Birinci Dünya Savaşı Nedenleri 1914-1918

Birinci Dünya Savaşı Nedenleri 1914-1918

Bu savaşa uzun süre devam eden şiddetli rekabetlerin sebep olduğunu söylemek akla yakın bir açıklama olur. Çeşitli ittifak gruplarının yarattığı dengenin yıkılmasıyla 2 Ağustos 1914’te başlayan savaşın bir genel savaş havasına bürüneceği ve büyük bir mücadele olacağı daha başlangıçtan belliydi. Birinci Dünya Savaşı, yalnız sonucuyla değil akışı ve şartlarıyla da çağdaşı dünyaya geçişi belirtir. Her şeyden önce, bölünmeye başlayan grupların yaptığı bir Avrupa mücadelesidir.’
Birinci Dünya Savaşı’ na katılan devletler, daha önceki konularda bütün ayrıntılarıyla gördüğümüz iki değişik antlaşma sisteminin etrafında toplanmışlardı. Uzakdoğu’da Japonya, 23 Ağustos 1914’te Almanya’ya savaş ilan ediyordu. Japonya Almanya’nın Pasifik’te elde ettiği üstünlüğe karşıydı. İki tarafın güçleri sayı bakımından hemen hemen birbirine eşitti. İttifak devletleri silah ve teçhizat bakımından üstün durumdaydı.
Kurmay heyetleri arasındaki sıkı ilişkilere rağmen, ittifak devletleri ortak bir savaş planı hazırlamış değillerdi. Ana Almanlar işe, Fransız ordusunu saf dışı bırakarak başlamak niyetindeydiler. Belçika üzerinden Paris’e ulaşılacaktı. Böylece Rusya hazır olmadan Batı emniyete alınacaktı. Kurmay Başkanlığına General Moltke getirildi. Fransız Silahlı Kuvvetleri’nin tasarısının ana hatlarını özetle, “Almanlar’ı, yapılan harekâtlarla Lorraine bölgesine çekmek” diye belirtebiliriz.

ALMANYA’NIN KARARSIZLIĞI
Belçika çok az dayanabildi. Fransız orduları da öyle. Eylül başında Almanlar zaferi kazanmak üzereydiler. Geri çekilen Fransız ffirlikleri sınırları koruyabilecek durumda değildi. Alman komuta heyeti, 4 Alman tümenini geri çekerek, Rus ordusuna karşı koyması için Prusya’ya gönderdi. Bu, çok önemli bir hataydı. Çünkü 27-30 Ağustos’a kadar süren çarpışmalar sonunda General Hindenburg’- un komutasındaki Alman ordusu, Tannenberg’de Rus ordusunu kesin olarak yenmişti. Ama genel karargâhını Lüksemburg’da kuran General Moltke, savaş alanlarından çok uzaktaydı ve modern savaş tekniğini gerektiği gibi değerlendiremiyordu. Ayrıca, Alman ordularının tek bir komuta altında birleşmeyişi de onlar için zararlıydı. General Klück emir almadan sağını boş bırakarak Paris’e doğru yürüdü. Bir maceraya atılırcasına giriştiği bu harekât, Fransız ordusunun saldırısını kolaylaştıracaktı. 9 Eylül günü General Foch ve Franchet d’Esperey komutasındaki Fransız kuvvetleriyle Alman ordusu arasında 50 kilometrelik bir gedik açılmıştı. Ertesi gün, Alman Başkomutanı Moltke, daha güç bir durumla karşılaşmaktan çekindiği için ordularına geri çekilmelerini emretti. Almanlar 1914 yılında batı cephesinde yapılan ikinci büyük savaşta da başarısızlığa uğramışlardı.
Almanlar’ın doğu cephesinde durumları, batı cephesiyle kıyaslanınca daha iyi sayılırdı. Hindenburg Rusları yenmiş ama Avusturyalılar Brussi- lov’a yenilmişlerdi. İttifak devletleri için başarılar geçici oluyordu. Avusturyalılar çarpıştıkları iki cephede de askeri bakımdan ne kadar güçsüz olduklarını göstermişlerdi. Ama Alman komuta heyetinin Ruslar karşısındaki üstünlüğü her yerde belli oluyordu ve kısa sürede duruma hâkim olabileceklerini ümit ediyorlardı. Her şeye rağmen, Almanya’nın doğuda elde ettiği sonuçlar, savaşın akışını değiştirebilecek çapta değildi.

