İKİ SAVAŞ ARASINDA DÜNYA (1919-39)

İKİ SAVAŞ ARASINDA DÜNYA (1919-39)

1914 savaşı dünyayı büyük bir karışıklığın içine sürüklemişti. Yeni bir uygarlığın doğuşunu belirlediğini anlayıp kabul etmek için aradan zaman geçmesi gerekti. 1929 krizi herkesin gözünü açmıştı ama insanlık, yeni koşullara henüz ayak uydurabilmiş değildi ve geleceğinde yatan bilinmeyeni çözmek için hiçbir zaman bu kadar büyük bir çaba harcamamıştı. Ayrıca, eski demokrasiler yeni sorunlarını çözümleyebilmek için siyasetlerini yeniden gözden geçirme konusunda hiçbir zaman bu kadar güçlük çekmemişlerdi. Bazıları devrimci güçlerin emrine girmiş, bazıları da kendiliklerinden, XIX. yüzyıl ortalarında doğan milliyetçilik, sanayileşme ve sosyalizm gibi akımların baskısını benimsemişlerdi.

SÖMÜRGELERDE BAĞIMSIZLIK HAREKETİ
Savaş sömürge sorunlarına önem kazandırdı ve bağımsızlık hareketlerinin gelişmesine yol açtı. Sorun Asya’dan başka, Afrika’da başka özellikler taşıyor, sömürgeliştirilmiş bölgenin sosyal ve iktisadi durumuna, yerli halkın uygarlık düzeyine göre
farklılık gösteriyordu. Bu bakımdan, seçilen çözüm şekli ve ortaya konan yöntemler birbirinden farklı oldu.
Fransa için en büyük güçlükler Fas’ta ve Çinhindi’nde başgösterdi. ,Rif asıllı Abdülkerim, İspanyollardan sonra Fas’ta Fransızlarla çatıştı. 1926’da teslim olana kadar Fransa’nın çok büyük bir askeri güç harcaması gerekti. Lyautey’in yerli özellikleri muhafaza ederek güçlendirilen sultandan istifade politikası daha başarılı oldu. Ama seçkin Arapların milliyetçiliği Fransa’yı zor durumda bırakacaktır.
Savaşta .Fransa’ya büyük destek veren Çihnindi, savaştan sonra b.üyük hayal kırıklığına uğradı. Kamuoyu Fransa’nın, ülke sorunlarına daha yakından eğilmesini beklemiş ve yapıcı çalışmalar ummuştu. Çinhindi’nde 1929 yılından beri yoğun bir şekilde sürdürülen komünizm propagandası önemli bir sorundu. Annam’da bir Kuomingtang kuruldu.
Suriye ve Lübnan’da çıkan karışıklıklar başka özellikler taşıyordu. Bir Suriye devleti, bir Lübnan devleti bir Alevi devleti ve bir Cebel-Dürzî bölgesi kuruldu, ama birçok ayaklanmalar çıktı; bunların en şiddetlisi Cebel-Dürzî ve Şam (1924) ayaklanmalarıdır. Durum düzelince yeniden bir Suriye devleti (1930) kuruldu; daha önce 1926’da Lübnan cumhuriyeti kurulmuştu. Ancak antlaşma Dürzi ve Alevî’lerin haklarını aramak için ayaklanmalarına yol açtı. Cezayir’de Yahudi düşmanlığı, Arap birliği akımının kışkırttığı ayaklanmalar, komünizmin gelişmesi bu olayları körükleyen unsurlar oldu. Fransa’nın politikasının tutarsızlığı durumu daha da zorlaştırdı.
