İkinci Dünya Savaşı Öncesi Türkiye

İkinci Dünya Savaşı Öncesi Türkiye

Tarihin en büyük, en kanlı çatışması olan İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939 günü başladı ve aralıksız altı yıl sürdü. 2 Eylül 1945’te sonuçlanmasına karşın yarası yıllarca kolay kolay kapanmayan bu korkunç savaşta 68 milyon 566 bin kişi silaha sarıldı, yaklaşık 36 milyon kişi yaşamını yitirdi. Dünyanın hemen her yanına yayılan cephelerde savaşarak ölenlerden başka her yaşta milyonlarca sivil de kentlerin bombalanması sırasında can verdi. Bu arada Almanlar, büyük Yahudi gruplarını kitleler halinde fırınlarda yakarak ya da gaz odalarında boğarak yok ettiler. Atom bombası, dünyada ilk kez bu savaş sırasında kullanıldı. İki ayrı yere atılan bu bomba, on binlerce Japon’un bir anda ölümüne yol açtı.
Almanların Polonya’ya yürümesiyle patlak veren savaşın en büyük sorumlusu, Adolf Hitler’di. Demokrasinin başarısızlığa uğradığı Almanya’da Nazi Partisi’nin ve Hitler’in yönetimi ele geçirmesinden sonra, ülkede korkunç bir silahlanma yarışına girildi. Aynı şekilde İtalya ve Japonya da silahlandılar, güçlerini giderek artırdılar.
Dünya ülkeleri, 1930’lu yılların başında geçirdikleri büyük ekonomik bunalım yüzünden, gözleri önünde gerçekleşen bu olaya karşı koyamadılar. Bundan yararlanan Japonya, 193Vde Man- çurya’ya saldırdı. İtalyanların Akdeniz ve Afrika’da, Nazi Almanyası’nın Avrupa’da, Japonya’ nın Asya’daki emperyalist girişimleri, birbirini izleyen huzursuzluklar yarattı. Dünya barışını korumak amacı ile kurulan Uluslar Cemiyeti, Japonya’yı ve diğerlerini engellemeyi başaramayınca, yaygın bir savaşın tohumları da atılmış oldu. Savaş, bir orman yangını gibi çok çabuk yayıldı. İtalya 1935’te Habeşistan’ı ele geçirdi. Almanlar 7 Mart 1936’da, askerden arınmış Ren Bölgesi’ne, Japonya ise 1937’de Çin topraklarına girdi. Almanya, 11 Mart 1938’de Avusturya’ya egemen oldu. Daha sonra da Çekoslovakya’yı topraklarına kattı. 1 Eylül 1939’da Polonya’ya yönelttiği yıldırım savaşı ile sınırlarını genişletmeye kalkınca, İngiltere ve Fransa, o güne kadar geciktirdikleri kararı sonunda aldılar, 3 Eylül günü savaş açtılar. Onları Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika Birliği ve değişik dönemlerde diğerleri izledi. Sovyetler Birliği savaşa 17
Eylülde girdi. İtalya ve Japonya, Almanyanın yanında yer aldılar. “Mihver Devletleri” adı altında toplanan bu ülkelere daha sonra Bulgaristan, Finlandiya, Macaristan ve Romanya da katıldı.
Almanya ve dostlarına karşı 1939 – 1945 arasında savaşan “Bağlaşık Devletler” ise şu ülkelerden oluştu: Birleşik Amerika, Arjantin, Avustralya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Çekoslovakya, Çin, Dominik, El Salvador, Fransa, Guatemala, Güney Afrika, Habeşistan, Haiti, Hindistan, Hollanda, Honduras, Irak, İngiltere, İran, Kanada, Kolombiya, Kostarika, Küba, Liberya, Lüksem- burg, Meksika, Mısır, Nikaragua, Norveç, Panama, Polonya, San Marino, Suudi Arabistan, Sovyetler Birliği, Türkiye, Uruguay, Yeni Zelanda, Yugoslavya ve Yunanistan.
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerden bir kısmı, savaşa bitimine yakın günlerde katıldılar ve çatışmaların içine doğrudan doğruya girmediler.

