BARIŞIN SONU (1936-1939)

BARIŞIN SONU (1936-1939)

Ancak 1936’dan sonra büyük krizi atlatan dünya bu defa savaş batağına gömüldü. Zaman ilerledikçe, daha önce için için duyulan kaygılar yerini kesin korkulara bırakıyordu. İtalya’nın Habeşistan’asaldırısı Milletler Cemiyeti’nin çöküşünü çabuklaştırmış, diktatörlerin anlaşmaları için el- verişle bir ortam yaratılmıştı. İspanya iç savaşı diktatörlerin kafa kafaya vermeleri için bulunmadık bir fırsattı. İspanya savaşı bitmeden, 1937’de Çin’de de savaş patlak verdi. Tuna bölgesini iktisadi baskısı alttan alma çabalarına hız veren Hitler Almanyası, Versay Avrupa’sının yıkıntıları üstünde emellerine uygun bir dünya yaratma hazırlığına girişmiştir. Bu arada demokrasiler bekliyor . zaman zaman boyun eğiyor ve karşı koyma iradesini yitirmiş görünüyordu. Fransa ile İngiltere iç karışıklıklarını önleyememişlerdi. Roosevelt’in Amerika’sı ise onları desteklemeye hazır görünmekteydi. Hitler, propagandasının zehirini her yere bulaştırmak için bütün olanaklara sahipti. S.S.C.B.’de muhalifler yeniden güçlenmiş, komünizm, Sovyet dünyası ile batılı güçler arasında eskiden beri var olan karşılıklı kinleri yok etmeye yeterli olamamıştı. Naziler, Fransa ve İngiltere dur deme saatinin geldiğine karar verinceye
kadar, her şeyi yapabileceklerine inandılar. Artık savaş yaklaşmıştı. 1939 Eylül’ünde Avrupa’daydı ama bütün dünyaya sıçrayarak ikinci bir dünya savaşma dönüşmesi kaçınılmaz bir gerçekti.

DİKTATÖRLER ARASINDA İLK YAKLAŞMALAR (1935-1938)

