Birinci Meşrutiyet Dönemi

Birinci Meşrutiyet Dönemi Hakkında Bilgiler

BİRİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİ (1876-1878)

Birinci Meşrutiyet DönemiBirinci Meşrutiyet dönemi, ilk Türk anayasası olan Kanunu Esasi nin (Bkz. ANAYASA) kabul edildiği 23 Aralık 1876’dan, Osmanlı Heyeti Mebusan ve Heyeti Ayan Meclislerinin Abdülhamit II tarafından kapatıldığı 14 Şubat 1878‘e kadar sürdü. Türkiye tarihinde Birinci Meşruti-yet’e başlangıç oluşturan Kanunu Esasi’nin ilan edilmesinin geçmişinde siyasal ve iktisadi birçok olay yatar. Bunların en önemlilerinden biri olan, Osmanlılara Batılıların kabul ettirdiği Islahat Fermanı’nda, Müslüman olmayan Osmanlı uyruklarına geniş toplumsal ve iktisadi haklar tanınıyordu (28 Şubat 1856). Batılı ülkeler, gelişmekte olan sanayilerinin gereksindiği hammaddeler için Osmanlı ülkesini geniş bir kaynak olarak görmekteydiler. Bundan dolayı da, Osmanlı ülkesinde toplumsal ve iktisadi bakımdan güçlenmiş, Müslüman olmayan uyrukların bulunması, işlerine geliyordu. Islahat Fermanı’yla elde edilen ödünlerse 30 Mart 1856’da imzalanan Paris Anlaşması’yla siyasal anlamda pekiştirildi. 1858’de kabul edilen Arazi Kanunnamesi’yse, özellikle İstanbul dışındaki eşrafın saraya karşı kısmen siyasal bir ağırlık kazanmasına yol açtı. Geleneksel üretim biçiminin değişmesi az da olsa sermaye birikimini başlatınca, oluşmakta olan yeni iktisadi ilişkilerle, eski iktisadi ve toplumsal yapı arasında uyuşmazlık başgösterdi. Bu gelişmelere, özellikle Abdülaziz döneminde Batı’dan alman büyük miktarda borçların bayındırlık işleri, savaş gemisi alımı gibi parayı geri döndürmeyen işlere yatırılması sonucunda ortaya çıkan mali tutsaklık durumu da eklenince.Tanzimat’ın (1839) getirdiği Avrupa’ya yönelme ve çağdaşlaşma özlemi ortamında yetişen aydınlar bir arayış içine girdiler. Paris’te örgütlenen Genç Osmanlılar, yüzeysel de olsa yenilik özlemiyle, parlamento, basın ve basın özgürlüğü, yeni eğitim gibi düşünceleri dile getiriyor, yayımladıkları gazeteleri gizlice yurt içine sokuyorlardı. Paris ve Londra’da gördükleri özgür basın, parlamento gibi etkinlikleri, uygarlaşmanın nedeni sayıyorlardı. Özellikle 1867-1875 yılları arasında yurda sokulan Ulum, İbret, Tasvlr-i Efkâr, Hürriyet gibi gazetelerde işlenen eşitlik, özgürlük, adalet, insan hakları, meşrutiyet gibi kavramlar gene yurda gizlice sokulan Genç Osmanlılar bildirisinde de yer alıyordu. Bu düşünce ve özlemler, özellikle aydınlar, subaylar, hatta kimi devlet adamlarını da etkiliyordu.
Padişah Abdülaziz, bu oluşumun farkında değildi. Kuşkusuz, meşrutiyet özlemlerinin giderek halka yayılmasında, toplumsal yaşamda olumsuz etkileri görülen iflas etmiş mâliyenin. Rus yanlısı sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın yetersiz yönetiminin, sarayın göze batan lüks harcamalarının da payı vardı ve geleceğe olan güvensizlik duygusu, bütün katmanlara yayılmaktaydı. Böyle bir ortamda meşrutiyetin durumu düzeltecek tek çare olduğu düşüncesi, halk arasında da bir ülkü durumuna geliyordu.

Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı artan muhalefet nedeniyle azleden Abdülaziz, yeni kabineyi kurmakla Mütercim Rüştü Paşa’yı görevlendirdi. Mithat Paşa, Meclisi Vâlâ başkanlığına, Haşan Hayrullah Efendi de şeyhülislamlığa getirildi. Mithat Paşa ve Harbiye Mektebi nazırı Süleyman Paşa meşrutiyetin gerekliliğine inanmışlardı, ama Mütercim Rüştü Paşa, yapılacak ıslahatla durumun düzelebileceği kanısındaydı. Yeni yönetim, yabancı bankerlerle anlaşılarak yapılan mali düzenlemeyi reddetti ve Abdüla-ziz’le çatışmaya girdi. Bunun üzerine. Abdülaziz tahttan indirilerek yerine Murat V padişah oldu (30 Mayıs 1876).

