Hanedanlara Muhalefet (1840-1848)

HANEDANLARA MUHALEFET (1840-1848)

1840 yılma doğru, yeni bir toplum doğuşunu hazırlayan İktisadî değişiklikler etkisini yavaş yavaş duyurmağa başladı. Bilimdeki gelişmeler hayatın maddî koşullarını altüst etmişti. Büyük Britanya, başka ülkelerden daha erken karşı karşıya kaldığı bazı sorunlara çözüm getirmede, zamanında yapılmış reformlarla kendine özgü bir yol izledi. Kıta Avrupası’nda bu sorunlara çare bulmakta acele edilmiyordu, çünkü “sanayi devrimi” çok daha gerideydi. Fransa’da, 1830’da, siyasî bir çatışmayı burjuvalar ve onların sözcüsü meşrutî hükümdar lehine çözmek yeterli görüldü. Ama tutucu güçleri otoritesi altında toplayan kral ve onun taraftarlarının tedbirsiz davranışlar sonunda Fransa’da 1848 karışıklıkları çıktı ve büyük dalgalar halinde Avrupa’ya yayıldı.

MADDİ DEĞİŞMELER (1815-1848)
Fransız İhtilâli’nden önce Fransa ve İngiltere’de ortaya çıkan ticarî özgürlük fikri, 1815’ten sonra her yerde gümrük duvarlarına yol açmıştı. Fransa’da gümrük, İngiliz rekabetine karşı sanayicilerini’korumaktaydı. Aynı dönemde bilimsel buluşlar da önem kazanıyordu. Buhar makinesinin kullanılması daha büyük girişimlere imkân verdi. Doğmakta olan yeni sanayi kollan insanlığa daha iyi hayat şartları vaat ediyordu. Bununla birlikte, Fransa, Belçika ve Kuzeybatı Almanya’da zanaatçılar direnişlerini sürdürüyordu. Ülkeleri en çok etkileyen taşıt araçları ve yolların gelişimi oldu. Bu konuda devrim, demiryollarının yayılışıdır. İngiltere ve ABD’de hızlı bir gelişme görülüyordu ama Fransa, Belçika ve Almanya henüz kararsızdı.

BURJUVA SINIFI-İŞÇİ SINIFI
Sanayi ve ticaretin yoğunlaştığı bu devirde burjuva sınıfı hızla gelişti ve güçlendi. Devlet bütçesi büyüdüğü ve şirketlerin önemli yatırımları yapması gerektiği ölçüde, hükümetler ve işadamları için krediye başvurma zorunlu hale geldi. Devlete ait ve özel bankalar büyük önem kazandı. İngiltere Bankası bütün öbür bankaların yerini aldı. Bütün bankalar uluslararası bir niteliğe büründü. Aralarındaki ilişkiler arttı. Londra’da Baring, Amsterdam’da Hope, Hamburg’da Parish ve özellikle Londra, Frankfurt, Paris, Viyana ve Napoli’de yerleşen Rothschild’ler birbirlerini destekliyor ve anlaşmalı bir şekilde çalışıyorlardı. Spekülasyon, tahvillerin yükselişi ve düşüşü bunları izleyen borsa krizleriyle İktisadî dalgalanmanın değişmez sonucu olmuştu. Ayrıca bu dalgalanmalar birçok ülkeyi etkilemekteydi. İktisadî hayat ve siyaset her zamandan çok birbirine bağlıydı. Siyasî bunalımlar, bunları kendi yararlarına kullanan büyük bankerlerin etkisinden kurtulamıyordu.
Büyük burjuvaların etkisinin artışı devrin niteliklerinin en önemlisiydi. “Kapitalist düşünce” büyük burjuva ile birlikte ortaya çıktı. Liberalizmin eşiğinde burjuva, millî ve milletlerarası tüm sürtüşmelerin kazancı engellediği düşüncesindeydi. İşadamları bu siyasî liberalizmi çıkarları için en iyi ortam kabul ediyorlardı. Burjuvalar, reforma sistemli bir
şekilde karşı çıkmıyor, fakat kendisine zarar getirecek siyasî özgürlük yolunu Açmasını da istemiyordu.
Toplumcu alanda tutucu, siyasî alanda reformcu olan kapitalizm ve burjuva sınıfı, işçi kitlesinden kuşku duyuyordu. İşçi perişandı. İşsizlik, ücretlerin düşüklüğü, enflasyon, günde 17 saate varan mesai… Sonunda, işçiler, dışında tutuldukları bir toplumun paryaları olduklarını anladılar ve bir yandan, toplumun öbür kesintilerinden ayrı tutulurken, öte yandan fabrikada yan yana olmaktan doğan bir dayanışma duygusu kazandılar.

