Derebeylik Japonyası (1853 Öncesi)

Derebeylik Japonyası (1853 Öncesi)
Çin ve Japonya, her noktada birbirinden farklı iki ülke olarak karşımıza çıkıyor; bu iki devletin ülkenin yapısı, tarihi oluşumu ve sosyal özellikleri bakımından hiçbir benzer yanları yoktur. Çin’in çok genişleyen sınırlan bir Çin milliyetçiliğinin doğmasına uzun süre engel olmuştur; Japonya’nın bir takımada üzerinde yaşama zorunluğu ise Japonlar’da vazgeçilmez bir bireycilik yaratmıştır. Çin, 2100 yıl süregelmiş barışçı bir demokrasi ve eşitliğe dayalı bir devletçilik içinde oluşurken, Japonya, on üç yüzyıl soyluların hâkim olduğu, savaşçı ve saldırgan bir derebeylik düzeni yaşamıştır. Çin, kendine özgü, kapalı ve katışıksız bir uyarlık yaratmış; Japonya, Çin’den, Hindistan veya Avrupa’dan gelmiş bütün uygarlıklara açık kalarak, beğendiğini benimsemiştir. Çin, gurur duyduğu geçmişine bağlı, her türlü yabancı yeniliğe sırt çevirirken; Japonya, Avrupa ülkeleri ni başarıya ulaştıran atılgan tutumu tercih ederek, dünya sorunlarıyla çok yakından ilgilenmiştir.
Japonları XI-XVI. yy.’lar arası iç savaş ve derebeylik düzeni ile yaşadılar. XVI. yy.’daki fetih denemeleri başarısız oldu. Ülke tekrar kabuğuna çekildi ve 1850’ye kadar fertleri ve toplumuyla olgunlaşarak gelişimini barış içinde tamamladı.
Yönetimde soylular giderek söz sahibi oldular. Böylece, şogun diktatörlüğü yerini, gene şogunun başkanlığında komünler topluluğu biçiminde görünen bir çeşit federatif yönetime bıraktı.
Bu durum, sosyal gelişim sonucuydu. XVII. yüzyılın kastları artık toplumdaki yeni güç ve refah dağılımıyla uyuşmuyordu.
Japon ihtilâlini hazırlayan etkenlerin bir kısmı bu sosyal oluşumda gizlidir. Toplumda, soylu sınıfı yoksul bırakan, aksine tacir sınıfa para ve güç kazandıran doğal gelişim, çok eski, çok katı ve gelenekçi kast hiyerarşisiyle ters düşüyordu. İktisadî koşullar da ihtilâl ortamı hazırlıyordu.
Bunalım içindeki Japon toplumunun tek ümidi, Mikadonun çevresinde oluşacak yeni bir düzendi şimdi. Bu arada Batı’da Japonya kapılarını silâhla zorluyordu. Batı’yı tanımanın ve Batılı çağdaş yöntemleri kabul etmenin vakti geldiğini anladılar.

Yorum yazın