Birinci Dünya Savaşı 1917 Yılı

Birinci Dünya Savaşı 1917 Yılı

Birinci Dünya Savaşı’nı büyük ölçüde etkileyen iki büyük olay, 1917 yılında ortaya çıktı. Bunlardan biri Birleşik Amerika’nın savaşa katılması, diğeri ise Rusya’da devrimin patlak vermesiydi.
Savaşın başından beri yansız kalmaya çalışmasına karşın, İngiltere ve dostlarına ekonomik yardımlarda bulunan Birleşik Amerika, Avrupa’da kitle biçiminde göçmen akını ile karşılaşmıştı. Aslında savaş, Birleşik Amerika’nın işine yarıyordu. Ekonomik bunalım içine giren AvrupalIlar, bu ülkeden mal alma yarışına girmişlerdi. Bunun sonucu olarak dışsatım geliri iki katına, ticaret bilançosu fazlalığı ise dört katına yükselmişti. Ancak 1917 yılının ocak sonunda Birleşik Amerika’ya bir nota veren Almanya, İngiltere ve dostlarına karşı tüm kıyıların abluka altına alındığını, mal gönderilmesinin sürdürülmesi durumunda gemilerin denizaltılar tarafından torpillenerek batırılacağını bildirdi. Bu notaya karşılık Birleşik
Amerika verdiği yanıtta, bu davranışın yansızlık haklarının çiğnenmesi sayıldığını açıkladı ve her türlü ilişkiyi kesme kararı alırken, güvenlik nedenleriyle ticaret filosunu silahlandırdı. Ancak bu arada Vigilentia gemisinin torpillenmesi üzerine 19 Mart günü toplanan kongre, konuyu görüştü ve 2 Nisan günü de Almanya’ya savaş açma önerisini onayladı. Karar 5 Nisan günü Almanya’ya ve dünyaya duyuruldu.
Bu arada Rusya’da ocak ayında patlak veren bunalım sonucunda Çar Nikola, 11 Martta tahtından ayrılmak zorunda kaldı. Savaşın başından beri sürüp giden bunalım, Çarlık ordusunun arka arkaya yenilgiye uğraması nedeniyle artmıştı. Almanya’nın ele geçirdiği Polonya, bir kısım Baltık ülkesi ve Beyaz Rusya’dan kaçan milyonlarca kişi, Rusya’nın iç bölgelerine göç ediyordu. Savaş ilerledikçe halk yığınlarının durumu günden güne bozuluyor, hoşnutsuzluk artıyordu.
Bunalımı ilk başlatan işçiler oldu. Savaşın ilk yılında baş gösteren 70 greve 35 bin işçi katıldı. 1915 yılında ise grevlerin sayısı bine, katılan işçilerin sayısı ise 500 bine yükseldi. İşçilerin ayaklanmasını bastırmak için hükümet ordudan yardım istemek gereğini duydu. Çok yerde askerler, işçilerin üzerine ateş açtılar, ölenler ve yaralananlar oldu. Rus ordusunun top, mermi ve tüfekten yoksun oluşu da savaşta başarısızlığı arttırıyordu. Savaş uzadıkça, ordunun kaynakları giderek tükendi. Ordu içinde de hoşnutsuzluk arttı. Savaşa karşı olan işçiler ve halk arasına, askerler de katıldı. 1916 yılında grevlerin sayısı 1.500’ü, grevdeki işçi sayısı bir milyonu buldu. Köylüler de ayaklandılar. Kazakistan’da ayaklanma çıktı. 