EN UZUN SAVAŞ (1915-1916)
Savaş uzun bir süre daha devam edecekti. Bunun için de savaşan ordular güçlerini arttırmak, yenilenmek zorundaydılar. Her iki taraf da savaşın ilk beş ayında ağır kayıplara uğramıştı. Her şeyden önce, gereçler ve taktik bakımından bu yeni savaşın kurallarına uymak gerekiyordu. Çarpışmalar uç yıl içinde batı cephesinde 700 kilometrelik bir alana yayılmıştı. Savaşan güçler tekrar eski savaş tekniğini uygulamak, kuşatma taktiğinden yararlanmak ve çok çeşitli topraklarda siperler kazmak zorunda kaldılar. Bu savaşta kullanılan araçlar, askerin sayısından daha önemli olmaya başlamıştı. Piyadelerin bile pek çok yeni silahla donatılması gerekiyordu. Bir yandan bu eski savaş taktikleri uygulanırken, bir yandan da yeni silahlar kullanılmaya başlandı. Boğucu gaz, gazmaskesi, 1915’te tank kullanıldı. Her türlü arazide kullanılabilen, çeşitli engelleri aşabilen bu araçlar savaşın kaderini etkileyecekti. Havacılık ise, bu savaş sırasında beklenenden daha önemli bir rol oynadı. Böylece gelişen bu uzun savaş bir bakıma bir endüstri savaşı sayılabilir. Devletler iktisadi alanda da seferberlik ilan etmiş gibiydiler.
Japonya’dan sonra Osmanlı Devleti ve İtalya’nın da savaşa katılıp katılmama konusunda karara varması gerekiyordu. 1914 yılının Ağustos ayından beri her iki taraf, bu ülkeleri kendi yanlarına çekmek için çalışmıştı. 23 Mayıs’ta İtalya, Avusturya- Macaristan’a savaş ilan etti. 1915 yılının Eylül ayında da Bulgaristan, Makedonya ve Sırbistan’da kendisine toprak verilmesi şartıyla ittifak devletleri ile anlaştı. 1915 yılından itibaren Almanya ağırlığı doğu cephesine verdi ve Rusya üst üste yenildi. Bu durumda itilaf devletlerinin ne pahasına olursa olsun Boğazlar’ı açması gerekiyordu. Ancak bu şekilde Rusya’ya yardı.n ulaştırabilir, Osmanlı güçlerini etkisiz bırakabilirlerdi. Şubat ve Mart aylarında Çanakkale Boğazı’nda yapılan deniz savaşlarında itilaf devletleri ağır kayıplar verdiler. Nisan ve Mayıs aylarında deniz kuvvetlerinin desteğiyle yaptıkları çıkartma harekâtı da başarısızlıkla sonuçlandı. Batı’da ittifak devletleri 1915’te başarılı sonuçlar aldılar. Alman Genelkurmayı, Avusturya-Macaristan ordularından bağımsız olarak hareket edip, Fransa’ya kesin darbeyi indirmek amacındaydı. Fransız ordusunun sonuna kadar direneceği belliydi, onun için Alman komutanlar Verdun Savaşı’nı, bir “yıpratma savaşı” olarak kabul ediyorlardı.
General Petani Almanları durdurdu. Şüphesiz Somme’da elde edilen kazançlar büyük değildi, ama Alman birlikleri yıpranmıştı. 1916 yılında yapılan savaş bütün olarak ele alınırsa, sonuç İtilaf Devletleri’nin lehine olmuştu. Ama askerler arasında tedirginlik giderek artmaktaydı.
Ekonomik silah bu savaş sırasında çok önem kazanmıştı. Almanya ciddi bir deniz ablukasına tabiydi.

