Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet (1870-1914)

Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet (1870-1914)

Sedan’ın düşmesi imparatorluğun da sonu oldu. Barış görüşmelerinden önce alelacele bir meclis seçildi.
Barış yanlıları 8 Şubat seçimlerinde 200 cumhuriyetçiye karşılık 400 monarşist seçtiler. Barışçı Thiers halkoyuyla onaylanmış oluyordu. Bordeaux’da toplanan meclis ona, “Fransız Cumhuriyeti’nin yürütme gücü başkanı” unvanını verdi. Thiers’in uzlaşma kabinesi için barış sorununu çözmek konusunda çok büyük güçlükler vardı.

CUMHURİYETİN YASALLAŞTIRILMASI
Başkentin, cumhuriyeti ilân etmeyen ve Versailies’a yerleşen meclisle uyuşmazlığı 1871 komününün temel etkenlerinden biridir. 18 Mart’ta olaylar başladı, iki general öldürüldü. Bunun üzerine Thiers, Paris’i isyancılara bırakmaya karar verdi.
Başkent iki ay süreyle, isyan Merkez Komitesi’nin ve 26 Mart’ta seçilen Komün Genel Konseyi’nin yönetimi altında, kendi başına yaşamaya çalıştı.
General Mac-Mahon Komün’ü kanla bastırdı (Mayıs 1871). Mac- Mahon monarşistlerin adayı olarak cumhurbaşkanı seçildi. Sonra görev
süresi 7 yıla çıkarıldı.
30 Ocak 1875’te cumhuriyeti tesis eden karar tek oy farkla kabul edildi. Anayasa’nın “meclis karşısında topluca sorumlu olduklarını bildirdiği” bakanları cumhurbaşkanı tayin edecekti. Aslında temel iktidar kabinedeydi. Yasama gücü iki meclisin elindeydi: Genel oyla seçilen ve sadece harcamalarda yetkili millet meclisi ile senato kurulları tarafından seçilen senato.
Anayasa’nın hiç bir şey değiştirmemesine karşılık, yorumlanmasından çıkan anlaşmazlık her şeyi alt üst etti. Gerçek iktidar kimde olacaktı? Konsey başkanı cumhuriyetçi Jules Simon ile Mac-Mahon sürtüştüler. Yeni seçimlerden çıkan parlamento ve senato Mac-Mahon’u istifaya zorladı. Meclis Başkanı Jules Grevy, 30 Ocak 1879’da cumhurbaşkanı seçildi. Bundan böyle her üç gücü de ellerine geçiren cumhuriyetçiler, cumhuriyetin yöneticileri olacaklardır. Bakanların cumhurbaşkanına karşı bağımsızlığıyla, yasama gücünün üstünlüğü onaylanmış oluyordu. Ama yasama gücü de gözden düşmüştü.
Kabine istikrarsızlığı Jules Ferry’- nin radikal gelişmeye direnmeye kararlı cumhuriyetçileri otoritesi altında topladığı güne kadar sürdü. 1879- 1885 arasında laik eğitim kabul edildi, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü getirildi. Jules Ferry sömürge siyaseti yüzünden devrildiği sırada, temsil ettiği cumhuriyetçi otoriterlik bir çok bakımdan Fransa’ya çağdaş statüsünü kazandırmıştı.

HİMAYECİLİK VE SOSYALİZM (1880-1900)

Fransız ekonomisi 1870’ten sonra çabuk toparlandı. Ancak 1871’de dünyayı sarsan kriz Fransa’yı 1909’a kadar etkileyecekti. Fransız sanayii rakiplerine oranla yavaş gelişti. Tarımcılarla sanayiciler, fiyatların düşmesine ve yabancı rekabete karşı kendilerini savunmak için eski himaye sistemine dönülmesini istemekte ağız birliği ettiler. Bir dizi yasayla yol hazırlandı. Sonunda Fransa, büyük devletlerin çoğu gibi himayeciliğe sadık kaldı ve himayecilik 1914’ten önce bazı durumlarda daha da arttı.
Sanayileşme işçi hareketi ve sosyalizme ortam hazırladı. Sosyalistler, daha başlangıçta bölünmüşlerdi, Marsilya Kongresi ertesinde Guesde taraftarı, “Dogmacı Marks’çılar” ile Brousse yanlısı “muhtemekiler” arasında anlaşmazlık doğdu.
Daha 1876’da sendikacılığın yasallaştırılması söz konusu edilmişti. 1884’te çözülememiş olan büyük sorun grev hakkıydı. Ama henüz yeterince bilinçlenmemiş olan işçi dünyasını bir yola sürmenin vakti gelmemişti.

