi antlaşması 2 Eylül 1945’te Tokyo Körfezi’nde demirli Amerikan savaş gemisi “Missouri”nin güvertesinde imzalandı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonu olan bu tarih, Japonya’nın Asya İmparatorluğu hayalinin de sonu oldu. Japonya savaştan çok ağır yaralı olarak çıkmıştı. Büyük insan kaybının yanı sıra, iskân bölgelerinin yüzde 40’ı tahrip edilmiş, yabancı ülkelerdeki Japon mallarına el konmuştu. Ve en önemlisi, Japon halkı, belki de tarihinde ilk defa, geleneklerine olan inancını ve kendine güvenini kaybetmişti.
A.B.D., Batılı demokrasiler için tehlikeli bulduğu Japon militarizmi ve özellikle sömürgeciliğini yok etme hedefini güdüyordu; bu amaçla Japonya’yı işgal etti. General Mac Arthur Amerikan Askeri Genel Valiliği görev
ile 8 Eylül 1945’te Tokyo’ya geldi. Bölgedeki işgal idaresi SCAP’ın ilk hedefi Japon savaş potansiyelini yok etmek oldu, ülke bütünüyle silahtan tecrit edildi, fabrikalar parçalandı. Sonra savaş suçluları kitleler halinde tutuklandı, ünlü general Tojo ve yedi arkadaşı idam edildi. Amerikalılar’ın hazırladığı yeni anayasa, Japonya’nın bin yıllık geleneklerini yıkıyordu. İmparatorun kutsal ve tanrısal kişiliğine bağlı bütün hak ve yetkileri ilga ediliyordu. Yeni anayasa, kuvvetler ayrılığı prensibine dayanan demokratik bir sistem getiriyordu. Bu anayasayı bir medeni kanun, bir ceza kanunu ve bir muhakeme usulü kanunu izledi.
Japonya’ya her şey sömürgelerinden gelirdi. Şimdi dört küçük adada aç ve açıktaydılar.

İKİ BAŞLI DEV
Çankayşek milliyetçi orduların başında önce Mançular’a karşı savaştı. sonra komünistlere savaş açtı (1926) ve onları ezdi. Ama Çin’i Kuomingtang çevresinde birleştirmeyi başaramadı. Komünist savaşçılar, Hunan sınırında Çing-Gan-San dağına sığınmışlardı. Aralarında Mao Çe- Tung da vardı.
Mao Çe-Tung, 1922’de Şanghay’da Çin Komünist Partisi’ni kuranlardan biriydi. Moskova ile doğrudan ilişkisi olmamıştı. Kuomingtang kızılları ezince (1928) Huan’da bir tarım sovyeti kurdu.
Kuomingtang’ın Hunan komünistlerine karşı savaşı 1929’da başladı. Mao’nun devleti ve ordusunun, Orta Çin’den kuzeye göç edişi, tarihe “Uzun yürüyüş” adıyla geçen ünlü yürüyüş, milliyetçilerin acımasız saldırıları yüzünden yapıldı. Elli bin kişi Kuzey Şensi’ye, Yen-Ân’a vardı. Mao burada kaldı\ve yerleşti. Büyük Komünist Çin Devleti’nin temeli atılmıştı.
1936’da Japon tehdidine karşı Çankayşek’e birlik teklif etti. Japonlar Çin’i işgal ederken İkinci Dünya Savaşı başlamıştı.