1917 yılının ocak ve şubat aylarında yiyecek, hammadde ve yakıt stokları çok azaldı. Fabrikalar birbiri ardı sıra kapandı, işsizlik yaygınlaştı. Bu yılın başında grevler Petrograt, Moskova, Bakü ve Nijni kentlerini sardı. Petrograt’ta şubat ayının ortalarına doğru eldeki stok, halkı ancak 12 gün doyurabilecek kadar azaldı. Besin maddelerinin karneye bağlanmasına karar verildi. Korkuya kapılan halk fırınlara saldırdı, yiyecek satan dükkânları yağma etti. Birkaç saat içinde tüm dükkânlar talana uğradı. Daha sonraki günlerde bu olaylar yinelendi. Bazı yerlerde halkın üzerine ateş açmaya zorlanan askerler bu emre uymadılar. Kışlalarından çıkan askerler işçilerle birleştiler ve silah depolarına saldırdılar. Petrograt’ta böylece 40 bin tüfeğe el kondu. Kent ayaklananların eline geçti, bakanlar görevlerini bırakıp kaçtılar. Askerler ve işçiler, tutukluları serbest bıraktılar. 27 Şubatta ayaklanmaya katılan askerlerin sayısı 60 bini aştı. Ayaklanan askerler ve işçiler, bakanlarla generalleri tutukladılar. Ayaklanma diğer kentlere de yayıldı. Hükümet görevlileri iş başından uzaklaştırıldı. Generallerinin de zorlamaları üzerine Çar Nikola, tahttan çekilmekten başka çıkar yol bulamadı. Artık her yerde işçiler ve askerlerden oluşan komiteler, yönetime el koyuyorlardı. Polis örgütünün yerini halk milisi, yargıçların yerini ise halk mahkemeleri aldı.
Fabrikalara el konuldu, garnizonlar yeni yönetime geçti. Bu dönemde başbakanlığa gelen Prens Lvov, savaşı sona erdirmeye yanaşmadı.
İşte bu dönemde, Zürih’de bulunan Lenin, Rusya’ya dönmeye karar verdi. Zürih’ten ayrılıp Rusya’ya ulaşması için Almanya’dan geçme hakkının tanınması ve sürgünleri götüren trenin Alman hükümetinin egemenliği dışında sayılması konusunda varılan anlaşma bu geçişi kolaylaştırdı. Gerçekte Almanların da içinde bulunduğu İngiltere ve yandaşlarına karşı savaşan devletler, Rus sürgünlerin ülkelerine dönmesihi, Rusya’nın savaştaki gücünü zayıflatması yönünden yararlı görüyorlardı. Bu nedenle anlaşmaya kolaylıkla razı oldular. Lenin, ünlü zırhlı vagonla yaptığı yolculuktan sonra 3 Nisanda Rusya’ya vardı ve devrimin önderliğini üzerine aldı.
Geçici hükümetin savaşı sürdürme konusundaki kararlılığı, ülkedeki hoşnutsuzluğu iyice doruğa çıkardı. Bu arada Lvov başbakanlıktan çekildi ve yerini Temmuz ayında Kerensky aldı. Ke- rensky de savaşı sürdürmek, İngilizler ve yandaşlarından kopmamak kararındaydı. Bu nedenle devrimi bastırmak için çaba gösterdi. 6-7 Ekimdeki büyük ayaklanmadan sonra Lenin, iktidarı ele geçirmeyi başardı. Lenin’in ilk yaptığı iş, tüm devletlere barış önerisinde bulunmak oldu. Bu amaçla 2 Aralık 1917 günü Beyaz Rusya’nın Polonya sınırındaki Brest-Litovsk’da Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan temsilcileriyle görüşmelere başlandı. Görüşmeler birkaç kez kesintiye uğradıktan sonra 3 Mart 1918 günü kesin sonuca varıldı ve barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Rusya, Ardahan ile Kars ve Batum’u Osmanlı İmparator- luğu’na geri verdi, buradaki tüm askerlerini çekti.
Ayrıca İran ile Afganistan’ın bağımsızlığı ile toprak bütünlüğünü tanıdı. Bu antlaşma, ağır Alman koşullarını hafifletmek için girişilen çetin bir pazarlığın başlangıcı oldu.
Rusların savaştan çekilmesi, İngiltere ve dostlarını güç durumda bıraktı. Ancak Birleşik Amerika’nın savaşa katılması, ortaya çıkan dengesizliği giderdi.

Yorum yazın