İki Dünya Savaşı Arası Dönem

İki Dünya Savası Arası Dönem

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde en önemli sorun, gelecek kuşakları böylesine anlaşmazlıklardan ve kanlı çatışmalardan koruyacak yolların aranıp bulunmasıydı. İlk savaşın üstünlük sağlayan devletleri bu konu üzerinde özellikle duruyorlardı. Bu amaçla, Paris’te bir araya gelen temsilciler, bozulması olanaksız bir barış antlaşmasının temel koşulları üzerinde uzun çalışmalar yaptılar. Sonunda, 28 Haziran 1919 günü yenik Almanya ile Versailles’da bir antlaşma imzalamayı başardılar. Antlaşma, Almanya ile yandaşlarının gelecekteki davranışlarını sınırlama amacını güdüyordu. Sözgelimi, antlaşmaya göre Almanya 100 bin kişilikten fazla bir ordu oluşturamayacak, deniz gücü 36 savaş gemisini aşamayacaktı. Ayrıca denizaltı sayısı ile kara ve deniz uçakları toplamı için de aynı biçimde kesin kısıtlamalar getirildi. Bunun yanı sıra, Ren nehrinin doğu kıyısını kapsayan 50 kilometrelik bir alan içinde savunmaya yönelik önlemler alınamayacak, askerlikle ilgili kuruluşlara yer verilemeyecekti. Koşullar bu kadarla da bitmiyordu. Savaşta yenik düşen ülkeler, savaşı kazananlara , uğradıkları tüm zararları karşılayacak büyük bir ödence vermek zorunda bırakılıyordu.
Almanya ile yapılan Versailles, Avusturya ile yapılan Saint-Germain -en -Laye.Bulgaristan’laya- pılan Neuilly, Türkiye ile yapılan Sevr ve onu izleyen Lozan Antlaşmaları ile temel kuralları belirlenen “Uluslar Örgütü” kuruluyordu. Örgütün “asıl” üyeleri, savaşı kazanan devletlerdi. Bununla birlikte, Almanya ile onun yandaşlarına da üye olma olanağı sağlanıyordu. Uluslar Örgütü, özellikle uluslararası ilişkileri düzenleyecek, bir devletin başka bir devlete ya da barış antlaşması imzalamış devletlerden herhangi birinin diğerine saldırması durumunda barışı korumak üzere ortak bir tavır takınılacak, tüm üye ülkeler ona karşı çıkacaklardı.
Ama ne bu antlaşmanın disiplin sağlayıcı hükümleri ve ne de Uluslar örgütü’nün anayasası gerektiği gibi işleyebildi. Almanya başlangıç döneminde
tüm kısıtlamalara boyun eğmekle birlikte, kısa zamanda kendini topladı. 16 Nisan 1922’de de kendisi gibi Avrupa topluluğu dışında bırakılan Sovyetler Birliği ile isteklerden karşılıklı vazgeçme ve geleceğe dönük ekonomik işbirliği anlaşması imzaladı. Bu arada ilk dünya savaşının yengi sağlamış devletleri birbirlerine düştüler. İngiltere ile Fransa, Ortadoğu sorunları ile Almanya’dan alınacak savaş ödencesi konusunda aralarında anlaşamadılar. Bu anlaşmazlık o denli büyüdü ki, 1923 yılındaki genel kanı, yeni bir savaş patlak verirse bu iki ülke arasında olacağı yolundaydı. Birleşik Amerika Senatosu ise Versailles Antlaşması’nı onaylamaktan kaçındı, ayrıca Uluslar Örgütü’ne katılmadı. Birleşik Amerika, Avrupa’da barışın sağlanması için kendisine hiç bir sorumluluk düşmediğini ileri sürmeyi yeğ tuttu.
1920’li yılları izleyen dönemde kabul edilen barış güvenceleri de 1919’da üzerinde durulanlardan oldukça farklı görüşleri yansıtıyordu. Versailles Antlaşması’nın Almanya’yı denetim altında tutma amacını güden hükümleri, bu ülkenin bazı doğu komşuları ile Fransa arasında gerçekleştirilen anlaşmalarla pekiştirildi. 19 Şubat 1921’de Polonya ile, 25 Ocak 1924’te Çekoslovakya ile, 10 Haziran 1926’da Romanya ile ve 11 Kasım 1927’de Yugoslavya ile anlaşmalar yapıldı. Almanya Hükümeti, 5-16 Ekim 1925 arasında Lo- carno’da sürdürdüğü görüşmeler sonunda İngiltere, Fransa, Belçika ve İtalya ile 1 Aralık 1925′ de Londra’da bir anlaşma imzalayarak, Fransa- Belçika-Almanya sınırlarını güvence altına almaya çalıştı. Kısa bir süre sonra, 8 Eylül 1926’da ise Almanya, Uluslar Örgütü’ne alındı. Antlaşmalar, şu üç temele dayanıyordu: Fransa ile bağlaşıkları arasındaki karşılıklı dayanışma yükümlülükleri, Locarno’da verilen güvenceler, Uluslar örgütü yasasına imza koyan ülkelerin ortak davranışta bulunma konusunda aldığı kararlar. Ancak 1931 ve daha sonraki yıllarda patlak veren olaylar, Versailles düzeninin ne denli çürük temeller üzerine kurulduğunu göstermekte gecikmedi.

Yorum yazın