Büyük Buhranın Sonuçları

Büyük Buhranın Sonuçları Hakkında Bilgiler

Siyasal alandaki bu gelişmeler sırasında 1929 yılının Ekim ayında Birleşik Amerika’da baş gösteren eşi görülmemiş ekonomik bunalım, dalga dalga tüm dünyaya yayıldı ve etkilerini hemen her ülkede gösterdi. Bunalıma neden, piyasayı doygun duruma getiren aşırı üretim ve yapay olarak kurları yükselten borsa oyunlarındaki kötüye kullanıldı. Borsada işlem gören pay senetleri 1925-1929 arasında yüzde 110 kazanırken, iş alanındaki gelişme ancak yüzde 15 düzeyinde kalmıştı. Bunun sonucu olarak New York Borsası’nda pay senetlerinin değeri birdenbire düştü: Kurların böylesine düşmesiyle Wall Street’te batkılar birbirini izledi. Bunun sonucu olarak tarımda ve endüstride satın almalar birden durdu, üretim azaldı. Endüstri alanında üretim 1929-1932 arasında % 120’den 57ye düştü. Tarım üretimi, 1930 yılında gereksinimin çok altında gerçekleşti. İşsizlik başladı. İşsiz sayısı 1933’de 15 milyona çıktı.
Bu büyük bunalım, Birleşik Amerika ile ticaret ilişkileri olan ve bu ülkenin yatırım yaptığı ülkelerde de hemen etkisini gösterdi. Birleşik Amerika’nın ticaret ve ekonomik ilişkileri öylesine geniş bir alana yayılmıştı ki, 1931 ‘de herkes tüm dünyayı kapsayan ekonomik bir yıkımdan söz etmeye başladı.
Sonunda bu ekonomik bunalımdan etkilenen devletler, kendi sorunlarının çözümünde tek çıkar yolu bağımsız, ulusçu bir davranışta gördüler. Öteki ülkelerin üzerinde ticari ve ekonomik bir çıkar sağlamayı tasarlayan İngiltere, para değerini altına göre düzenleme yöntemini bırakarak, 1931’de İngiliz Lirasının değerini düşürdü. Birleşik Amerika da 1933’de aynı biçimde altın
yönteminden ayrıldı. İtalya ise sert ekonomik baskılara yönelmek, ordu gücünün sayısını artırmak ve savaş üretimini hızlandırmak yolu ile iş alanları açarak şiddetli önlemler aldı. 1933 başında, kısaca “Nazi” diye adlandırılan Nasyonal Sosyalist Partisi lideri Adolf Hitler yönetimindeki Almanya, İtalya’nın izlediği yoldan ço|c daha ileri gitti. Paris Barış Antlaşmalarımda öngörülen Uluslar Topluluğu, ulusal çıkarlar ve içine kapanık ekonomik düzen peşinde koşan devletlerin yarattığı kargaşa yüzünden yok olup gitti.
Bu bunalım yıllarının en şanssız olayı, Almanya’da Hitler’in ortaya çıkmasıydı. Hitler, sosyal geleneklere bağlı tüm ahlâksal ölçüleri yadsımış- tı. “Kavgam” adlı kitabında ve daha sonraki konuşmalarında eşitlikle çoğunluğun yönetimi gibi kavramları ne denli hor gördüğünü açıklamıştı. Ayrıca, üstün ırkın başkalarını yönetmekle görevlendirildiğini, devletin amacına ulaşmak için her yola başvurmaya hakkı olduğu görüşünü savunuyordu. Bu arada dış politika konularındaki görüşlerini de dile getiriyor, Alman asıllı tüm AvrupalIların bir araya getirilebilmesi için Almanya sınırlarını genişletme gerektiği savını ortaya atıyordu. Hitler’e göre Alman halkının yeni yaşam alanlarına gereksinmesi vardı ve bu istek Doğu Avrupa’da gerçekleştirilebilirdi. Ülkenin yazgısına egemen olan bu yeni lider sürekli konuşuyor, Fransa ile aralarında çözümlenmesi gereken önemli sorunları olduğunu, tüm Avrupa’da egemenlik kurmayı düşlediklerini, bu amaçlarını gerçekleştirmek için hiç bir güçlükten yılmayacaklarını da söylüyordu. .
