Bizans İmparatorluğu Hakkında Bilgi

Bizans İmparatorluğu Hakkında Bilgi

Batı Roma imparatorluğu yıkılınca, Roma’nın varisi, Doğu Roma imparatorluğu oldu. Ama coğrafi durumu, topraklarında yaşayan halkların çeşitliliği, Barbarlarla sürekli ilişkileri ve Doğu uygarlıklarının etkileri nedeniyle, bu imparatorluk, çok geçmeden Roma’lı özelliğini yitirdi.
• İ.Ö. 657 yılında Bisa tarafından kurulan Bizans kenti. İmparator Constantinus’nn genişletmesinden ve surlarla çevirmesinden (330) sonra, büyük ölçüde önem kazandı. Yavaş yavaş, Antakya ve İskenderiye’yi gölgede bırakarak, hıristiyanlık dünyasında, papanın arkasından ikinci güçlü kişi patriğin merkezi oldu. Çeşitli etkilerle Doğu Roma kilisesinin Roma kilisesinden farklılaşması, dinsel konularda sonu gelmez tartışmalara yolaçtı. Bizans imparâtorları, din dışı ve askeri yetkilerine dinsel yetkiyi de eklediler. Devleti, ilk imparator İustinianos’un koyduğu yasalara göre bir başına yönetmeğe koyuldular. Sınırların güvenliğini koruma görevi, ordu ve donanmaya verildi. Donanma, VIII. yy’a kadar Akdeniz egemenliğini elinde tuttu.
• İmparatorluğun ekonomisi, el sanatları (ipekli ve yünlü kumaşlar, gümüş eşya, seramik ve fildişi oymalar), tarım ve ticarete dayanıyordu. Tarım, kölelere, köylülere ve askerlere bırakılmıştı; ama X.yy’ da derebeyliğin başlamasıyla bir bunalıma yuvarlandı ve bir daha toparlanamadı. Uzun süre büyük bir başarıyla sürdürülen ticaret ise, imparatorluğun Mısır, Suriye ve Anadolu’yu yitirmesi, İtalya’nın deniz kentlerinin Bizans’la yarışa girişmesi sonucunda geriledi.
• Bizans imparatorluğu, altın çağını VI. yy’da İustinianos döneminde (527-565) yaşadı. Devleti yeniden örgütleyen İustinianos, eski Roma imparatorluğunu da yeniden kurma çabalarına girişti. Ama ölümünden sonra Bizans, kuzey ve orta İtalya, İspanya, Suriye, Filistin ve Mısır’ı peşpeşe yitirdi. İçerde saray entrikaları ve ayaklanmalar patlak verirken, Hunlar, Avarlar ve Persler imparatorluk sınırlarına dayandılar. İslavlar da Balkan yarımadasına yerleştiler.
• Bu tehditler karşısında Herakleios I (610-641), sınır bölgeleri (themai kurdu. Sivil ve askeri yetkileri elinde tutan bir generalin yönettiği bu sınır bölgelerinde, halkın büyük bölümü, imparatorun toprak verdiği askerlerden oluşuyordu. Thema’lar, zamanla önemli siyasal ağırlık kazandılar. Anadolu thema’sının generali, Leo III İsauros adıyla tahta çıktı (717-740); yönetim, soylular ve ordu arasındaki çekişmeye son verdi. Buna karşılık, 726 yılındaki buyrultusuyla ikonalara tapmayı yasaklayarak, ünlü «resimler çekişmesini başlattı. Öte yandan, hakkı olmayan bir tahta el koymuş saydığı Charlemagne’a savaş açtı. Böylece, 800 yılında papanın taç giydirdiği Charlemagne, Doğu Roma imparatorunun «koruyuculuğu»ndan çıktı.
• Resimler çekişmesi, yüzyıllık kargaşadan sonra. Mikhael IlI’ün (842-867) annesi Theodora’nın naiplik döneminde sona erdi (843).
