Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Hakkında Bilgiler
Avusturya-Macaristan İmparatorluğuAvusturya İmparatorluğu ve Macaristan Krallığını 1867’den 1918’e kadar Habsburg sülalesinin başkam olan tek hükümdarın egemenliği altında birleştiren federal monarşi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Avusturya sülalesinin çeşitli alanlardaki başarısızlıkları sonucu ortaya çıktı. Avusturya sülalesi Avrupa’nın merkezinde 1815’ten başlayarak büyük bir güç haline gelmişti: Tuna vadisi doğrudan doğruya egemenliği altındaydı; Avusturya’nın ve Bohemya Krallığı’nın bağlı oldukları Germen Konfederasyonu’na başkanlık ediyordu; Lombardia-Venezia bölgelerini elde ettiği İtalya’da egemenliğini sürdürüyor ve kendileri de çoğunlukla Habsburglu prensler olan küçük İtalyan hükümdarlarının koruyuculuğunu yürütüyordu. Ne var ki, bu büyük birliğin hiçbir ulusal temeli yoktu; çeşitli topluluklar arasındaki tek bağ, yetkisini ordunun, polisin ve iyi düzenlenmiş bir bürokrasinin desteklediği imparatorun kişiliğiydi .

1809-1848 arasında imparatorluk şansölyesi olan Mettemich’in ortaya attığı hükümet sistemi tam mutlakiyet ve siyasal liberalizme karşı savaşım ilkeleri üstüne kurulmuştu. Gerçekten. Fransız devrimcilerine özenen XIX. yy. liberallerinin her biri ateşli birer ulusçuydular. Mutlakiyetçüik de, Avusturya sülalesinin birliğini koruyabilmesi ve varlığım sürdürebilmesi için zorunlu görünüyordu.
1848 devrimi Avusturya’nın yok olmasına neden olabilecek önemli bir bunalım yarattı. Çeşitli uluslar başkaldırarak önce siyasal özgürlüklerini, sonra da bağımsızlıklarını istediler. Ordu ayaklanmaları bastırdıysa da, Macaristan’da Rus ordusunun yardımı gerekti. 1850’de imparatorluk eski gücüne kavuşmuş gibiydi, ama bu yalnızca bir görünüştü. Sert polis rejiminin baskısı altında gelişmeler ağır ağır sürmekteydi. Nitekim, önce Fransa ve Piemonte’ye (1859), sonra da Prusya’ya (1866) yenilgiler birbirini izledi. Avusturya bu savaşlarda önce İtalya’yı, daha sonra da kendisine karşı birleşen Almanya’daki üstünlüğünü yitirdi. Bu başarısızlıklar siyasal örgütlenmenin dayanıksızlığını ortaya çıkarınca, İmparator Franz-joseph, siyasal rejimi değiştirmek, geri kalan ülke topraklarına ulusal ve anayasal bir yapı vermek karan aldı.

AVUSTURYA İMPARATORLUĞU
Hükümdar çeşitli çözüm yollan arasında uzun süre bocaladı; 1867’de kesin bir karara varmadan önce çeşitli yollan denedi. Bu kararsızlık- lannın nedeni, topraklan üstündeki uluslann ve ırklann büyük çeşitlilik göstermesi ve bunlan birbirinden ayırmadaki ya da birbirleriyle birleştirmedeki güçlüktü. Alpler’den Karpatlar’a, Polonya ovasından Adriya denizine kadar uzanan 600 000 km2’lik bir alanda şu topluluklar yaşamaktaydı: Avusturya’da Almanlar; Bohemya’da ve Moravya’da Çekler; Galiçya’da Slovaklar, PolonyalIlar; Bukovina eyaletinde ve Transüvanya Prensliği’nde Romen- ler; Macaristan’da Hırvatlar, Slo- venler, Macarlar; Taranto ve Trieste bölgelerinde Italyanlar. imparatorluk, birbirlerini çekemeyen, rakip uluslann bannağı haline gelmişti. Bununla birlikte, belli bir toplumsal birlik de yok değildi: Henüz pek sanayüeşmemiş olan ülke, krala bağh kozmopolit bir soylular sınıfının egemenliği altındaydı. Çok geniş topraklan bulunan soylular (sarayın, diplomasinin, ordunun ve Küise’nin önde gelen kişüeri bu sınıftan çıkardı), yasal ya da yasal ol
mayan önemli ayncalıklardan yararlanıyorlardı. Katolik Kilisesi’nin her yerde geniş olanaklan vardı ve halka, doğal koruyucusu saydığı imparatora boyun eğmeyi öğütlüyor- du. Aynca bütün imparatorluk topraklannda almanca ordu ve yönetim diliydi, bütün seçkinler de bu düi kullanıyorlardı.