Murat V, meşrutiyeti benimsemişti, ama Rüştü Paşa’nın etkisiyle, cülus dolayısıyla yazdığı hattı hümayunda bundan söz etmedi. Ancak, Murat V’in tahta geçmesi, meşrutiyet yandaşlarının zaferi olarak yorumlanıyor, padişahın çıkardığı afla sürgünden dönen Namık Kemal’in padişahın özel yazmanı oluşu bu görüşü destekliyordu. Üstelik, padişah, hattı hümayununda “halk iradesinden de söz etmişti. Yapılan vekiller toplantısında, meşrutiyet tartışılırken, Rüştü Paşa halkın meşrutiyeti özümleyecek olgunluğa erişmediğinden, buna karşın meşrutiyete geçilecek olursa kargaşa çıkacağından söz etti. Toplantıda bulunanların çoğunluğu Rüştü Paşa’yı destekleyince Meclis bir karara varamadan dağıldı. Murat V, iki karşıt görüşün baskısı altında kalmıştı. Ayrıca her an yeniden Abdülaziz’in tahta geçirilebileceği korkusunu yaşıyordu. Ancak Abdülaziz’in, yerleştiği Çırağan Sarayı hareminde bir makasla bileklerini keserek intihar etmesi (3 Haziran 1876). olayın intihar değil de Mithat Paşa ile Hüseyin Avni Paşa’nın kışkırtmasıyla işlenen cinayet olduğu söylentisi ve KafkasyalI piyade yüzbaşısı Çerkez Hasan’ın bir kabine toplantısını basarak Hüseyin Avni Paşa ile öteki nazırları öldürmesi,
Murat V’in akıl dengesini iyice bozmuş, bunun üstüne de tahttan indirilmesi kararlaştırılmıştı. Sadrazam Rüştü Paşa ile Meclisi Vâlâ reisi Mithat Paşa, şehzade Abdülhamit’i ziyaret ederek zemin yokladılar. Abdülhamit meşrutiyeti ilan etmeyi kabul etti. Bu arada doğan Birinci Balkan bunalımı atlatılmıştı. Mithat Pasa’nın anayasa taslağı üstündeki çalışmaları da ilerlemekteydi. 31 Ağustos 1876’da Murat V tahttan indirilerek, şehzade Abdülhamit, Abdülhamit II adıyla tahta geçirildi. Abdülhamit II, hattı hümayununda Kanunu Esasi’den söz etmese de, güvenilir bir genel meclis kurulacağını belirtti. Elinde Mithat Paşa’nın hazırladığı anayasa taslağı olduğu halde Mithat Paşa’nın bu işteki etkisini azaltmak amacıyla Sait Paşa’ya çevirttiği Fransız anayasasını, bir kurulda inceletti.

Kurul çalışmaları sona erdiği sırada, Mithat Paşa sadrazamlığa getirilmişti. Elde edilen taslak uzlaşmacı bir anayasa metniydi. Ancak, Abdülhamit II’nin ısrarıyla 113. madde “zabıtanın tahkikatı sonucu, hükümetin güven ve emniyetini bozdukları sabit olan kişilerin İstanbul’dan uzaklaştırılma yetkisini” padişaha veren bir madde olarak anayasaya girdi. Kanunu Esasi, 23 Aralık 1876’da, törenlerle ilan edildi. Yapılan iki dereceli seçimle 120 kadar mebus seçildi. Bürokrasi ve kimi yöneticiler, Meşrutiyet’i benimsememişlerdi. Karşı olanlar toplantılar yaparak kamuoyu oluşturuyordu. Abdülhamit II bunlara karşı 113. maddeyi kullanarak sürgüne gönderdi ama, aynı maddeyi Namık Kemal’e ve sadrazam Mithat Paşa’ya da uygulayarak İstanbul’dan uzaklaştırdı.

Mebusan ve Ayan meclisleri çalışmaya başladıktan sonra bazı yasa önerileri karara bağlandı. Bu sırada Rusya, Osmanlı uyruğundaki Hıristiyanlara baskı ve zulüm yapıldığı bahanesiyle, Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Savaş, Meclis içindeki düşünce ayrılıklarının bırakılarak birliğin sağlanmasına yol açtı. Bu arada, basındaki yasaklamalar kaldırılarak gülmece dergileri de serbest bırakıldı.

28 Haziran 1877’de birinci dönemini kapayan Meclis’in ikinci dönemi 13 Aralık 1878’de açıldı. Savaş OsmanlIların aleyhine gelişiyordu. Ruslar Plevne’yi almış, Şıpka önüne gelmişler, doğuda da Erzurum’u kuşatmışlardı; Bosna ve Hersek’te de ayaklanma başgöstermişti. Meclis’te konuşulan tek konu savaştı. Bu sırada Rusların, Mersin vapurunu kaçırmaları üzerine Bahriye nazırı resmen suçlandı. Savaşın kötü gidişindense dolaylı olarak Abdülhamit II sorumlu tutuluyordu. Rusların Edirne’yi ele geçirdikleri sırada, Ahmet Vefik Paşa sadrazam oldu. Mebuslar, bu atamanın Kanunu Esasi’ye aykırı olduğuna karar verdi. Rusların Ayastafanos’a (Yeşilköy) dek ilerlemeleri üzerine Abdülhamit II, barış yolu arayarak 43 kişilik bir kurul topladı. Kurul üyeleri Mebusan ve Ayan meclislerindendi.Sadrazamın. savaşı anlatan konuşmasından sonra, birkaç üye aleyhte konuşunca Abdülhamit II toplantıyı terk etti, 14 Şubat 1878’de Meclis’te. padişahın her iki meclisi de kapatan iradesi okundu ve Birinci Meşrutiyet dönemi sona ererek Abdülhamit II’nin 30 yıl sürecek monarşi yönetimi başladı.

Etiketler:

Yorum yazın