Kara Afrika ve Madagaskar gibi daha az gelişmiş bölgelerde bile, Fransız eğitimi sayesinde, reformların gerekliliğini anlayabilen aydın bir azınlık oluşmuştu. XIX. yüzyıldaki iktisadi devrimden sonra sömürge sorunu bir çözüm bekliyordu. Büyük Britanya sömürgeleriyle siyasi gerginliğe izin vermiş, ama askeri ve özellikle iktisadi bağları güçlendirmişti.
1920’de İngiltere’nin “Yakındoğu’yu Hindistan’ın kalkanı yapmak” amacıyle geniş bir Arap devletleri federasyonu kurma hayalleri suya düştü. Arap milliyetçiliğinin uyanışı şimdi de İngiltere’ye karşı geri tepmişti.
Mısır, savaşın sonunda bağımsızlığa kavuşacağını düşünmüştü. İngilizlerin Zaglul Paşa’yı ve diğer bazı milliyetçi liderleri sürmeleri üzerine şiddetli ayaklanmalar patlak verdi; İngiltere bunları aynı şiddetle bastırmaya çalıştı. Şubat 1922’de Lloyd Geor- ge İngiltere’nin Mısır üzerindeki himayesinin kaldırıldığını ilan etti. Kral Faruk zamanında da Süveyş üzerindeki hakları hariç Mısır’a tam bağımsızlık verildi (1936).
İngiltere, Filistin’in topraklarında bir Yahudi devletini teşvik ile Ortadoğu’yu karıştırdı. Irak’a bağımsızlığı 1930’da tanıdı. İran’da petrole göz dikerek Rusların yerini aldı (1919). Rıza Şah Pehlevi 1925’ie tah
ta çıkarıldı. Komşu Afganistan’da da İngilizler 1921’de tam bağımsızlık tanımak zorunda kaldı. Hindistan kalkanı yırtılmıştı.
Hindu ve Müslümanlar savaşta kendi hürriyetleri için çarpıştıklarına inanıyordu. Ama 1919’da küçük bir liberal reformla yetinmek zorunda kaldılar. Ayaklanmalara karşı sıkıyönetim ilan edildi. ÇoK sayıda ölü, yaralı oldu.
Bu arada İngilizler Hindularla Müslümanları birbirine karşı kışkırtıyordu. Devrimci propaganda da işçi hareketini artırarak siyasi karışıklığa bir sosyal karışıklık ekliyordu.
Gandhi işte bu sıralarda ortaya çıktı. Pasif direniş ve topluca başkaldırma şeklinde yeni bir taktik uygulama amacındaydı. Gandhi’nin etkileme gücü özellikle konuşmalarında ki dini ve gizemci havadan doğuyordu. “Mahatma” (büyük ruh), milliyetçiliği bir din haline dönüştürmüştü. 1935’te Hindu ve Müslümanların katıldığı Londra toplantısından oldukça liberal yepi bir rejim çıktı. Kongre Partisi lideri Nehru, uyuşmaz bir tutumla yeni anayasaya karşı direndi. Savaş Hint milliyetçileri ile Britanya hükümeti anlaşmazlığı daha da artırdı. 1945’ten sonra kabul edilen yeni statüyle bir Hindistan Birliği ve Pakistan devleti oluştu. 1947 ve 1948’de ise İngilizler Hindistan’ı boşaltacaklardı. Aynı dönemde Hollanda Antilleri’nde milliyetçilik gelişti. ABD de Filipinler’- de zor durumdaydı.