BUHRANLAR VE KARIŞIK YILLAR (1885-1900)
İktisadi buhran ortalığı kırıp geçirmekteydi. Uzun süren hükümet buhranları yaşandı. Almanya’yla savaş zor önlendi: Ülke siyasi skandal- larla çalkalandı. Grevy direnmesine rağmen, sonunda istifa etmesi gerektiğini anladı. Devlet başkanlığına ılımlı milletvekillerinden Sadi Carnot getirildi. Bu sırada Savaş Bakanlığı’na getirilen Boulanger önemli bir kriz yarattı.
Halkın aşırı sevgi ve desteğini kazanan Boulanger tüm muhalif ve heyecanlı kalabalıkları topladı. Darbe senaryoları yapıldı. Seçimlerde Paris’te büyük zafer kazandı. Ama Elysee Sarayı’na yürüme cesareti gösteremedi. Hayal kırıklığına uğrayan halkın
gözünden düştü. Belçika’da intihar etti.
Buhranlar henüz sona ermemişti, ama cumhuriyet artık sorunlara, tazelenmiş güçlerle eğitebilecekti. Sağcı partiler parçalandı ve cumhuriyet aleyhtarı muhafazakârlar bazı Katoliklerin desteğini kaybetti.
Sosyalistler çok geçmeden parlamentoda daha güçlü bir yer kazandılar. Çok geçmeden Fransız sosyalizmine 20 yıl içinde Jaurès’in güçlü kişiliği hâkim olacaktır.
Cumhuriyete aldırmayan ve işçi savunmasına dayanan eski sosyalizme, parlamentodaki sosyalistler, kendini cumhuriyete bağlı sayan, aynı zamanda da cumhuriyetin onlar olmadan yapamayacağını ifade eden yeni bir sosyalizmle karşı çıktılar. Panama Kanalı rezaleti merkez solu yaralamıştı. Bu sebeple 1893 seçimlerinde meclisin yansına yakını yenilendi.
Kamuoyunu anarşistlerin suikastları da heyecanlandınyordu. 1894’te cumhurbaşkanı Carnot böyle bir sal- dında öldü. O tarihten sonra radikallerle ılımlılar iktidan birbirlerine devredip durdular. En güçlü durumda olanlar liberallerdi. İktisadi atılımın yerleşmeye başladığı dönemdi bu. Rejim tam yerine otururken Dreyfus olayı Fransa’yı böldü. Casusluk suçundan tutuklanan Yahudi yüzbaşısı Dreyfus sürgün edilmişti: Ailesi delillerin düzmece olduğunu iddia ederek kampanya başlattı. Senato başkanı, kimi milletvekilleri ve Clemenceau bu girişimleri destekledilèr. Davanın yeniden görülmesi istendi. “Asker aleyhtarlığı, Yahudi aleyhtarlığı, Dreyfus davasının başlangıçta Fransa’yı hiç bir zaman görülmemiş bir kesinlikle ikiye bölüşü, aşağı yukarı bu duygulara göre oldu.”
Bu nöbetin ortasında, “Aurore” gazetesinde, 14 Ocak 1898 günü, Zola’nın cumhurbaşkanına, “Suçluyorum” diye başlayan açık mektubu yayımlandı. Yazar ağır ceza mahkemesine verildi ve 15 oturum süren bir davadan sonra bir yıl hapse mahkûm edildi. Onu savunmak için İnsan Haklan Birliği kuruldu.
Belgenin sahte olduğunun anlaşılması, buny düzenleyen albayın intihan ile hükümet davayı yeniden açmak zorunda kaldı. Sokak gösterileriyle desteklenen dava kazanıldı. Ama bu ataklıklardan ürken radikaller, ‘‘cumhuriyeti savunma” için sosyalistlerle birleşme zorunluluğunu her zamankinden çok hissetmekteydiler. Böylece, olayın ürküttüğü bütün sol gruplar bir blok kurdular.

RADİKALLERİN CUMHURİYETİ (1900-1914)
Milliyetçi aşırı sağ kuvvetlerinden Waldeck-Rousseau üç yıl sol gruplarla ülkeyi idare etti; Sol partiler birbirleriyle ilişkilerini korudu; radikaller partilerine Radikal Sosyalist Parti adını verdi. Ilımlılar solculara ve sağcı din adamlarına karşı mücadelede birleştiler. Blok 1906’ya kadar ayakta kaldı.
Başbakan Dreyfus dosyasını yumuşaklıkla kapadı.
Waldeck-Roussean’nun tarikatlarla mücadelesini Combes tamamladı. Roma ile sürtüşme en çok konuşulan konu oldu. 1905’te parlamaya
başlayan Briand, “Kiliselerle devleti ayıran” kanunu kabul ettirdi.
Cumhuriyet vicdan özgürlüğünü teminat altına aldı, ama hiçbir kültü ne tanıyor, ne ücret veriyor, ne de yardım ediyordu.
Oysa bu arada işçiler yararına bir çok reform yapılmıştı. Ama bunlar uzlaşmaz Marks’çıların gözünde yeterli değildi. Ne var ki, sendikalar kısmen bu yasalar sayesinde çoğalmış, üyeler 419.000’den 580.000’e yükselmişti.
1905 Nisan’ında İşçi Enternasyonali’nin Fransız Bölümü (S.F.l.O.) adı altında kurulan Birleşik Sosyalist Parti, 59 milletvekilini, askeri kredilere, gizli fonlara, bütçeye ret oyu vermeye zorladı. Devrimci sendikalarda reformcular giderek ağır basmaya başladı.
Başbakan Clemenceau (1906- 1909) sosyalistlere açıkça karşıydı. Grevlere askerle müdahale ediyordu. Jaurès mecliste muhalefet ediyordu.
Almanya silahlanırken askerlik süresi mecliste kavgalara sebep oldu.
Oldukça belirli iki koalisyon Nisan-Mayıs 1914 seçimlerinde karşı karşıya geldi. Solcular ezici bir başarı kazandılar. Üç ay sonra savaş patlak verdi. Garip bir çelişkiyle, bu barışçı ve demokratik meclis bir çeşit oldu bittiyle, büyük milletlerarası çatışmayla karşı karşıya getirildi ve savaş diktatörlüğünü kabul etmek zorunda kaldı.

Yorum yazın