• O sırada Bizans imparatorluğunda büyük bir kültür gelişmesi gerçekleşti. Kyrillos ve Methodios kardeşler, İslavlar ve Bulgarlar arasında hıristi- yanlığı yaymağa başladılar. Bulgar hanı 865’te vaftiz edildi. Ama «Kutsal üçlü»den (teslis) kuşkusunu açıkça ortaya koyan patrik Photios, Bizans ile Roma’nın dinsel açıdan bir- birleriyle ilişkilerini kesmelerine yolaçacak büyük bir kavgayı başlattı. Bu arada Arap- lar, Bulgarlar ve Ruslar. yüzyıl süreyle Bizans’ın zayıflığından yararlandılar. Ama İoannes 1 Timiskes (967-976) ve Ba- sileios II (976-1025) dönemlerinde, Bizans ordu ve diplomasisi başarı kazandı. Bizans, Bulgaristan’ı ilhak etti. Ruslar yenildiler ve ortodoksluğu kabul ederek İstanbul patriğine bağlandılar. Gene Basileios döneminde, Arnavutluk, Bizans topraklarına katıldı. Ne var ki, Basileios’tan sonra tahta çıkanların tümü beceriksiz krallardı. Ülke mâliyesini iflas ettirdiler ve sınırların zayıflamasına yolaçtılar. Ayrıca Doğu din ayrılığı (1054), Roma’yla ilişkilerin kesinlikle kopmasına neden oldu. İmparatorluğun derebeylik düzeni özelliğini alması, işleri daha da karıştırdı: X. yy’dan sonra, ekonomik bir bunalımdan yararlanan toprak aristokrasisi, themalardaki köylü ve askerlerin topraklarına el koyarak, tümünü toprak kölesi haline getirdi. Paralı askerler tutmak zorunda kalan Bizans imparatorlarının gücü azaldı. İsaakios I Komnenos (1057-1059), gücü son derece artan bu toprak aristokrasisinin desteğiyle tahta çıkabildi. Buna karşılık, soylulara ayrıcalıklar tanımak ve yapılan hizmetlere karşılık toprak bağışlama sistemini (pronoia) koymak zorunda kalması, imparatorluğu büsbütün zayıflattı.
• Bu dönemde Norman’lar Güney İtalya’yı ve Epir’i istila ederken, Selçuklular Anadolu’ya yerleştiler. Aleksios I Komnenos (1081-1118), Venediklilerin yardımıyla durumu biraz düzeltti. Bu arada hıristiyan Batı dünyası, Türklere karşı birleşerek ilk Haçlı seferini düzenledi. Durumdan yararlanan Aleksios I, Anadolu’ nun bir bölümünü işgal etti, ama Haçlıların, hukuken imparatorluğu olan topraklar üstünde yeni devletler kurmalarına engel olamadı. İoannes II Komnenos (1118-1143) ve Manuel I Kommenos (1143-1180), yeni devletlere savaş açtılar. Ama Manuel I yenildi (1176) ve o tarihten sonra imparatorluk yıllarca kargaşadan kurtulamadı. Dördüncü Haçlı seferine katılanlar, İstanbul’u işgal edip yağmaladılar (1204) ve kenti Latin imparatorluğunun merkezi yaptılar.
• Trabzon Rum imparatorluğu, Epeiros (Epir) despotluğu ve soylularla patriğin desteklediği İznik imparatorluğu, bu yeni imparatorluğa karşı çıktılar. Patriğin karar gücü, imparatorunki kadar arttı; İznik, parlak bir kültür merkezi oldu. Cenevizlilerin desteklediği Mikhael VIII Palaiologos (1259
– 1282), İstanbul’u geri almayı başardı. Ama mâliyenin bozuk durumu, imparatorluğun hem Türklerle hem de Latinlerle çarpışmasına olanak vermiyordu. Mikhael VIII, İoannes V, Manuel II ve İoannes VIII, Latin uluslarını kazanmak için iki kiliseyi barıştırmayı denediler. Ama Bizans halkının Batılı hıristiyanlara düşmanlığı nedeniyle bu çabalar sonuç vermedi. Bizans imparatorluğu eski gücünü yitirdi; Bizans imparatorları Türklere bağımlılığı kabul ettiler ve savaşın önünü almak için ağır vergiler ödediler. Türklerin mengenesi giderek sıkışıyordu: Sultan Murad II ve oğlu Fatih Sultan Mehmed II, o sırada İstanbul, Mistra ve birkaç başka kentten oluşan bu imparatorluğu ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. Konstantinos XII Dragases’in (1438-1453) Ortodoks kilisesi ile Roma kilisesini barıştırma çabalan da, ortodoksların karşı çıkmalarıyla sonuç vermedi ve İstanbul Türkler tarafından fethedildi (29 Mayıs 1453).