öbür Avrupa ülkeleri Hitler’i korku ve kuşkuyla izliyorlardı. Aralarında pek azı onun sözlerindeki gerçek payı üzerinde duruyorlardı, özellikle yönetimin başına gelmeden önceki dönemde yaptığı konuşmalar pek önemsenmiyordu. îlo- rumluluk üstlendikten sonra daha ağırbaşlı davranacağını düşünüyorlardı. Nitekim başlardaki tutumu, onların bu kanılarını haklı çıkardı. Hitler, savunduğu yurt içi programları yürütüp, demokrasiyi ortadan kaldırıp kendini Alman halkının führer’i (önderi) olarak açıklarken, dış ilişkilerinde daha önce yazdıkları ve söyledikleriyle karşıt bir tutuma yöneldi. Bu barışçı gösteriler arasında, sözgelimi Polonya ile bu ülkedeki büyük Alman azınlığı konusunda bir antlaşma görüşmeleri bile yaptı. 26 Ocak 1934’te yayınlanan ortak bildiride, Almanya ve Polonya hükümetlerinin on yıllık bir süre için, ortaya çıkacak görüş ayrılıklarının çözümünde resmen uyruğu olmayan ulusal topluluklar adına bir davranışta bulunmayacakları açıklandı.
Hitler’in 1934 yazına dek uluslararası ivecenliği gerektiren tek davranışı, silahlanma konusundaki tutumu oldu. Alman ekonomisini canlandırmak için açılan kampanyanın bir parçası olarak Hitler, ağır endüstri üretimini artırmaya yöneldi. Ancak bu üretimde savaş hizmetleri ağır basıyordu. 1933 Mayısında Uluslar örgütü’ne başvurarak, kendisine gelecekte söz verilmiş olan eşitliğe bir an önce kavuşması için izin istedi. Fransa, bu sözün etkili bir uluslararası denetimin sağlanması temeline dayandığını ileri sürdü ve isteği geri çevirdi. Bu kararı 14 Ekim 1933’t.e yanıtlayan Hitler, Uluslar Örgütü izin verse de, vermese de Almanya’nın silahlanmayı sürdüreceğini bildirdi.
Hemen aynı gün, iki yıl için geçerli olmak üzere, Almanya’nın Uluslar örgütü’nden çekildiği açıklandı. 3u davranışlarının etkisini yumuşatmak üzere Fransa’ya, iki yanlı bir antlaşma önerisinde bulundu. Öneriye göre Almanya, ordu toplam gücünü 300 binin, hava gücünü de Fransızların yüzde 50’si üzerine çıkartmayacak, belirli bir oranda bir uluslararası denetimi de kabul edecekti. Fransa, Almanya’nın silahlanmasını kesin
biçimde kabul edemeyeceğini bildirerek öneriyi geri çevirdi.
Fransa, Almanya karşısında kendisini güvence altına alabilmek için, İtalya ile işbirliği yapma olanakları aradı. 1920’lerden beri Habeşistan’ı sömürgesi yaparak ekonomik varlığından yararlanmayı tasarlayan İtalya’nın Mussolini yönetimi, Fransa’nın bu yakınlaşmasını çıkarına uygun buldu. Fransa ile İtalya arasındaki antlaşma, 7 Ocak 1935’te imzalandı. Antlaşmada, Habeşistan konusundan söz edilmedi. Ancak Fransa Başbakanı Laval, Habeşistan ile ilgili olarak hiç bir girişimde bulunulmayacağı yolunda Mussolini’ye söz verdi. Bu güvence üzerine ise Mussolini, Habeşistan savaşı için hazırlıkları hızlandırdı.
Bu arada Almanya, silahlanma çalışmalarını hızlandırdı. 10 Mart 1935’te yapılan bir açıklamada düşünülen Alman hava gücünün, Fransa’nınkinden daha geniş tutulacağı bildirildi. Bu açıklamadan altı gün sonra da Hitler, zorunlu askerlik hizmetinin yeniden konduğunu duyurdu. Almanya’nın bu tutumu ile Versailles Antlaşması’na aykırı davranıp davranmadığı konusu, Uluslar örgütü Danışma Kurulunda görüşüldü. Kurul, antlaşmanın tek yanlı bozulduğu kararına vararak Almanya’yı kınadı.
Tüm bu gelişmeler sırasında, ülkeler kendi çıkarlarına saydıkları bazı önemli girişimlerde bulunuyorlardı. Nitekim, Fransa-İtalya anlaşmasına, 11-14 Nisan 1935’te Stresa’da yapıları görüşmelerle İngiltere de katıldı. Ama aynı İngiltere, 18 Haziran 1935’te büyük bir gizlilik içinde Almanya ile ayrıca bir deniz antlaşması yapıyordu. Bu antlaşmaya göre Almanya, İngiltere deniz güçlerinin üçte biri oranında savaş gemisi, yüzde 601 oranında da denizaltı yapabilecekti. Oysa Versailles Antlaşması, Almanya’nın denizaltı yapımını kesinlikle yasaklamıştı. Stresa Antlaşmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleştirilen bu antlaşma, dış görünüşte Almanya’ya karşı birleşen devletlerin, gerçekte birlik olmaktan ne denli uzaklaştıklarını kanıtlıyordu.

Yorum yazın