Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Türkiye

Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Türkiye

İnsanlık tarihinin o dönemine kadar bir eşine daha rastlanmayan en büyük kıyımlarından biri olan Birinci Dünya Savaşı, 28 Haziran 1914 günü Saraybosna’da Avusturya – Macaristan Veliahtı Grandük Franz – Ferdinand’ın terörist bir Sırp öğrencisi tarafından kurşunlanıp öldürülmesiyle bir anda patlak verdi. Bir yanda Almanya, Avusturya – Macaristan, Türkiye ve Bulgaristan; öte yanda Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Birleşik^ Amerika, Sırbistan, Japonya, Romanya, Belçika, Yunanistan, Portekiz ve Karadağ kendilerini, 1918 yılına kadar sürecek çok kanlı bir boğuşmanın içinde buldular. İngiltere’nin sömürgeleri Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan ile Fransa’nın sömürgeleri Fas, Cezayir ve diğer birkaçı da aynı çatışmaya katılmak zorunda kaldılar. Böylece savaş, çok geniş bir alana yayıldı.
Savaşa katılan ülkelerin, tüm sömürgeleriyle birlikte o yıllardaki toplam nüfusu 1 milyar 170 milyon 735 bine ulaşıyordu. Bu devletlerin 65 milyon 600 bin askeri birbirleriyle savaştılar. 1918 yılının sonunda bunlardan 9 milyon 323 bin 300’ü öldü. Tüm savaş kurbanlarının sayısı ise 38 milyon 481 bin kişi olarak saptandı. Ayrıca milyonlarca kişi de sakat kaldı.
Savaşa katılan ulusların yitirdiği kişi sayısındaki fazlalık, dünyayı önemli bir aydın kitlesinden yoksun bıraktı, özellikle Türkiye’nin yitirdiği kişilerin geride bıraktığı boşluk çok büyüktü. Yeri doldurulmaz değerde bir gençlik kitlesi yok olup gitti.
Birinci Dünya Savaşı, yepyeni bazı tekniklerin denenmesine ve kullanılmasına da olanak sağladı. Uçak, tank, zırhtı araçlar, dev toplar, zehirli gaz, denizaltı savaşı, kentlerin havadan bombalanması hep bu savaşın getirdiği yenilikler arasında yer aldı.
Savaştan sonra dünya haritası ile birlikte, ülkelerin yönetim biçimleri de değişikliğe uğradı. Rusya’daki Çarlık, devrimle yerini komünizme bıraktı. Diğer bazı ülkeler de aynı tehlikeyle karşı karşıya geldiler. Osmanoğulları, Habsbuıglar, Hohenzollernler gibi yüzlerce yıllık bazı büyük aileler devlet yönetiminden uzaklaştırıldı. Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde ise siyasal güç, dünyada ilk kez faşist diktatörlerin elinde toplandı.
Bunun yanı sıra, Afrika ve Asya ülkelerinden büyük çoğunluğunun sömürge oldukları görüldü. Ancak birkaçı böyle bir sonuçtan kendilerini kurtarabildi.
Tüm bu siyasal gelişmelere karşın, Birinci Dünya Savaşı sonunda dünya ülkelerinin demokrasiye duydukları güven arttı. Demokrasi rejimi, öteden beri liberal olan devletlerde daha iyi yerleşirken, kendisine yeni yeni alanlar da buldu.