MANEVÎ GELİŞME-YENİ FİKİRLER (1815-1848)
Bu iktisadi gelişme fikirleri de etkilendi. Adam Smith’in yolundan gü- rüyenler özel mülkiyet ve serbest rekabetçi idi. Malthus dünya nüfusu arttıkça ücretlerin düşeceğini, işsizliğin artacağını, buna karşılık gıda kaynaklarının azalacağını söylüyordu. Banker Ricardo çalışma özgürlüğünün tehlikelerini bildiriyor ve sermaye ile işçi sınıfı çatışmasını kesin biçimde ortaya koyuyordu: “Her iki taraf kendi yararına öbürünün payını küçültmek ister”. Fransa’da Sismondi, J.B. Say’in düşüncelerini eleştirerek sanayi bunalımına çare bulmak için devletin müdahalesini istedi. 1820’den itibaren, bu eleştiri çabaları sonucunda, sosyalist kavramlar doğdu.
Sosyalist düşünce, 1830’datı önce, İngiltere’de Robert Owen, Fransa’da Saint-Simon ve Fourier ile ortaya çıktı. Saint-Simon toplum biliminin tarih üstüne kurulduğunu savunuyordu; ayrıca ülkenin “insanın insan tarafından sömürülmesi” şeklinde nitelendirilebilecek bir savaş halinde olduğu
iddiasındaydı. Saint-Simon, halkın üretim araçlarının sahibi olmasını isteyerek kolektivizmin temelini attı. Bu sırada Furier de kooperatifçilik fikrinin temellerini atıyordu.
1830’dan sonra yeni kuşaklar, Babeuf’ün fikirlerini öğrendiler. Gizli dernek üyesi cumhuriyetçiler kısmen bu fikirlerin etkisinde kaldı. İngiltere’de Cabet komünizme yaklaştı. İdeal bir şehir düşündü. Dediklerini tatbik etmek istedi. Fransız Louis Blanc özel mülkiyet ve serbest rekabete karşıydı. devletleştirme ve “sosyal atölyeler” fikrini savundu. Böylece sosyalizm çeşitli biçimler aldı ve yeni kuşakların önüne bazı temel sorunları sermeyi de başardı. Proudhon özel mülkiyet gibi komünizme de karşı çıkıyor, sendikacılığı savunuyordu.
Düşünürlerin toplum üzerindeki etkisi 1848 öncesinde belki çok zayıftı, ama bu gittikçe derin oldu. Sürgün edilen Karl Marx ve Engels Brüksel’e yerleştiler, sonra Londra’ya geçtiler, 1848’de bütün dünyadaki işçi kesimine bir çağrı yayımladılar. Komünist manifestosu adı verilen bu çağrı, bütün işçileri milletlerarası bir birlikte toplanmağa davet ediyordu.
Romantik düşünce hareketinin temel nitelikleri her alanda ifadesini bulmaktaydı. 1815’ten sonra görülen büyük bilimsel çalışmalar, Avrupalı bilim adamları arasında bilgi alışverişini hızla geliştirdi. Edebiyat alanında romantik akım Avrupalının ufkunu genişletti. Kökenleri ve biçimleri çok çeşitli olan bu eğilimler, tarihin gene) gelişimiyle birçok noktada birleşiyordu.

AVRUPA’DA ÜÇ MUTLAKIYET
Avrupa’da liberal düşünceler, Rusya, Prusya ve Avusturya hükümdarlarının ortaya koyduğıl mutlakiyetçi direnmeyle karşılaştı. Bu hükümdarlar kutsal ittifak ruhunu “sis- tem”in parçalanmasından sonra bile sürdürdüler. Rusya’nın Batı’dan uzak oluşu Rus ruhunun uyanmasını ve Avrupa’nın öbür ülkelerindeki aydınlarla kurulan ilişkileri önleyemedi. Rusya’da cumhuriyetten söz ediliyordu.
Aleksander I’den sonra tahta kimin hak kazandığı bir süre belli olmadı. Bu saltanat boşluğu 26 Ekim 1825 Dekabristler Ayaldanması’m doğurdu. Kısa süren bu olayın anlamı büyüktür. Rusya’da despotluğa karşı sembol haline gelecektir. Nikolay 1 Ruslaştırma politikası yanında ağır bir baskı uyguladı. Polis, sansür, sürgün en büyük silahtı. Bu süre içinde Rusya’nın iktisadi dönüşümü geç fakat kesin bir şekilde oluşuyordu.