Duce, faşizmin başlangıcından beri Habeşistan’a bir sefer düzenlemeyi kurmuştu. Ülke uçsuz bucaksızdır ve işletilmemiş araştırılmamış ama zengin maden yataklarına sahiptir.
1934’teki kanlı sınır çatışması bir milletlerarası sorun haline geldiyse de Mussolini resmi görüşmelerin havasından, Habeşistan’da istediği gibi hareket etme özgürlüğüne sahip olduğunu sanıyordu. 1935 Şubatı’ndan itibaren İtalyan birlikleri denize açıldı ve 2 Ekim’de savaş ilan etmeksizin Habeş topraklarına sızdı.
Cemiyeti Akvam bir iktisadi baskı kararı aldı. Ama uygulayamadı. İtalya Kralı Vittorio Emanuele Habeşistan İmparatoru ilan edildi.
Habeşistan olayının sonuçları ürünlerini vermekte gecikmemişti. Mussolini, kendisine karşı çıkan İngiltere’yi ve Cemiyeti Akvam’ı bağışlamayacaktır. İtalyan zaferi aslında Cemiyeti Akvam’ın sonu olmuştur.
Bu arada Hitler Fransa ile İngiltere arasındaki ilişkilerin ne denli çürük olduğunu fark etmekte gecikmez. Başarının ancak tehlikeyi göze almakla kazanılabileceği inancıyla, 7 Mart 1936’da askerden arınmış Ren bölgesini işgal ederek Locarno Antlaşması’nı hiçe sayar.
Habeşistan hadisesinin tersine bu kez de İngiltere Fransa’yı yalnız bırakır.
Ekmeklerine yağ sürülen Hitler ile Mussolini anlaşmalarını pekiştirerek 1 Kasım 1936’da Roma ile Berlin’i birbirine bağlayan “dikey mihver”i ilan ederler.
Habeşistan olayının başlangıcında Avrupa, henüz büsbütün umutsuz değildi. 1936 yılı ise önemli bir dönüm noktası oldu.
Primo de Rivera 1930’da çekilince krallık da çökmüş, demokratik bir cumhuriyet kurulmuştu. Solcular seçimi kazandılar.
Ama reformcular ve aşırı solcularla BASK ayrılıkçıları kilise, toprak sahipleri ve burjuvazinin tepkisine yol açtı. Şubat 1936’da Halk Cephesi iktidara geldi. Ortanın solundan anarşistlere kadar karışık bir gruptu. Ülke hızla sol diktaya giderken 17 Temmuz’da İspanyol Fas’ında bir askeri ayaklanma oldu. Komutanlardan General Franco Ispanya’ya geçti, ikiye ayrılan ülkede içsavaş patlak verdi. Bir yanda faşistler, kralcılar, İspanyol falanjları ve ılımlı cumhuriyetçiler, karşıda özgürlükçü cumhuriyetçiler, BASK ve Katolan milliyetçileri, komünist ve sosyalistler.
Savaş Avrupa ölçüsünde, faşistler ve faşizme karşı olanlar arasında bir çatışma halini aldı.
Diktatörlerin Franco’yu gizliden gizliye desteklemekle gösterdikleri cüret, demokrasilerin içine düştükleri sıkıntıyla alay eder gibiydi.
1939’da Franco duruma hâkim oldu. Diktatörler fikirlerinin doğruluğuna ve demokrasilerin güçsüzlüğünü iyice güvendiler. Cesaretlendiler.
öte yanda Japonya Çin’e saldırarak diktatörlerin izinde olduğunu ispatlamaya çalışıyordu.
Ordunun gücü ve ihtirası büyüktü… Parlamenter rejim, askerlerin oyununu bozabilmişti. 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece “Çin olayı” patlak verdi. Artık söz ister istemez ordunundu.
Bu savaş 8 yıl sürecek ve ancak İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda bitecekti. 29 Temmuz dan itibaren Japonlar Pekin’i işgal ettiler; Kasım’da Şanghay ve Nankin’i ele geçirdiler.
Savaş he Tİ komünizmi güçlendirecek, hem Çin’de milli birlik doğuracaktı.
Çankayşek’e batı askeri ve iktisadi destek sağlarken S.S.C.B.’nin gözünde Çin Savaşı, Japonya’nın Uzakdoğu’daki gücünü kırmak için bir fırsattı.-Öte yandan, Japonya 1935 yılından beri Antikomintern Paktı ile Almanya ile sıkı ilişkiler içiresindeydi.
Böylece Çin Savaşı tıpkı İspanya Savaşı gibi büyük savaşın patlama saatini gittikçe yaklaştıran milletlerarası çatışmalar dizisine katıldı.


ÇATIŞMA ÖNCESİ BÜYÜK GÜÇLER (1936-1939)

