Birinci Meşrutiyet Dönemi ve Özellikleri

Birinci Meşrutiyet Dönemi ve Özellikleri

Osmanlılar’ın giriştiği ıslahat hareketleri Batı’dan alman fikir ve kurumlan ülkede uygulamaya çalışmaktan ibaretti. Devletin ve milletin yapısına ve şartlarına uygun yenilikler getirilemiyordu.

BİRİNCİ MEŞRUTİYET GİRİŞİMİ (1876)
Osmanlı Devleti’nin ancak meşrutiyete dayalı bir yönetimle kurtulacağına inanan aydınlar, bu yönetim düzenini mümkün kılacak biçimde devletin sosyal, siyasi ve hukuki yapısında önemli değişikliklerin yapılması gereği üzerinde duruyorlardı.
Tanzimat döneminin sonlarına doğru iyice gelişen bu akımın temsilciliğini “Jöntürkler” (asıl adı Yeni Osmanlılar ya da Genç Osmanlılar) adı altında birleşen bir grup genç aydın yapıyordu. Gizli Jöntürkler Derneği Sağır Ahmet Beyzade Mehmed, Reji Komiseri Nuri, Kayazade Reşad, Suphi Paşazade Ayetullah ve Namık Kemal Beyler tarafından kurulmuş, daha sonra bu beş kurucuya Ebüzziya Tevfik, Ziya Paşa, Ali Suavi, “Mir’at” dergisi sahibi Refik ve Agâh Beyler katılmıştı. Jöntürkler Paris’te çalınmalarını sürdürüyor, memlekete birtakım yayınları gizlice sokarak Batı’daki gelişmelerden buradakileri haberdar etmeye uğraşıyorlardı. Jöntürkler bir yenilik getirmemiş, Batı’- da gördüklerini Osmanlı Devleti’ne tatbik etmek istemişlerdir.
Tanzimatçılar nasıl kendilerinden öncekileri çağdışı ve yapıcı güçten yoksun görmüşlerse, Jöntürkler de tanzimatçılar ’ı aynı yeteneksizlik içinde görüyorlardı. Bu yüzden iktidardaki Ali ve Fuat Paşa’larla etrafındakilere iyice düşmandılar. Onları Osmanlı Devleti’nde demokrasinin kurulmasını engelleyici güçlerden sayıyorlardı.
Dernek şu iki ana düşünceyi savunuyordu: 1. Osmanlı Devleti uyruklarının haklarını, özgürlüklerini, eşitliklerini yasaların güvencesi altına almak; 2. Osmanlı Devleti’nde meşruti yönetimi gerçekleştirmek.
Bunu gerçekleştirebilmek için her şeyden öne tahttaki padişahın, (Sultan Abdülaziz) görevinden alınması gerekiyordu. Jöntürkler iktidar istemiyor, ancak iktidardaki adamlara ve özellikle padişaha meşruti düzeni kur
mayı kabul ettirmek için çalışıyorlardı. 1867 ile 1875 yılları arasındaki çalışmaların emeli buydu. Ağır ağır, bazı devlet adamları, aydınlar ve subaylar bu fikre gelmeye başladı.
Yöneticiler arasında Midhat Paşa ile Harbiye Mektebi nazırı Süleyman Paşa’nın meşrutiyet fikrini benimsemeleri çok önemliydi.
Abdülaziz’in tahttan indirilip yerine Murad V’in çıkarılması (1876) bütün bu umutların gerçekleştirilmesi amacını güdüyordu.
Devlet Şûrası Başkanı Midhat Paşa’nın ısrarına rağmen çıkarılan hattı hümayunun, oyalayıcı ve hepsi de sözde kalacak nitelikleri kendisine topladığı görülünce, durum yenilikçileri önce şaşırttı, sonra da büyük bir umutsuzluğa düşürdü.
Böylece Midhat Paşa’nın hazırladığı on dokuz maddelik ilk Anayasa taslağı daha başlangıcında başarısızlığa uğruyordu.
Muhalifi serasker Hüseyin Avni Paşa’nın öldürülmesi ve Murat V’in akli dengesinin bozulması Midhat Paşa’ya yaradı.
Midhat Paşa “Vükelâ Meclisi”nin kararıyla Şehzade Abdülhamid ile görüşmeye gitti ve ondan birtakım ödünler istedi. Abdülhamid, Midhat Paşa ile olan görüşmesinde meşrutiyet ve hürriyet yanlısı olduğunu, milli hâkimiyeti gerçekleştirecek bir anayasanın gerekliliğine inandığını belirterek ileri sürülen şartları kabul ettiğini bildirmişti. Hemen ardından başkentin ünlü altı doktoru saraya çağrılarak Padişah Murad V’in sağlık durumunun görevini yapmaktan uzak olduğu raporu alındı ve Abdülhamid, yeni padişah olarak tahta çıkarıldı.
Aslında bir anayasanın meydana getirilmesi ve meşrutiyet yönetiminin kurulması, hem dış ve hem de iç politika açılarından kaçınılmazdı. Rusya’ya karşı Batı’yı kazanmak için bu şarttı.
Sorunun önemini kavrayan Abdülhamid II, ayrıca tahtını güven altına almak amacıyla da buna istekliydi. Anayasa taslağı padişahın yetkilerini kısıtlıyor, sadrazamlık yerine başvekillik getiriyordu. Sadrazamın baskısıyla vekilleri tayin hakkı padişaha bırakıldı. Ayrıca Abdülhamid “icap edenlerin’’ sürülmesi hakkını da istedi.
Çekişme ve çatışmalar, giderek Sadrazam Mehmed Rüştü Paşa’nın yaşlılığı sebebiyle işbaşından çekilmesi sonucunu doğurdu, Abdülhamid II belki de hiç istemediği halde yerine Midhat Paşa’yı sadrazam yaptı.

Yorum yazın