AMERİKA, ÇİN’İN YANINDA
A.B.D. XIX. yüzyıldan beri Çin’i desteklemişti. Japonya’ya karşı da destekledi. Birleşik Devletler Çin’in, Amerika, İngiltere ve Rusya safında bir büyük devlet olmasını istiyordu. Roosevelt, 1943’te Kahire’de Çankayşek ile, geleceğin Amerikan-Çin işbirliği konusunda planlar yaptı. Ne var ki Çin artık iki başlı bir devdi. Yen- Ân Komünist Cumhuriyeti gitgide güçleniyor, komünistler Japonlar’a karşı başarılı savaşlar veriyorlardı.
Japonlarla kıyasıya savaşırken Amerikalılar’ın ısrarlarına rağmen en iyi birliklerini komünistlere karşı çeviren Çankayşek, Amerikalılar’ın Japonya’yı yeneceğine ve savaş ertesinde
komünist ilerleyişinin bir sorun olarak karşılarına dikileceğine inanıyordu.
Ama A.B.D. baskısına dayanamayıp askerini çekti. Japon yenilgisinin kaçınılmaz olduğunu gören Mao Çe-Tung ise iç savaşı durdurma zamanı geldiğini anlamıştı. Bu arada A.B.D.’de iki gücün arasını bulmak istiyordu.

STALİN MİLLİYETÇİLERLE ANLAŞIYOR
Yalta’da Roosevelt Rusya’ya Mançurya’yı söz vermişti. Çin bunu kabul edemezdi. İtirazlarını Stalin’i Japonya’ya karşı savaşa sokmak isteyen A.B.D. dinlemedi.
Hiroşima’da atom bombası Stalin’e verilen bir işaret oldu. Dethat’ Mançurya’ya girdi, Moğollar’la birleşti. Bu kez A.B.D. bastırdı ve Stalin geri adım attı. Çankayşek’i tanıdı ve Mançurya’yı boşaltmayı taahhüt etti.
Rus-Çin antlaşması, Yen-Ân komünistleri için acı bir sürpriz oldu. Stalin’in kararlı ihaneti, hayal kırıklığı ve öfke uyandırmıştı.

YENİ BİR İÇ SAVAŞIN EŞİĞİNDE ÇİN
Çin’de güç denemesi yeniden başlıyordu. Japonya’nın teslimi, müttefiklerin aldığı kararlara göre yapılacaktı. Mançurya’daki Japon birlikleri Ruslar’a teslim olacaktı. Çin’in her bölgesindeki düşman birlikleri ise Çankayşek’e teslim olmak zorundaydı. Mao günün şartlarına uydu. Ama bu şartlar gerçekte komünistlerin lehineydi. Milliyetçilerin güneydoğuda toplanmış olmalarına mukabil, kızıl gerillalar ülkenin her yanma dağılmış, büyük merkezler yakınında mevzi tutmuş, limanlara yerleşmişlerdi. Kızıl askerler Pekin duvarlarına ve Mançurya sınırına kadar sokulmuşlar, Şanghay, Nankin, Vu-Han şehirlerini kuşatmışlardı. Güneyde Kanton’- da bile çok sayıda gerilla birlikleri vardı. Kaçınılmaz son Amerikalılar’ın müdahalesiyle ancak 4 yıl geciktirilebildi.

PAYLAŞILAMAYAN MANÇURYA; PAYLAŞILAN KORE
Kuomingtang, İç Moğolistan’ın başkenti Kalgan dışında bütün şehirleri ele geçirmişti. Yabancılara verilmiş imtiyazlar ilga edilmişti, ama Batılılar birer birer geri gidiyorlardı. Hayat normale dönüyor, fakat kurtuluşun ilk heyecanı yatıştıktan sonra hoşnutsuzluklar tekrar su yüzüne çıkıyordu. Bu defa, Çin’li için bir kıyaslama imkânı da vardı. Yen-An rejimi.
Yen-Ân hükümeti, kendi yönünden zor bir dönem yaşıyordu. Hayal kırıklığı acı olmuştu. Mao ve iktidar arkadaşları hâlâ en ilkel şartlarda yaşıyorlardı. Mao, 95 milyon Çinli’ve ve Sarı Irmak’ın kuzeyindeki bütün tarım alanlarına hükmediyordu. Fakat dış dünyayla ilişkiyi sağlayan bütün demiryolları kesilmişti.
Bu sırada Mançurya’nın Çin’e teslim vakti gelmişti. Milliyetçi askerleri büyük bir sürpriz karşıladı. Ruslar, vaatlerini hiçe sayarak Maocu kızılların Mançurya’ya girmesine izin vermişlerdi.
Kore 1910’dan beri Japon İmparatorluğu’nun işgalindeydi. 1943’te müttefikler, tarihi milattan iki bin yüz yıl öncesine dayanan bu küçük ülkeye bağımsızlık vaat ettiler. Ruslar ve Amerikalılar yarımadayı, 38. Enlem ortada sınır teşkil edecek şekilde kuzeyden ve güneyden işgal etti. Kuzey,maden ocakları, barajlar ve fabrikalarla bir sanayi bölgesiydi, güneyde pirinç tarlaları vardı. Bu işgal ve bölünmenin sadece askeri bir tedbir olacağı düşünülmüştü. Sonuç büsbütün başka oldu. 38. Enlem bir demirperde olarak kapandı.