Dünyanın içinde bulunduğu genel durumun bir muhasebesini yapan diktatörler bütün “milli” güçlerin çevresinde toplanmasını sağlayacak tek rejim olan otoriter rejimlerin üstünlüğünden kuşku duymadılar. Dünya iki büyük bloka ayrılmıştı. Ama Hitler ve Mussolini’nin dışında bir birlik oluşturulabilmiş değildi.
A.B.D. gelişmeleri dikkatle izlerken, diktatörler de karşı bloku bölmeye çalışıyordu.
İngiltere yeni bir iktisadi refah dönemi yaşarken, sömürgelerde ciddi güçlüklerle karşılaştı. İrlanda meselesiyle uğraştı. Diktatörlere karşı Chamberlain’in zaafı ve Churchill’in ileri görüşlülüğü dikkate değer.
Fransa, 1931’den itibaren Maginot hattını çizerek topraklarının bütünlüğünü garanti altına alacağına inanmıştı. Fransa’nın askeri gücüne inanan Hitler Almanyası ise ülkeyi kemiren sosyal ve siyasi çatışmaları, iktisadi ve mali kalkınmayı gerçekleştiremeyen hükümetlerin içine düştükleri güçlükleri sevinerek izliyordu.
1936’da solcu “Halk Cephesi” ve Léon Blum iktidara geldi. Ama komünist parti ve sendikalar grevler ve gösterilerle gerginlik yarattılar. Blum kabinesi bazı önemli reformlar yapmayı da başardı.
Ama iktisadi durum ve genel konjonktür açısından da sorunlar ciddiliğini korumaktaydı. Durum silahlanma sebebiyle sanayinin canlanmasına ve hammadde fiyatlarının yükselmesine yol açtı.
1939’da Fransa’yı savaşa göğüs gerebilmek için kaçınılmaz olan güçlü birlikten, halkın desteğine sahip dengeli bir iç politikadan, sağlıklı bir maliye ve iktisat düzeninden yoksundu.
1936’da Roosevelt yeniden seçilmiş, iktisadi kalkınma yavaşlamaya başlamıştı.
Öte yandan, dış politikada tarafsız bir tutum izleyen Birleşik Devletler, Antikomintern Paktı’nin Japonya’yı cesaretlendireceğini anlamıştı. Bu sırada Çin Savaşı Pasifik sorununun ön plana çıkmasına yol açtı. Oysa kamuoyu Birleşik Devletler’in Avrupa çatışmalarına katılmasına kesinlikle karşıydı.
Tehlikeyi sezen Roosevelt ağır ağır diktatörlere karşı tavrını değiştirecektir.
1938’Ierde propaganda oldukça etkili bir silahtı. Diktatörlerin yürüttükleri bu yoğun propaganda Batılı devletlerde kamuoylarının parçalanmasına yol açtı. Rejimin güvenliğine ve her şeyden çok önem veren S.S.C.B.’de ise polis baskısının şiddetlenmesi ve insan avının hızlanmasıyla sonuçlandı.
Sağcı diktatörler rakiplerini komünistlikle sulayıp bertaraf ederken, Stalin’de faşizm ve Troçkicilik damgasını kullanıyordu.
1935’ten beri nazilerin ele aldıkları en önemli iş ordunun yenileştirilmesi olmuştur.
Artık bir savaş halinde asker sayısı 13 milyona çıkartılabilecek durumdadır. Ordunun en ileri teknik ve donanım ile donatılması için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmaz. Ani ataklarla zafere gitmek Almanya’da yeni bir savaş yöntemi değildir ama, 1938’de bu yöntem mekanik savaşa yoğun bir hazırlık niteliğindedir. Alman ordusunun bol miktarda sahip olduğu modern makinelerle artık “yıldırım . savaşı” formülü uygun düşmektedir.
Hedef alınan ülkedeki iç dirençleri zayıflatmak için her yola başvurmadan tehlikeye atılmamak gerekiyor. Çok daha önceden yöntemli bir biçimde yürütülen pazarlan ele geçirme eylemi ideolojik planın gerçekleştirilmesini kolaylaştıracak olan askeri yayılmaya bir hazırlıktır. Tuna havzasının ele geçirilmesi çok uzun yılların ürünüdür.
İktisadi yayılma çabalan Güneye doğu Avrupa’ya dönüktür.
1939 başlarında artık devlet çarkı faşizmin ellerindedir. İtalyan kamuoyunu Balkan ve Orta Avrupa sorunlarından uzak tutmak amacıyla yoğun bir Fransız düşmanlığı kampanyasına girişilir.

ORTA AVRUPA DEVLETLERİNİN TEPKİSİ (1936-1939)
Alman iktisadi baskısı Orta Avrupa ülkelerinin siyasi ve diplomatik evrimleri üzerinde etkisiz kalamazdı.
1937’de İtalya ile Yugoslavya tarihi düşmanlıklarına son verdiler.
Polonya, Almanya’nın Danzig koridoruna ilişkin toprak isteklerinden ve Rusya’dan gelecek bir komünizm tehlikesinden korkmaktaydı. Orta Avrupa’nın en büyük devleti olan Polonya’da milli gururun canlılığı yöneticilerin tehlikeli bir siyaset izlemesine yol açtı. Hitler’in Ren bölgesini işgali, Fransa ile ilişkilerin kuvvetlenmesi gerektiğini ortaya koydu,
Hitler siyaseti en büyük direnmeyi Polonya hükümetinden görmüştür.
Avusturyalı nazilerin desteği Reich’ın bu ülkedeki etkinliğini kolaylaştırdı. Temmuz 1936’da Viyana ile Berlin arasında iyi ilişkilerin temelleri atıldı. Şansölye Schuschnigg bu yolla, manevi bir yakınlaşma ile Anschluss’tan kurtulmayı denedi. Ama Hitler’in niyeti belliydi.
Çekoslovakya’da 1933’teki Konrad Henlein’in kurduğu Südet Alman Partisi 1935 seçimlerinde Alman oylarının üçte ikisini kazandı.
Çekoslovakya bazı reformlar yapmaktan kaçınmadı. Almanlar, çeşitli partilere ayrıldıkları sürece bu reformlarla yetindiler. Hazırlanması 5 yılı alan Çek bunalımı, Avusturya’nın ilhakından hemen sonra diplomatik çalışmaların ağırlığını oluşturacaktır.