AVUSTURYA—MACARİSTAN İMPARATORLUĞU
1867’de, imparator Franz-joseph’in bakanlan arasından bazıları, ülkede ne kadar ulus varsa o kadar eyalet içeren federal bir imparatorluk kurmak istiyor, bazıları da en güçlü iki ulus olan Almanlar ve Macarlar arasında, öbür ulusların zararına bir anlaşma yapılmasını ileri sürüyorlardı. Bu ikinci görüşü destekleyenlerin ağır basmasıyla kurulan ikili federal sistem, Avusturya-Macaristan imparatorluğu’nun doğmasına yol açtı. Birbirleriyle sürekli birlik oluşturacaklanm’ açıklayan iki devlet, birlik içinde bir toprak aynmı yapılmasına karar verdiler.
Gene her iki devlet, Habsburg sülalesinin hanedanlık kurallarına göre seçilen aynı hükümdara bağlı olacaklardı.
Diplomasiyle, ulusal savunmayla, mâliyeyle ilgili sorunlar iki ülkenin ortak sonınlan sayılıyor, yalnızca kendisine karşı sorumlu olan bakanların yardımcı olduğu imparator- kral tarafından yönetüiyordu. Viyana ve Budapeşte parlamentolanmn temsilcilerinden oluşan parlamento komisyonlanmn toplantılan, sırasıyla bu iki başkentte yapılıyor, söz konusu komisyonlar yalıuzca mali sorunlarla ilgileniyorlardı. İmparatorluk ve krallık hükümetleri, ikinci derecedeki ortak işler konusunda özel sözleşmelerle anlaşma sağlıyorlardı. Böylece, sürtüşmeleri önlemek ve imparator-krala elden gelen en yüksek yetkiyi vermek için, federal kuruluşların yetkileri sınırlandırılmıştı. Her iki devletin ayn anayasaları vardı. Avusturya imparatorluğu, 17 eyalete ayrılmıştı; her birinin başında hükümdar tarafından atanan bir vali ile seçimle işbaşına gelen bir siyasal meclis (diyet] vardı. Değişik dil konuşan her azınlık, öğretim ve yönetim konusunda kesin haklardan yararlanıyordu.
Merkezi Viyana’da bulunan Reichs tag (Parlamento) iki meclisten oluş maktaydı: Büyük soylu ailelerin baş kanlanndan oluşan Soylular Mecli si; önce yerel diyetler tarafında] sonra da genel oylamayla seçüeı Meclis.
İmparator, yürütme gücünü elinde tutuyor ve gerektiğinde yasa gücün de kararnameler çıkarabiliyordu Bütün Avusturya siyaseti, Almanların çok azınlıkta olmasından ötürü, çeşitli uluslar arasında dengi sağlamaya dayanıyor, bu yüzden de, özellikle yerli halkla eşit olma istemeyen Almanlarda genel bi hoşnutsuzluk uyandırıyordu. Kısacası, Alman merkeziyetçiliği, imparatorluk içindeki kararsız bir federalcilik ile çatışmaktaydı. Bu arada Almanlarla aralarında çok eskiye dayanan kesin bir uyuşmazlık bulunan Çekler, tarihsel haklarının timnmesını istemekteydiler. Ama kamu düzeni sağlam biçimde korunduğu için, bu tür uyuşmazlıklar imparatorluğu çökertecek kadar tehlike olmuyordu. Macaristan’da, kral yetkisi, hükümdar ailesinden seçile ve Budapeşte’de oturan bir gem vali tarafından temsil ediliyordu.