SAVAŞ ÖNCESİNDE TÜRKİYE

Saraybosna’da tetiği çekilen tabanca barut fıçısını ateşlerken, Türkiye bir yıl önce sonuçlanan Balkan Savaşlan’mn yorgunluğu içindeydi. Henüz toparlanamamış, yaralarını saramamıştı.
Balkan Savaşları Türkiye’yi çok sarsmış, pek çok ölü verilmişti. Bu arada sınırları içindeki topraklarından çoğunu ve saygınlığını yitirmiş, bir “Hükümet darbesi” sonucu ülke yönetimi el değiştirmişti.
Balkanlar sorunu, Avusturya – Macaristan ve Rusya’nın Türkiye’ye karşı besledikleri çıkarcı emellerin etkisiyle başlamıştı. Ruslar, İstanbul üzerinden açık denize inmek, Avusturya – Macaristan ise Selânik ve Tuna ağzına kadar yayılmak istiyorlardı. Tüm bunların yanı sıra, Balkan ulusları da Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparak birbiri arkasına bağımsızlık kazanmaya başlamışlardı.
İsteklerini gerçekleştirmeye çalışan ülkeler, Balkanlar’da savaşı alabildiğine körüklüyorlardı. Türk Ordusu hazırlıksız, koşullar elverişsizdi. Ordu içinde disiplin hemen hemen hiç kalmamıştı. Üstelik hükümet çok zayıf, çok yeteneksizdi. Dış ilişkiler karmaşık olmuştu. Halk ve ordu içinde siyasal çekişmeler sürüp gidiyordu.
Balkan ülkeleriyle Türkiye’nin ilişkileri, 1912 eylülünden beri bozulmuş, kötüleşmişti. Sonunda, önce Balkan ülkelerinin en küçüğü olan Karadağ, 9 Ekim 1912’de Türkiye’ye savaş açtı. Bundan çok kısa bir süre sonra, 13 Ekim 1912’de ise diğer Balkan ülkeleri birer nota vererek savaşı çabuklaştırdılar. Ve Birinci Balkan Savaşı, 18 Ekim 1912 günü patladı.
İlk saldırı Bulgarlardan geldi. 23 Ekimde Doğu , Trakya’ya kolayca giriverdiler. Pınarhisar, Lüleburgaz ve Kırklareli’de tutunamayan Türk Ordusu, saldırganları ancak bir ay sonra Çatalca’da durdurabildi.
Ordu Sırp Cephesi’nde de bozguna uğradı, Makedonya düşmanın eline geçti. Yunan Cephesi’ nde Türk Kolordusu, tek kurşun atmadan gerilemek zorunda kaldı. 8 Kasımda Selânik düştü. Ege Adaları da Yunan Donanması tarafından tek tek
alındı.
Bu sırada ülke içinde sürüp giden huzursuzluk, 29 Ekim günü Gazi Ahmet Muhtar Paşa Hükümeti’nin görevden uzaklaştırılmasına yol açtı. Kurulan yeni hükümet, saldırganlarla anlaşma yoluna gitti. Edirne Bulgarların, Yanya Yunanlıların, İşkodra ise Karadağlıların eline geçti. Böylece, Balkanlardaki 550 yıllık Türk egemenliği son buldu.
Balkan ülkelerinin bu kolay ve beklenmedik başarısı, Türkler kadar o ülkelerin halkını ve Avrupalıları da çok şaşırttı. Ruslar, Bulgarların İstanbul’a, Yunanlıların Çanakkale Boğazı’na yerleşmesinden korktu. Sırpların Selânik’e sokulmaları da Avusturya – Macaristan’ı ürküttü, özellikle Arnavutluk’un Sırp egemenliğine geçmesi olasılığı hem Avusturya – Macaristan, hem de İtalya’nın endişe duymasına yol açtı. Fransa ve İngiltere de bu yeni gelişmeden memnun olmadı.
Bu karanlık dönemde Türklerin yüreklerine azıcık da olsa su serpen olay, Hamidiye zırhlısının kahramanlıklarıydı. Savaşın başında Varna’yı bombaladığı sırada yan tarafından ağır yara alan hayalet gemi, Rauf Bey (Orbay) komutasında zar zor İstanbul’a kadar gelebilmiş, Haliç’te onarıma alınmıştı. Bir daha denize açılabileceğini kimse ummuyordu. Derken Çanakkale Boğazı’nı geçip Yunan Donanması’nı atlatarak Ege Denizi’ne çıkmayı başardı. Emekli savaş gemisi bu kez de eski korsan gemileri gibi Ege ve Adriyatik denizlerinde kol gezdi, kıyı kentleriyle adaları topa tuttu. Bu arada pek çok Yunan taşıt gemisini de batırdı.
Bu türden birkaç olaya karşın, genelde kayıplar çok büyüktü. Çatalca hattında durdurulabilen düşman, tüm Trakya’ya göz dikmişti. Ülkenin her yanında halk üzüntü ve huzursuzluk içindeydi.
Türkler, ne olursa olsun Çatalca hattında toparlanmaya çaba gösterdiler. 17 Kasım 1912’de Bulgarların İstanbul’a yürümeyi ve ele geçirmeyi amaçlayan saldırısı başarısız kaldı. Sonunda Bulgaristan’la Türkiye arasında, 3 Aralık 1912’de savaşı durdurma kararı alındı. Bu karara, Sırbistan ve Karadağ da katıldı.
Üst üste gelen yenilgilerin yarattığı genel huzursuzluktan yararlanan İttihatçılar tarafından, hükümetin yönetim yeri olan Babıâli, 23 Ocak 1913 günü basıldı. Hükümetin toplantısı sırasında düzenlenen bu baskında Harbiye Nazırı Nazım Paşa ile iki subay öldürüldü, hükümet başkanı görevinden ayrılmaya zorlandı. Yeni hükümeti, İttihatçıların adayı Mahmut Şevket Paşa kurdu. İttihatçıların güdümündeki bu hükümet, 30 Mayıs 1913’te Londra Barışını imzalayarak Birinci Balkan Savaşı’na son verdi. Böylece Türkiye, Edirne’nin Bulgarlarda kalmasına razı oldu, Enez ile Midye arasındaki sınırın gerisine çekildi. Edirne’ nin elden gitmesi, yönetimi ele geçiren İttihatçıların saygınlığını sarsmıştı. Onlara karşıt görüşlüler, öç alma fırsatını arıyorlardı. Bu amaçla 11 Haziran 1913 günü Hükümet Başkanı Mahmut Şevket Paşa’yı Beyazıt Alanında, arabasının içinde öldürdüler.
Bu olayın sonrasında sert bir baskı dönemine girildi, ölüm cezaları ve sürgüne göndermeler birbirini izledi. Talât, Enver ve Cemal Paşalar yönetimi ele aldılar.
Ülke içindeki bu çalkantılar sürüp giderken, Balkanlardaki karışıklık da su yüzüne çıktı. Savaşı kazananlar, aralarında çıkar çekişmesine düştüler. Bir türlü anlaşamıyorlardı. İşte bu arada 29 Haziran gecesi Bulgarlar, Sırbistan ve Yunanistan’a saldırınca İkinci Balkan Savaşı başladı.
Kırk gün süren bu ikinci savaş sırasında Türkler, saldırganların birbirleriyle anlaşamamalarından yararlanarak Edirne’yi geri aldılar. 10 Ağustos 1913 günü imzalanan Bükreş Antlaşması ile Dobruca’nın büyük kısmı ve Silistre Romanya’ya, Batı Trakya ve bazı küçük toprak parçaları Bulgaristan’a, Makedonya’nın büyük bölümü ve Kosova Sırbistan’a, Güney Makedonya ile Epir ve Ege Adaları da Yunanistan’a verildi. Karadağ Prensliği ise genişleyerek “Krallık” oldu.

Yorum yazın