ANSCHLUSS’DAN DANZİG’E (MART 1938-EYLÜL 1939)

12 Şubat 1938’de Hitler Avusturya’ya Avusturyalı nazileri hükümete
alması, İçişleri ve Güvenlik bakanlığının verilmesi için bu ültimatom verdi. Şansölye Schuschnigg tehditlere boyun eğdi. Hitler Avusturya’nın bütünlüğünü garanti etti.
Tüm iktidar nazi bakan Seyss Inquart’ın elindeydi. 11 Mart’ta şansölye Schuschnigg evinde tutuklanarak yerini Seyss Inquart’a vermek zorunda bırakıldı, ama yurt dışına kaçmayı reddetti. Yeni şansölyenin çağrısı üzerine, 13 Mart’ta Alman birlikleri Avusturya topraklarına bir dostluk ziyaretinde bulundu. 14 Mart’ta Hitler Leinz’de Avusturya’nın Reich’a bağlandığını ilan etti.
Mussolini Anchluss’u onaylarken, İngiliz diplomasisi bir netice alamadı. Hemen arkasından Südetler sorunu Avrupa yapında ciddi bir gelişme gösterdi. Artık yalnızca Südet Almanları değil, Bohemya’daki altı bölgede oturan bütün Alman azınlıklar hak istemekteydi.
Liderleri Henlein giderek taleplerini artırdı. Özerklik istedi.
Bunalım milletlerarası bir nitelik kazandı; Fransa 1925’te S.S.C.B. ise 1935’te Çekoslovakya ile karşılıklı yardım antlaşmaları imzalamıştı. Arabulucuk denemelerini Almanlar baltaladı.
Durum büyük bir hızla gelişmiş. Fransız hükümeti verdiği sözlere ve anlaşmalara bağlı kalacağını bildirmişti. İngiltere içinde bulunulan durumun Avrupa’yı savaş tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığından söz etmekte idi.
Godesberg’e giden Chamberlain, bu defa Südet sorununun ardında Avrupa’da kuvvet gösterisi sorununun yattığını anlamıştı. Gerçekten de Hitler artık durmadan yeni yeni istekler ileri sürmekteydi.
Fransa 24 Eylül’den itibaren askeri tedbirler almaya başladı. 27 Eylül’- de Hitler, ertesi güne kadar isteklerinin yerine getirilmesi halinde genel seferberlik ilan edeceğini açıkladı. Aynı gece İngiliz donanması alarm durumuna geçirildi.
Führer, Daladier, Chamberlain ve Mussolini’yi dörtlü bir görüşme yapmak üzere Münih’e çağırdı.
Görüşme kısa sürdü ve Reich isteklerini elde etti.
Münih Konferansı savaş öncesi tarihinde çok önemli bir olaydır. Ülkelerine dönen Daladier ve Chamberlain büyük bir coşkunlukla karşılandılar.
Demokrasiler Çekoslovakya’yı harcayarak barışı kurtardıklarını zannettiler.
Churchil, “onursuzluk ve savaş arasında bir seçim yapmak zorunda idiler, onursuzluğu seçtiler, ama savaştan kurtulamayacaklar” diye haykırdı.
Fransa’nın milli birliğe en çok ihtiyacı olduğu dönemde Münih uzlaşması kamuoyunu ve siyasileri bölecekti.
Hitler zaferini sürdürüyordu. Askeri açıdan, Fransa’yı müttefiki Çekoslovakya’dan yoksun kılmış, Bohemya’yı parçalamıştı. Gelişmiş Joir sanayi bölgesinin ilhakı iktisadi bir zaferdir. Diplomasi açısından ise Almanya’nın Güneydoğu Avrupa’ya açılmasına kimse dur diyememişti. Orta Avrupa’nın Almanlaştırılma işi hızla yürümekteydi.
Hitler, Versay Antlaşması’yia çizilen Avrupa haritasını dilediği gibi yırtıp değiştirmişti. 1918’de yenik düşen ve birlikten yoksun oldukları için bir süre güçsüz kalan Almanlar artık “öç” alma zevkini tadabileceklerdi.