2. DÜNYA SAVAŞINDA ASKER VE SİVİL OLARAK ÖLÜ SAYISI
ALMANYA
6.000.000
SSCB
17.000.000
POLONYA
5.800.000
JAPONYA
2.000.000
YUGOSLAVYA
1.600.000
ÇİN
1.300.000
FRANSA
570.000
ROMANYA
460.000
İTALYA
450.000
MACARİSTAN
430.000
İNGİLTERE
400.000
ABD
400.000
HOLLANDA
210.000
BELÇİKA
88.000
KANADA
40.000
Aynca, ABD Japonya’ya attığı iki atom bombası nedeniyle; Hiroşima’da 60.000, Nagazaki’de 37.000, Irkçılık politikası nedeniyle sürgüne gönderilenlerden 5.700.- 000, Almanya’da siyasal sürgünler yüzünden 4.500.000 kişi ölmüştür.
2. DÜNYA SAVAŞINA KATILAN ASKER SAYISI
ABD
16.354.000
SSCB
12.500.000
ALMANYA
10.200.000
JAPONYA
INGİLTERE
6.100.000
5.120.000
FRANSA
5.000.000
ÇİN
5.000.000
İTALYA
3.750.000
KANADA
780.000
AVUSTRALYA
680.000
BELÇİKA
650.000
ROMANYA
600.000
YUGOSLAVYA
500.000
BULGARİSTAN
450.000
YUNANİSTAN
414.000
HOLLANDA
410.000
MACARİSTAN
350.000
FİNLANDİYA
250.000
YENİ ZELANDA
157.000
GÜNEY AFRİKA
140.000
NORVEÇ
45.000
DANİMARKA
25.000
İkinci Dünya Savaşı, Bağlaşık Devletlerin teknik üstünlükleri yardımı ile kazanılabildi. Böyle- ce, Almanya ve dostlarının teknolojik kaynakları ve silahlı güçleri parçalandı.
Savaş boyunca her iki taraf da yepyeni araçlar ve gereçler kullandılar. Bilim adamları, bu alandaki buluşları gerçekleştirmek için geceli gündüzlü çalıştılar, yepyeni uçaklar, tanklar, toplar, silahlar, denizaltılar yaptılar. Almanların ünlü V-1 ve V-2 roketleri, bunların en önemlileri arasında yer aldı. Yıllar sonra Amerika ve Rusya tarafından uzaya gönderilen roketlerin temelini,bu savaş aracı oluşturacaktı. Dünyanın ilk jet uçaklarını da Almanlar yaptılar. Gene aynı ülkenin iki kişilik denizaltıları, Amerikalıların bazoka adını verdikleri tanksavar silahları,savaşın etkileyici buluşlarındandı. Ancak bu dönemin en büyük buluşu ise, hiç şüphe yok ki, “Atom bombası” oldu. Amerika’da ilk çalışmalarına 1940 yılında başlanan bu kitlesel yok etme aracı, beş yıl içinde gerçekleştirildi ve savaşın kesin şekilde bitirilmesini sağladı.