AVRUPALILAR VE GÜNEYDOĞU ASYA SÖMÜRGELERİ
Japonlar, Doğu Asya’yı istilâ ederken beraberlerinde bir ihtilâlin tohumlarını da getirmişlerdi. Japonlar yenildi ama ihtilâl yaşayacaktı.
Yıkılmış ve aç Avrupa, elinden kaçırdığı zengin ülkelere mutlak geri dönmek hırsı içindeydi. Sömürgeciliğin en verimli çağında savaşa sürüklenen Batılı devletler, neye mâl olacağım düşünmeden bu uzak ülkelerin sağlayacağı zenginliğe ümit bağlamışlardı.
Amerika bu konuda başka türlü düşünüyordu. Savaş, sömürgecilik sisteminin sonu olacaktı. Birleşik Devletler, Küba ve Filipinler’den vazgeçerek bu yönde ilk adımı atmıştı. Atlantik Anayasası ile ilân edilen hürriyetler, istisnasız, bütün insanlar için geçerli olacaktı. Yeni bir çağ açılıyordu.
Müttefikler, bütün bu sorunları çözmek için önlerinde daha oldukça uzun bir zamanın bulunduğuna inanmışlardı. Japonya’nın beklenmedik yenilgisi, Batılılar’ı acele karar almak ve harekete geçmek zorunda bıraktı.

HOLLANDALILAR VE ENDONEZYA
Endonezya, savaştan hırpalanmış olarak çıkıyordu. Ada kaynıyordu. Sukarno 17 Ağustos’ta cumhuriyeti
ilân etmişti. Sukarno Hollandalılarla mücadele etmiş, tutuklanmıştı. Japonlar serbest bıraktılar. İstilacı Japonlar beyazlara büyük zülüm yaptılar. Kaybedeceklerini anlayınca müttefiklerin karşısına yerel idareler bırakmak istediler. 1945’te Endonezya Cumhuriyeti’ni tanıdılar.
İngilizler adaya çıkınca Sukamo’- yu tutuklamayı reddettiler. Hollanda’nın müdahalesini de engellediler. Adada kanlı bir iç savaş başladı. İngiltere gerçek bir savaşa girmişti.