Romanya’nın işgali bu tedbirlerin etkisini azalttı. 1914’te Falkland yakınında, 1916’da Jutland’da Alman donanması ağır kayıplar verdi ve bir daha denizden ablukayı delmeye çalışmadı.
Ama deniz Üstünlüğü elde edilmedikçe, sömürgelerini korumak çok güçtü. 1914’te Pasifik’teki topraklarını, 1916’da Kamerun, 1917’de de Güneybatı ve Doğu Afrika sömürgelerini kaybettiler. Nihayet Alman komuta heyeti denizaltı savaşma karar vermek zorunda kaldı.
1917 yılının Ocak ayında Wilhelm II, şanşölyesinin karşı koymasına rağmen, topyekûn denizaltı savaşı yapılmasına karar verdi. Gerçi A.B.D.’nin tepkisinden korkuyordu, ama savaşı kısa sürede kazanabileceği inanandaydı. Bu kararın sonuçları sanıldığından önemli oldu. A.B.D., İtilaf Devletleri yanında savaşa katıldı, İngiltere ise öylesine ağır kayıplar verdi ki, ülkenin ihtiyaçlarının sağlanması bir sorun halini aldı.
Giderek uzayan Birinci Dünya Savaşı, artık her iki düşman taraf için de tehlikeli bir hal almıştı.
Fransa, İngiltere’de iktidar değişmiş, Almanya’da şansölyenin itibarı sarsılmıştı. Ama en kötü durumda Rusya idi.
Çar hükümeti, bağımsızlıklarını isteyen azınlık milletlere karşı daha liberal bir tutum uygulayıp kendi rejimini sağlamlaştırmayı düşünmemişti. Verilecek bazı tavizlerle muhalefeti yanına çekmeyi de başaramamıştı.


AMERİKA’NIN SAVAŞA GİRİŞİ

Tarafsız kalmaya özen gösteren Başkan Wilson, Rusya’nın güçlenip tehlikeli olmasından çekiniyordu. Ama denizaltı savaşı tehlikenin Almanya olduğuna inandırdı. 2 Nisan 1917’de, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nde büyük bir çoğunluğun onayıyla savaşa girme karan alındı ve bu karar başkan Wilson tarafından ilan edildi.
Zaten bir ay önce Petrograd’da bir ayaklanma başlamış, yayılmış, Rusya’da Cumhuriyet rejimine geçilmişti. Bolşeviklerin ordu içinde artan etkisiyle Rusya’nın savaşa devam edemeyeceği belli olmuştu.
Lenin, Nisan ayında İsviçre’den Petrograd’a dönmüştü. 1917 yılının Ekim ayında, ordunun desteğini de sağladıktan sonra Lenin harekete geçti. Kerenskiy kaçtı, bolşevikler iktidarı ele geçirdiler.
Batıda Fransız ve İngilizler netice alamamış, Ekim ayında italyanlar bozguna uğramıştı. Halk savaşa karşı ayaklanmıştı.
İtalya’nın durumu, savaşa katılan bütün milletler için örnekti; bütün savaşçıların duyduğu yorgunluğun, başarısızlık anında ne gibi sorunlara yol açabileceğini açıkça gösteriyordu. Fransa’da da 15 Nisan bozgunu halkı ümitsizliğe düşürmüş, orduda da önemli yakinmalar başgöstermişti.

Fransa’da 1917 Eylül’ünde kurulan Painleve hükümetine sosyalistler alınmadı. İngiltere’de grevciler bir süre savaş endüstrisini felce uğrattı. İtalya’da sosyalistler açıktan açığa savaş aleyhtarı propagandalar, gösteriler yapıyorlardı. Almanya’da da mühimmat yapan fabrikalarda grevler ortaya çıktı.
Birbirine düşman iki tarafta da, barışa yatkın bir ortam vardı ve bu amaçla pek çok girişimde bulunuldu.
Mart 1917’de yapılan görüşmeler netice vermedi.
Bu arada, 3 Mart 1918’de yapılan Brest-Litovsk Antlaşması ile Rusya ve İttifak Devletleri arasında devam eden savaşa son veriyordu; Rusya, Polonya, Litvanya, Kurzema ve Livonya’yı bıraktı. Rusya’dan ayrılan Ukrayna ise topraklarını Alman ordularına açtı. Yalnız başına kalan Romanya ise 7 Mayıs 1918’de Bükreş Antlaşması’m imzalamak zorunda kaldı. Cepheler, İtilaf Devletleri’nin aleyhine değişmişti. Ama durum, sonuna kadar gitmeye kararlı büyük güçlerin tutumunu etkilemedi.