SAVAŞ ÖNCESİNDE TÜRKİYE
ikinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye, önemli bazı değişikliklerle karşılaştı. Ülkenin kurtarıcısı ve modern Türkiye Cumhuriyetimin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü hayata gözlerini yumdu, yerine Ulusal Kurtuluş Savaşındaki en yakın silah arkadaşı ismet İnönü cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk’ün yanında uzun yıllar başbakanlık yapan İnönü, devlet yönetimindeki bilgisi ve deneyimleriyle, daha önce girişilen atılımları aksatmadan sürdürdü. Ayrıca, ülke bütünlüğünü korumak, dünya ulusları ile iyi ilişkiler kurmak yolunda belirlenen politikayı eksiksiz uyguladı. Devrimleri daha güçlendirmeye çalıştı.
Türkiye, 1930’lardan sonra komşuları ile olduğu kadar, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülkeyi paylaşmaya kalkan devletlerle bile iyi dostluk bağlan kurmaya önem verdi. Bunlar arasında özellikle Yunanistan vardı. Balkan Birliği, Yunanistan’ın yanı sıra Yugoslavya, Arnavutluk, Romanya ve Bulgaristan ile de yakınlaşmayı sağlıyordu. İran ve Afganistan’la da “Sadâbat Paktı” yapıldı. Sovyetler Birliği ile dostluk ilişkileri güçlendirildi.
Boğazlar sorunu, İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce kesin çözüme kavuşturuldu. Lozan’da imzalanan Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’ nin Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki egemenliğine bazı sınırlamalar koyuyordu. Türkiye, değişen dünya koşulları karşısında Boğazlar Sta- tüsü’nün yeniden düzenlenmesini istedi, bu konuyu birer nota ile Lozan Barışı’na imza koyan devletlere bildirdi. 22 Haziran 1936’da İsviçre’nin Montreux (Montrö) kentinde toplanan uluslarararası konferans, 20 Temmuz 1936’da yeni bir sözleşme yaptı. Montreux Antlaşması ile Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği tanındı. Böylece barışta ve herhangi bir savaş sırasında Boğazlardan geçiş, birbirinden farklı kurallarla yeniden düzenlendi.
Bu dönemde Hatay sorununun kesin çözüme kavuşturulması, en önemli siyasal gelişmeler arasında yer aldı. Kurtuluş Savaşı sonunda Türkiye sınırları dışında kalan Hatay, Fransız yönetimi altına girmişti. Suriye’deki Fransız mandasının kalkışı sırasında Hatay’ın bu ülkeye verilmesi söz konusu olunca, sorun yeniden su yüzüne çıktı. Uzun süren görüşmelerle Hatay’a bağımsızlık tanınması sağlandı. Yapılan seçimlerde, buradaki Türk topluluğu, çoğunluğu elde etti. Meclisin aldığı kararla, “Hatay Devleti” kuruldu. 1939 yılında imzalanan bir anlaşma sonunda Türkiye ve Hatay arasındaki sınır kaldırıldı, Fransız askerleri ülkelerine döndü.
Hatay’ın Türk olan yöneticileri Mecliste, devletin Türkiye’ye bağlanmasını istediler ve 30 Haziranda bu yolda oybirliği ile karar aldılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi de bir gün sonraki toplantısında, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul etti.
Tüm bu siyasal sonuçlara ulaşabilmek için Türkiye yoğun bir diplomatik çaba gösterdi. Böylece, 1939 yılının öncesinde uluslararası düzeyde ağırlığını duyurmayı, daha saygınlık kazanmayı başardı.
Atatürk’ün ölümünden sonra Avrupa’daki güç dengesinin bozulması, İtalya’da faşizmin , Almanya’da nazizmin ortaya çıkması, dış ilişkilerin yeni baştan düzenlenmesini gerektirdi. Türkiye bundan büyük ölçüde etkilendi.
Türkiye bu yıllarda, sanayi planları ile kalkınmasını hızlandırma çalışmalarına yönelmişti. Hammadde kaynaklarını daha verimli kullanmak, üretimi gerçekleştirecek araçları diğer ülkelerden getirebilmek için bu kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmak zorundaydı. Ancak, başlayan ikinci Dünya Savaşı, ekonomik yönden amaçlanan bu çalışmaları yalnız önlemekle kalmadı, güvenlikle ilgili olarak alınması gereken önlemler yepyeni sorunlar da ortaya çıkardı. Karşılaşılan güçlükler yüzünden bunları göğüsleyebilmek, gerçekten büyük özverileri gerektiriyordu.

Yorum yazın