FRANSA SÖMÜRGE İMPARATORLUĞUNUN SONU
1946 anayasası Fransız imparatorluğunun sonu olan Fransız Birliği’ni kuruyordu. Bu da sömürgelerde kan akıtılmasını önleyemedi. Fas, Cezayir, Madagaskar kaynıyordu.
Fransa, Kuzey Afrika’da, Çinhindi’nde uğraşırken, bir başka yenilgi kendisini bekliyordu. Suriyeliler ve Lübnanlılar, vaat edilen bağımsızlığın verilmesi için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Fransa’nın olumsuz tutumu, Ortadoğu’yu ateşe verecek kanlı olaylara sebep oldu. İngiltere, muhtemel bir savaşı önlemek için Suriye ve Lübnan’a asker getirdi. Her iki devlet, belli bir tarihte askerlerini çekmeyi taahhüt etiler. Fransa, Aralık 1946’da Suriye’deki son birliğini geri çekti. Bu, Ortadoğu hâkimiyetinin sonu demekti.
Bu Fransız sömürgesindeki gerçek milliyetçilik ve bağımsızlık hareketi, Ho Şi Minh adıyla tarihe geçecek olan Nguyen Ay Kuok’un kurduğu Vietminh (Vietnam millî kurtuluş cephesi) ile başladı.
Ho Şi Minh komünistleri ve milliyetçileri biraraya getirmiş, Japonya’ya karşı Fransızları destekliyordu. 1945’te Hür Fransa Çinhindi’nde yenildi ama savaş kazanıldı. De Gaulle bu bölgede bir federasyon ilân edince Vietminh hayal kırıklığına uğradı.
28 Mart’ta Ho Şi Minh geçici bir hükümet kurdu. Müttefik orduları, geldiklerinde, Vietnam halk hükümeti ‘ tarafından karşılanacaklardı. 20 Ağustos’ta Hanoi’yi alan Vietminh, sekiz gün sonra imparator Bao-Dai’yi tahttan indirdi. Bütün milliyetçiler Vietminh’e katılmıştı. 2 Eylül 1945’te Ho Şi Minh, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilân etti. Çinhindi’nde hâkimiyetini ve gücünü tamamen kaybetmiş olan Fransa, olaylara seyirci kalıyordu.
Uzakdoğu Fransız kuvvetleri adına general Leclerc, 1945 Eylül’ünde Saygon’a geldi. Fransa, istenmediği güneyi ve Çinliler’in işgalindeki kuzeyi tekrar ele geçirmek, kuzeyde gitgide güçlenen Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’ni yenmek zorundaydı.
Ho Şi Mihn ile Fransa arasında 6 Mart 1946’da bir antlaşma imzalandı. Fransa Vietnam Cumhuriyeti’ni, Fransız birliğine bağlı Çinhindi federasyonu içinde hür bir devlet olarak tanıdı. Çinhindi’nde beş yıllık bir süre içinde yerini Vietnam askerine bırakacak olan 15.000 kişilik bir Fransız birliği bulundurulacaktı.
Anlaşma, şaşkınlık ve öfkeyle karşılandı. Bağımsızlıktan söz edilmiyor, nefret ettikleri Fransız askeri geri geliyordu. Ho Şi Minh ve Komünist Parti ihanetle suçlandı. Ho Şi Minh bu anlaşmayla, Birleşik Devletler ve Çin’in desteklediği Fransa ile açık bir çatışmaya girmeden, bağımsızlığa doğru ilk adımı atmıştı.
Ekim 1946’da Paris’te kabul edilen yeni anayasa, Vietminh’in ümitlerinin aksine, Çinhindi’nin bağımsızlık isteklerine ters düşen “Fransız Bir- ligi”ni kuruyordu.
9 Kasım’da Vietnam Cumhuriyeti kurucu meclisi, Fransız Birliği’ni yok farz ederek bir anayasa kabul ve ilân etti; iktidar Ho Şi Minh’e verildi. Bu arada ünlü general Giap, Vietnam ordusunun temelini atmıştı. Vietnam’ın bağımsızlık ilânı Fransız anayasasına aykırıydı. Fransa ile Ho Şi Minh arasındaki gerginlik, 20 Kasım’da Haifong limanındaki kanlı olaylarla tehlikeli bir bunalım haline geldi. 23 Kasım’da Paris’te Bidauld Hükümeti duruma silâhla müdahale kararı aldı. Çinhindi’nde savaş yeniden başlıyordu.