Ama genel valinin yetkisi bakanların Diyet Meclisi karşısında sorumlu olmaları nedeniyle, belli sınırlar içinde kalmaktaydı. Diyet Meclisi kalıtım yoluyla göreve gelen Soylular Meclisi-ile vergi ödeyerek seçime katılan Milletvekilleri Meclisi’nden oluştuğu için, ülkede azınhkta olan Macarlar, seçimle oluşan Meclis’te çoğunluktaydılar (Macar hükümetleri, özellikle seçkin kişüeri hedef alan sistemli bir macarlaştırma siyaseti peşindeydiler). Bu arada Hır- vatlar da iç özerklikten yararlanıyorlardı: Hırvatların eyaletinde özel bir Diyet Meclisi ile “ban” diye adlandırılan krallık hükümeti vardı; bu iki kurul, yerel işleri, çeşitli anlaşmazlıklara karşın birlikte yürütüyorlardı. Macarlar federasyon bakımından son derece bağımsızdılar. °/o 30’una katıldıkları ortak mali yükün dağılımı onlara bir üstünlük sağlamıştı; ama buna karşılık, macarcanın orduda kullamlmasım hiçbir zaman sağlayamadılar: Buna özellikle Franz-Joseph karşı çıkıyor ve Macarları, egemenliklerine zarar verebilecek kamu oylamasına gitmekle tehdit ediyordu.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dış siyaseti, iç sorunlarına sıkı sıkıya bağlıydı. Almanlar ve Macarlar, İslavlar üstündeki egemenliklerini koruyorlar ve aralarındaki farklılıklardan yararlanıyorlardı. Bu yüzden, Balkanlar’da bağımsız devletler kuran İslav uluslarına ve onların koruyuculuğunu yapan Rusya’ya karşı çıkmaktaydılar. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rusya arasında anlaşmazlığa neden olan en önemli konu, 1878’den sonra bağımsız yaşayan küçük İslav ülkesi Sırbistan’dı. Bu ülkenin Güney İslavlan, Hırvatlar ve Slovaklar için yavaş yavaş ilgi çekici bir bölge olmaya başlaması ve bir Sırp devleti (Yugoslavya) düşüncesi, XX. yy’ın başında Avusturya- Macaristan hükümeti için en büyük korku kaynağı oldu. Hükümet tehlikeyi savuşturabilmek için, 1878’den sonra.yönetimi altında olan ve halfanın bir bölümü Sırplardan oluşan Bosna-Hersek’i ilhak etti.
Arşidük Franz Ferdinand’ın ve birçok siyaset adamının amacı Avusturya ve Macaristan’ın yanında, Bohemya, Slovakya ve Hırvatistan’dan oluşan üçüncü bir devlet kurmaktı. Bu tasan Sırpları ürküttü ve 1914 Haziranında Arşidük Franz Ferdinand, Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürüldü. Bunun üstüne, Avusturya-Macaristan hükümeti, Sırbistan’ı ezmek ve ikili monarşi birliğini korumak için savaşın tek çözüm yolu olduğunu sandı.
Ama savaş sonunda, büyük bir zafer bekleyen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, yenilerek ortadan kalktı. Müttefik devletler(özellikle A.B.D.) giriştikleri savaşımı, tutsak ulusların özgürlük savaşına dönüştürdüler; onları bağımsızlıklarını kazanmaya ve istedikleri gibi örgütlenmeye çağırdılar. Askerî yenilgi ayaklanmaların çoğalmasına neden olurken, 1 Kasım 1918’de Macar hükümeti 1867 birliğini bozduğunu açıkladı. 15 gün sonra, gerek Budapeşte’de gerek Viyana’ da cumhuriyet ilan edilmesi, Avusturya ve Macaristan arasındaki son bağı da kopardı. Böylece Habsburg sülalesinin Tuna vadisinde dört yüzyıl boyunca sürdürdüğü egemenlik sona ermiş oldu.

Yorum yazın