KARAR YILI 1918
Savaşın başından beri şartlar hiçbir zaman İttifak Devletleri’nin bu kadar lehine olmamıştı. Rus ordusu tam bir çözülme içindeydi ve barış antlaşması imzalanmadan önce tekrar silaha sarılabilecek güçte değildi. A.B.D. henüz savaşta etkin bir rol oynayamazdı. Fransa 1917 yılında yenik düşmüştü.
İtilaf devletleri güçlenmeyi bekliyor, Almanya ise yedekleri yetersiz olduğu için saldıramıyordu. Ludendorf genel bir plan hazırlarken İtilaf Devletleri komuta birliğini sağlayamıyor- du.
Mart’ta Almanlar Sommea civarında İngiliz birliklerini perişan etti. İtilaf Devletleri Batı ordularını General Foch emrine verdiler. Üçüncü Alman saldırısı kesin sonuç verdi. Sonra Alman ordusu yavaşladı. Mühimmat depoları boşalmıştı.
Ayrıca savaş alanına gelen Amerikan tümenlerinin sayısı artıyordu. General Foch ilk saldırıyı 8 Ağustos’ta gerçekleştirdi. Bu saldırı savaşın gidişini değiştirebilecek çok önemli bir harekâttı, hilaf Devletleri büyük taarruza girişmişlerdi, savaşı sona erdirecek çatışma başıyordu.
Almanlar Eylül ayının başlarında 21 Mart’ta bulundukları Hindenburg hattına kadar geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Paris-Nancy hattını başlatmak için girişilen ikinci saldırı Amerikan birlikleri tarafından gerçekleştirilidi. 12-15 Eylül’de yapılan bu saldırı parlak bir zaferle sonuçlandı. Artık İtilaf Devletleri ordularının kesin sonuca ulaşmaları yakındı. Büyük harekât 26 Eylül’de başladı. Alman cephesi Hollanda’dan Verdün’e kadar uzanan 250 kilometrelik bir hat üzerindeydi.
Almanlar, şiddetli bir savunmaya giriştiler, ama daha 10 Ekim’de Hindenburg hattını bırakmak zorunda kaldılar.
Artık Alman komutanlarının bir felaketi önlemekten başka hiçbir düşüncesi yok .u. O günlerde hilaf Devletleri doğu cephesinde zaferi kalan- mıştı. Haziran ayından beri general Franchet d’Esperey doğu cephesi ordularına komuta ediyordu.
28 Eylül’de Bulgaristan, 30 Ekim’de de Osmanlı Devleti ateşkesi kabul etti ve 3 Kasım’da Avusturya- Macaristan pes etti.
Merkezi imparatorluklarda askeri başarısızlıkların etkisiyle siyasi durum günden güne güçleşiyordu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hâkimiyetindeki çeşitli halklar ayaklanıyor ve hilaf Devletleri’nin desteğini görüyordu.
9 Kasım günü tahttan feragat eden Wilhelm II, Hollanda’ya gitti. Berlin’de sosyalistler cumhuriyeti ilan ettiler. Bu olaydan sonra, Avusturya imparatoru Kari I’de tahtım bırakıp kaçmak zorunda kaldı.
Ekim ayından beri Alman orduları geri çekiliyordu. Yavaş yavaş ilerleyen İtilaf Devletleri kuvvetlerine engel olabilecek güçte değildiler. 11 Kasım günü ateşkes yürürlüğe girdi.
Almanya’nın yenilgisi tam oldu. Birinci Dünya Savaşı sona ermişti. Bu savaş ardında yıkıntılar bırakmış, büyük kayıplara yol açmış, 8 milyon ölü, 20 milyon yaralıya, sona ermişti. Savaştan sonra sağ kalanlar savaşın getirdiği acıları unutmaktan başka bir şey düşünmüyor, barışı sağlamanın ne kadar güç olduğunu unutuyorlardı.

Yorum yazın