HİNDİSTAN’DA BAĞIMSIZLIK SORUNU VE İÇ SAVAŞ
Savaş sırasında Hintliler bağımsızlık, Ali Cinnalı ise bir Müslüman devleti için çalışıyorlardı.
Bağımsızlık ve milliyetçilik hareketleri Müslümanlarla Hinduları iki düşman cephe haline getirmişti.
İngiliz heyeti, gerçeği görmelikten gelerek geleceğin Hindistan’ı için bir plan hazırladı. Hindistan, her birinin bir anayasası, bir parlamentosu ve otonom yönetimi olacak üç büyük eyalet birliği halinde bütünlenecekti.
İngiliz heyetinin planı kimseyi memnun etmedi. Bu planın, İngilizler’in ünlü “böl ve yönet” prensibine uygun olarak, Hindistan’ı bölmeye yönelik olduğu iddia edildi. Hindular Londra’yı, Müslümanlara taviz vermekle suçladılar. Müslüman cephe de hoşnutsuzdu.
İngiltere, duyguyla değil akılla hareket ederek, Hindistan hâkimiyetinde ısrar etmedi. Churchill parlamentoda, 1942’de Hindistan’a bağımsızlık vaat edildiğini söyleyerek, hükümetten bu vaadin yerine getirilmesini istedi. –
Bağımsız Hindistan’ın gerçekleşmesi yolunda ilk adım, bir kurucu meclisti.
Ali Cinnah katılmama kararı aldı. Pasif direnişe geçti ama Kalküta’- da 4000 kişinin ölümüne sebep olan olaylar uzun ve kanlı bir nefreti başlattı: Gandhi bir kere daha sahneye çıktı. Açlık grevine başladı.
13 Aralık’ta Nehru, meclistin, bağımsız Hindistan Cumhuriyeti’nin ilânını istedi. İngiltere ise ülkeyi bölmemek için, federasyonlar federasyonu sistemine gidilmesini tavsiye etti; bu, Hindistan’ı bölmeden Pakistan’a hayat vermek demekti. Nehru da bu sisteme taraftardı. Bu karar içsavaşın vahşetini arttırdı. İngiltere 30 Haziran 1948’e kadar çekileceğini bildirdi. Hazırlık için genel vali olarak Lord Mountbatten gönderildi. Gandhi bu Müslüman devlete izin vermiyordu. Ama artık çok geçti. Gandhi, öneriyi kabul zorunda kaldı. Ne var ki kurucu meclisteki bağnaz üyeleri ikna etmek kolay olmadı. Hindular Nehru’yu İngilizler’in âleti olmakla suçladılar. Fakat sonunda Nehru meclisten istediği kararı çıkarabildi.
Lord Mountbatten, 15 Ağustos 1947’de yetkilerini devretmeden önce ülkenin taksimi için bir plan hazırladı. Plan, Nehru ve cinnah tarafından kabul edildi. Böylece Hindistan, din temeline dayandırılmış iki ülkeye ayrılıyordu; Hindistan da 280 milyon Hindu ve 35 milyon Müslüman vardı. Pakistan, bir yandan 30 milyon nüfuslu İndüs havzasını, öte yandan 45 milyon nüfusunun yüzde 75’i Müslüman olan Doğu Bengal’i içine alıyordu.
Pencap’ın bölünmesi korkunç bir Müslüman katliamına sebep oldu. Fakat Mountbatten’in askerleri duruma hâkim oldu. Ekim’de olaylar biraz yatışmıştı. Bu defa halkların mübadelesi başladı. Hindistan’ın bölünmesi on milyon insanı yurdundan söküp attı. Hiç bir hazırlığı olmayan ülkede bu defa mültecilerin yüzlercesi,
binlercesi yollarda öldü. Açlık, has talik ve katliam, savaştan kurtulabilenleri aldı götürdü. Pakistan kan ateş, kin ve acımasızlık içinde doğuyordu.

Yorum yazın