Prusya’da Friedrich Wilhelm IV uzun süre liberallerle derebeyler arasında tereddüt etti. Ancak 1847’de taviz verdi. Avusturya şansölyesinin iç siyaseti “kapıları kapama” ilkesine dayanıyordu. Ülkede çok ağır ve güçlü bir bürokrasi hâkimdi. Her yerde ve her şeyde polis gözetimi hâkimdi. Alman olmayan ülkelerdeki baskı başka hiçbir yerde görülemeyecek kadar sertti.
Bu siyaset, her alanda gerçeğe gözlerini kapayan bir yönetimden çıkmıştır. 1815’ten sonra mali kriz baş- gösterdi. Özel bankalar gelişti ve Rothschild’lerin etkisi gittikçe büyüdü. Gümrük rejimi çok karmaşık tarifelere dayanıyor, bu rejim yabancı malların kaçak olarak girişini kolaylaştırıyordu, ama soylular kendileri için elverişli olan bu sisteme getirilecek her tür değişikliği önlüyordu. Ağır ağır milliyetçi fikirler doğdu.

MİLLİYETÇİLİĞİN DOĞUŞU (1825-1848)
Çek milliyetçiliği romantizmden hareket ederek, Çek dili ve edebiyatını Alman hâkimiyetinden kurtarmak çabasını getirmişti. En büyük temsilcileri Kollar ve Şafarjik oldu. 1846’ya doğru Palacky’nin öncülüğünde yeni akımlar ortaya çıktı. Pa- lacky ve Havliçek gibi düşünürler, Pa- nisiavcı görüşü bir yana bırakarak yalnız Almanlarla savaşmayı yeğlediler.
Macar ülkelerinde de yurt kavramı için aynı ateşli ifade kullanılıyor, şair Vörösmarty-Macar kahramanlarını ve tarihi olayları işliyordu. Petö- fi ¡steplerin ve özgürlüğün türküsünü söylüyordu. Hırvat Ljudevit Gaj Sırp örneğinden esinlenerek Yugoslav birliği düşüncesini işledi. Yazar milli birliğe ulaşmak için önce dil birliğini kurmak zorunluluğunu çok çabuk anladı.
Palacky ve Havliçek eylem adamlarıydı. Bunlar “hükümdarın hakkı” kavramına karşı, halkın temsilcisi devlet kavramını koyuyorlardı. Macaristan’da Kont Szechenyi ile soylu Kossuth’un reform fikirleri çatıştı.
Almanya’da İtalya’da, İsviçre’de, Polonya’da istekler artttı. Hükümdarlar reforma karar veremediler. İtalya’ya gelince; yarımada, devrim yoluna gerçekten de cesurca girmişti. Italyanlar romantik kuşaktan, Leopardi ve Manzoni gibi yazarlar yetiştirmişti. Milli Birlik fikri, Lombardiya ve Venedik’i Avusturya’dan kurtarma fikri yayılmayağa başladı. Papa Pius IX, Büyük dük Leopold II ve Carlo Alberto bu fikirlerden etkilendiler. Reformlara giriştiler.
İsviçre’de de yeni düşünceler ortaya çıkmış, 1815 anayasası kantonlara hemen hemen tam bir egemenlik
vermişti; ama radikaller hoşnutsuzdu.
Sonunda halkçı ve merkeziyetçi bir konfederasyon kuruldu.

FRANSA’DA REFORMLARIN REDDİ (1840-1848)
Meclis Başkanı Guizot reformlara karşı, katı, tutucu bir adamdı. Halkla idareciler arasında uçurum giderek büyüdü. Muhalefet, hükümete birçok engel çıkarıyor, laiklik istiyordu. Louis-Philippe ne ruhban sınıfıyle arasını bozmağa, ne de onların yanında açıkça yer almağa cesaret ediyordu.
Merkez solun ve kraliyetçi solun belli bir programları yoktu. Cumhuriyetçiler de aralarında anlaşamıyorlardı. 1841’den, ilk seçim reformu hareketinin başarısızlığından sonra ılımlı cumhuriyetçiler, burjuvaların, özellikle küçük burjuva sınıfının kabul edebileceği bir sistemin propagandasına başlamıştı. Polis toplantıları yasaklayınca hareket isyana döndü (1848).

Yorum yazın