Girit Uygarlığı Hakkında Bilgi

Girit Uygarlığı Hakkında Bilgi

Dört bin yıl önce Girit halkı gerek zenginliği, gerek güvenliği bakımından denize bağımlıydı. Girit adasının ticaret için elverişli bir konumu vardı. Giritliler;Mısır, Suriye, İtalya ve daha uzak ülkelerden aldıkları mallara karşılık buğday, şarap, keten, zeytinyağı ve servi ağacı kerestesi veriyorlardı. Savunma açısından da denize güveniyorlardı. Donanmaları düşmanı kıyıya yaklaştırmadığı için kentlerini surlarla çevirmeye gerek görmemişlerdi.

KNOSSOS KENTİ VE KRAL SARAYI
Girit’in en büyük kenti Knossos’tu. Binlerce insan oturuyordu bu kentte. Kral sarayı iki buçuk dönümlük bir alan üzerine kurulu karmaşık bir yapıdan oluşuyordu. Sarayın içinde geniş bir avlu, bir taht odası, küçük tapınaklar ve kral ile buyruğundakiler için odalar vardı. Kilerlerde duran dev küpler bağday ve zeytinyağı doluydu. Duvarlar günlük yaşamdan görüntüler sunan resimlerle süslüydü. Bu resimlerin kalıntılarından, o zamanki Giritlilerin nasıl insanlar oldukları çıkartabilmektedir.
Knossos halkı açık tiyatrolarda gösteriler izlerdi. Boks gibi etkin sporlardan hoşlanırlardı. Cambazların sunduğu gösteri olağanüstüydü: Havada takla atar, sonra üstlerine saldıran boğanın sırtına düşerlerdi. “Boğanın üstüne sıçrama” gösterisi,sanırız,günümüzdeki rodeo şenliklerinin çoğundan daha ürkütücü bir gösteriydi.
Kentin zenginliğinin belirtilerine her yerde rastlamak olasıydı. Kadınlar altın takılar takıyor, fırfırlı eteklikler giyiyorlardı. Saraylar ve evlerde
göz alıcı çömlekler ve taş kabartmalar vardı. Sokaklar taşlı olduğundan kralın ve soyluların arabaları zıpkınlı tekerleklerle donatılmıştı.
Girit’te ticaret önemli bir yer tutmakla birlikte halkın çoğunluğu tüccar değildi; halkın büyük bir bölümü toprakta çalışıyor, buğday, zeytin, incir ve üzüm yetiştiriyordu. Ayrıca koyun ve keçi besliyor, öküzleri sabana koşuyorlardı. İnek ve öküzlere halk arasında Benekli, Kara- kız, Sarıkız ve Farfara gibi adlar veriliyordu.

YIKIMA UĞRAYAN VE UNUTULAN BİR UYGARLIK
Knossos kentinin bu gönençli durumu İ.ö. 1400 dolaylarında sona erdi. Kent,ne olduğu belirlenemeyen bir felâkete uğradı. Belki de deniz istilacıları durduramamıştı. Gerçi halk Knossos’ta yaşamını sürdürüyordu, ama o görkemli günler artık geride kalmıştı. İ.ö. 1100’den sonra eski uygarlık ortadan kalktı ve birkaç yüzyıl içerisinde neredeyse bütün bütüne unutuldu.Bu eski kentlere ilişkin bilgiler ancak 1900’den sonra edinilebildi. 1900 yılından bu yana yıkıntılar arasında kazı yapan bilginler saray ve ev duvarlarına rastladılar. Ayrıca, daha birçok şeyin yanı sıra, yazılı kil tabletler de bulundu. Bu tabletlerde iki ayrı yazı kullanıldığı açıktı, ama yazılar uzunca bir zaman anlaşılamadı. 1952 yılında bilim adamları, bu eski yazarların, tabletlerin bir bölümündeki yazılarda Yunancanın eski bir biçimini kullandıklarını ortaya çıkardılar. Ama,öbür yazının sırrı çözülemedi.

Yorum yazın