LİBERALİZMİN ÇÖKÜŞÜ
Birinci Dünya Savaşı, dünyanın XIX. yüzyıl ortalarından beri gösterdiği gelişme hızını daha da artırmışken, savaş sonrası dönemi bu evrimin ilksonuçlarının birtartıya vurulabilmesini sağladı. Siyasi, iktisadi ve sosyal tüm değerler yeniden tartışıldı, önceki kuşağa tartışılmaz gibi görünen düşünceleri bir yana iten yeni öğretiler doğdu. Çağdaş insan yepyeni birdavranış, duygu ve düşünce biçimine doğru yöneldi.
Savaş-siyasî alanda, insanların özgürlük kavramlarını değiştirmesiyle sonuçlandı; ferdi ortak disiplinler karcısında boyun eğmeğe zorladı. Millî çıkarlara zarar vermemek uğruna, düşünce özgürlüğünü ikinci plana attı. Devletin güçlenmesini yasalarla savundu ve insan kişiliğinin değerini düşürerek, insanı bir komitenin, birpartinin ya da bir liderin emrinde seferberliğe boyun eğdirdi. Kolektifliğe götüren bağlan daha da güçlendirerek, liberalizmin yücelttiği biçimde bir “özgür insan” kavramını alabilidğine değersiz kıldı. Sosyal değerler alanında, insanları kendi kendilerinden vazgeçmeğe zorlayan ortak çıkarın üstünlüğü, ferdin ezilmesi işleminin başarıyla yürütülmesine imkân verdi. Ferdin devlet tarafından yurutulması böylece hazırlanmış ve haklı gösterilmişti. Her türlü propaganda ve eyleme açık olan kitle uygarlığı, maddî ve manevî derinbir sarsıntıya da beraberliğinde getiriyordu. Tekniğin başdöndürücü gelişmesinin ve uygulamalı bilimlerin makineleştirdiği, sığ bir kültür ve zekâ eksikliği sebebiyle aldatıcı görünüşleri değerlendirmeyi ve her zaman başaramayan, birtakım formüller adına, eski ilkelerden kurtulmaya can atan bir tip yarattı. Çağımızda, yüzyıl başında beliren bütün çelişkiler insanı zaman zaman baskı altına alamadığı bir kargaşanın içine sürükledi.
Milliyetçi akımların görülmemiş birşiddet ve sayısı kat kat artan araçlarla ortaya çıkması aynı zamana rastlar. Ateşli bir inanç haline dönüşen bu akımlar, kuvvet gösterileri karşısında boyun eğmeye hazır bir dünyada hiç bir tepki uyandırmaksızın Yahudi düşmanlığı, ırkçılık gibi en kabul edilmez duygu ve düşüncelere dayanarak gelişti.
Diktatörler, özellikle İktisadî ve sosyal bunalımın baskı rejimlerini daha kabul edilir ve sloganları daha sürükleyici bir hale getirdiği zamanda milli birlik duygularını daha kolayca pekiştirdiler.
Savaş, üretimin genel niteliklerini daha da güçlendirmişti. Şirketlerin birleşmesi ve büyük kartellerin oluşması sonunda merkezleşme hız kazanarak iktisat ve maliyenin bütün dallarına sanayiye, ticaret ve bankacılığa yayıldı. Bu olgu, işletmeleri birleşmeye iterek, kolayca denetleyebileceği üretici sendikaları (korporasyon) kuran devlet- tarafından teşvik edildi.
Hesaplı bir iktisat milliyetçiliği doğuş sebepleri de savaşa bağlanır. Büyük güçler çok geçmeden, çeşitli sebeplerden ve bu arada özellikle askeri ve siyasi etkenlerle, dışarıyla olan bağımlılıklarının azaltılması gereğini duydular.
Kuşkusuz tehlikeler yavaş yavaş belirliyordu. Gümrük duvarları bir tür iktisadi savaş anlamına geliyordu. İktisadi savaşı askeri savaştan ayıran uzaklık neydi? Milletler Cemiyeti’nin çöküşü bu yolda girişilmiş bütün babaları boşa çıkarıyordu.
1929 kriziyle korkunç boyutla kazanan işsizlik ancak harp sanayinin, silahlanma yarışının sayesinde azaldı. Ama bu kez de sosyal kriz başgösterdi. XIX. yüzyılda devletin çatısını oluşturan orta sınıf, bir yandan yoksullaştırılması nedeniyle hırçınlaşırken, öte yandan işçi kesiminin durumuna indirilmeyi tepki göstermeden kabullenemiyordu. Aslında maddi durum değişik sosyal gruplar içinde birbirine oldukça ters düşen değişikliklere uğramıştı.

Hayat şartları her yerde birbirine benzer yaşam biçimlerinin doğuşunu kolaylaştırdı. En karakteristik sosyal olgulardan biri de kadınların yaşamında patlak veren değişmelerdir. Tüm sınıflar, sinema ve spor gibi aynı eğlence yöntemlerine başvurdular, radyo ve televizyon gibi aynı haberleşme araçlarım kullandılar, dolaylı ya da dolaysız, iki savaş arasının çok hızlı gelişmelerinden, otomobil ve uçak gibi yeni ulaşım araçlarından yararlandılar.
Dış göçler bazı ülkelerce kısıtlanırken, nüfusun ve terli oranda artış göstermemesinden yakınan bazı ülkeler dışarıdan göçmen isteğinde bulundular. Dünya nüfusu dev bir artış göstererek, 1900’de 1550 milyon iken 1939’da 2.226 milyona ulaştı. Kuşkusuz bu artış her ülke ve bölgede değişik boyutlarda gerçekleşiyordu. Bu da dünyada yeni dengesizlikler doğurdu.

Yorum yazın