Hitler’in yayılma ve saldırı yöntemlerini ve demokrasilerin içinde bulundukları çıkmazı göstermesi açısından Çekoslovakya bunalımı önem kazanmıştı. Demokrasilerin bu çıkmazdan kurtulmak için silkineceklerini hesaplayan Hitler, bu defa barış önerilerinde bulunacaktır. Artık toprak
ve sınır sorunlarını çözümlemişti. İngiltere ile iyi komşuluk, Fransa ile güven antlaşması imzalar.
Gerçekte ise Fransız – Alman antlaşması yeni bunalımlara yol açarak barış için beslenen son umutları da yok edecekti.
Bundan sonra olaylar büyük bir hızla gelişti. Diktatörlerin gitgide artan cüretleri ve batı demokrasiyle Sovyet dünyası arasındaki uzlaşmazlık sadece bir sonuçtu. 1939 yılında barış iflas etmişti.
Parçalanan Çekoslovakya’dan Çek cumhuriyeti kendini feshedip Reich’a katıldı (Mart 1939). Arkasından azınlıkta olduğu Litvanya’nın Memel bölgesini talep etti.
Öte yandan Mussolini artık hareketsiz kalamayacak ve müttefikinin başarılarının kendisini gölgede bırakacağını sezecekti. 30 Kasım’da milletvekilleri Tunus ve Korsika’nın İtalya’ya verilmesini önerdiler.
İtalya’nın desteğiyle, Arnavutluk’un eski cumhurbaşkanı 1928’de Zogo I adıyla kral olmuştu. Zogo, milliyetçilerin karış çıkmalarına aldırmayarak ülkesini İtalya’nın gücüne teslim eden bir çok anlaşma imzalamış ve milliyetçilerin direncini kırmak isteyen Mussolini, birliklerini Arnavutluk’a çıkararak, birkaç gün içinde ülkeyi işgal etti. Nihayet kral kaçtı ve Vittorio Emanuele bir Arnavut delegasyonunun kendisine sunduğu tacı kabul etti. 1937.’de İtalya’ya yaklaşan Yugoslavya dostça tutumunu sürdürürken, diğer ülkeler telâşa kapıldı. Bu olaylar karşısında İngiltere Romanya ve Yunanistan’la anlaştı. Türkiye Fransa ve İngiltere’yle dayanışma antlaşması imzaladı. Buna cevap olarak Almanya ve İtalya askeri bir antlaşma {Çelik Paktı) imzaladılar.
Özellikle Fransa ve İngiltere.’nin Polonya konusundaki tutumu Reich’ın öfkelenmesine yol açıyordu. Mırler Polonya’ya Danzig sorununun sonuca bağlanması yolunda ılımlı bir çözüm yolu önerdi. 21 Mart’ta Polonya hükümeti öneriyi reddetti. İngiltere 31 Mart’ta, Fransa 13 Nisan’da Polonya sınırlarını garanti edeceklerini bir kere daha bildirdiler.
Fransız askeri temsilcileri Moskova’da Rusya ile karşılıklı bir savunma antlaşması imzalanmaya çalışırken, birden büyük bir diplomatik olay patlak verdi. 23 Ağustos’ta, Ribbentrop bir saldırmazlık antlaşması imzalamak amacıyla Sovyet başkentine gitmişti.
Dünya bu diplomatik devrim karşısında şaşkındı. Pakt Hitler’e, Batılı ülkelerin garantörlüklerinden çekinmeksizin
Polonya çıbanını kesip atma olanağını sağlamaktaydı. Stalin ise, bu pakt ile askeri hazırlıkları için gerekli zamanı kazanmakta ve bir çatışma durumunda ani bir atakla Bal- tık bölgelerini yeniden Rusya’ya katmayı hesaplamaktaydı. Bu pakt aynı zamanda Rusya’nın saf dışı bırakıldığı Münih uzlaşmasına da bir cevap gibidir.
Uzun zamandır can çekişmekte olan barışın artık sonu gelmişti.
1 Eylül’de Alman birlikleri Almanya-Polonya sınırını geçtiler. 3 Eylül günü İngiltere ve Fransa bir kaç saat arayla Almanya’ya savaş ilân edince dünya, yirmi yılda kısa bir umut döneminden sonra, bir büyük savaştan İkincisine atılacaktır.

Yorum yazın