BİR SANAT MERKEZİ

• Bizans sanatı, IV. yy’dan XV. yy’a kadar süren uzun bir dönem boyunca, Doğu Roma imparatorluğunun kapladığı uçsuz bucaksız topraklar üstünde gelişti ve şatafatlı başkent İstanbul’dan yönetildi. Günümüzün Türkiye, Yunanistan, Balkanlar, Rusya ve Ortadoğu’su ile Akdeniz’de birçok bölge, uzun süre bu sanatın etkisinde kaldı. İmparatorluğun tarihini ve alın yazısındaki değişmeleri yansıtan bizans sanatı, birbiri ardına yunan – roma sanatı, helenistik sanat ve doğu sanatlarının etkisinde kaldı ve zaman zaman bu etkileri ustaca kaynaştırmayı bildi.
• Bu sanat, başlangıçta roma sanatı geleneklerini benimsemişse de, daha sonra en başta Anadolu, ardından Balkanlar, Suriye, Irak, Mısır ve Kuzey Afrika sanatlarından geniş ölçüde yararlanmıştır. Bizans sanatının roma sanatından özde ayrıldığı nokta, bir hıristiyan sanatı oluşudur. Ancak bu özelliği ile bizans sanatının yüzyıllar boyu kilisenin güdümünde kaldığını, belli bir tutukluktan kendini kurtaramadığını da belirtmek gerekir.
• Bizans sanatının dinsel mimarlık alanında en önemli yapı türü, bazilikadır. Bazilikaların doğu-batı ekseni üstünde uzanan dikdörtgen bir planı vardır. Bu uzun dikdörtgen, genellikle iki sütun dizisi ile üç bölüme (nef ya da sahmJ ayrılır. Ortadaki bölümün doğu ucunda yeralan yarım yuvarlak bölüme, «apsis» adı verilir. Bu türdeki yapıların yurdumuzda bulunan en önemli örnekleri, İstanbul’da Aya İrini, Ayasofya, Efes’te Çifte Kilise, Silifke yakınlarında Ala- han Manastırı’dır. Bizans dinsel mimarlığında kullanılan öteki önemli plan çeşitlerinden olan merkezi planlı yapılara
İstanbul’dan Küçük Ayasofya Camisi (Sergios Bakhos Kilisesi), İtalya’dan San Vitale Kilisesi, Yunanistan’dan Hacıos Kilisesi, yunan haçı planlı yapılara ise İstanbul’dan Zeyrek Kilise-Camisi (Pantokrator Manastırı), Bodrum Camisi (Myralaion Manastırı) örnek gösterilir. Sekiz dayanaklı, dehlizli, yonca planlı yapılar da, Bizans dinsel mimarlığında yaygın örneklerdendir. Bizanslı mimarlar, kiliselerin dışında, çok sayıda kent surları, saraylar, zafer takları, konutlar, su tesisleri, mezar anıtları da yapmışlardır.
• Mimarlığın tersine, Bizans’ ta heykel sanatı belirgin bir evrim izledi. IV – VI. yy’larda yunan figüratif sanatına bağımlıydı ve güzel heykeller (Sarıgüzel lahitleri ve havari heykelleri, İstanbul Arkeoloji müzesi) yapıldı. Ama sonradan. süsleyici kabartmaya yönelme oldu. Üsluplaştırılmış öğelerle, gerçek bir oya gibi işlenmiş ünlü alınlıklar yapıldı.
• Ayrıca fildişi oymacılığı da Bizans imparatorluğunda son derece gelişmiş bir sanat dalıydı.
• Öte yandan bizans sanatı,resim dalında da önemli ürünler verdi. Mozaik, fresk, minyatür (kitap resmi), ikona (levha resmi) türlerinden, özellikle mozaik sanatı, BizanslIlarda önemli bir yer tutar. Bizans sanatı, mozaik tekniğini Romalılardan almış, kendi zevk ve gereksinimlerine uyarlayarak geliştirmiştir. Romalılar mozaik sanatını daha çok yapıların döşemelerine uygularken, BizanslIlar, mozaik resmini genellikle yapıların duvarlarına ve örtü sisteminin içyüzüne uygulamışlardır. Özellikle hıristiyanlıktaki 12 yortunun, bizans resminde mozaik ve fresk teknikleri ile dinsel yapılarda uygulanması dikkat çekicidir. Belli sahnelerin yapıların belli yerlerine konulmasıyla, bir resim programı ortaya çıkmıştır. Bu programın uygulandığı önemli bir örnek, İstanbul’daki Kariye Ca- misi’dir (Khora Manastırı Kilisesi). Günümüzde müze olarak kullanılan yapıda, İsa, Meryem, havariler ve azizleri görüntüleyen sahnelerde, mozaikten başka fresk tekniği de uygulanmıştır. Gene İstanbul’ da Ayasofya, Fethiye (Pammakaristos Manastırı Kilisesi) ve Vefa Kilise (Theodoros Kilisesi) camilerinde de bizans mozaiklerinin zengin örneklerine raslanır. Bizans dönemi mozaik ve fresklerinden, İstanbul dışında imparatorluğun başlıca kentlerinde de çok sayıda örneğe raslanır. Ravenna’daki San Vitale kilisesinin mozaikleri, Bizans sanatının göz kamaştırıcı örnekleri arasındadır.
• Bizans döneminde el yazmaları minyatürlerle süslenmiştir. Minyatürlerin konuları, genellikle yazılan kitapların konularını açıklar nitelikteydi; yer yer figürlü de olabiliyordu. Kutsal kişilerin tahta üstüne yapılmış resimleri olan ikonalar ise, özgün bir sanatın ürünleri sayılır. Özellikle XII – XV. yy’lar arasında sayıları

hızla çoğalan ikonalarda, renklendirme gereci olarak mumlu boyalar kullanılmıştır. En iyi örnekleri Moskova’daki Tretiakof müzesi ile Leningrad’daki Ermitaj müzesinde yeralmaktadır.

Yorum yazın