Avrupada Modern Hayat ve Çağdaş Fikir Akımları

Avrupada Modern Hayat ve Çağdaş Fikir Akımları
Fransız-Alman savaşının bitiminde devletlerarası ilişkilerde yeni bir dönem açılacaktır. Liberalizm henüz gelişmesini tamamlamamış, ama şimdiden tehditlerle karşılaşmış, büyük ve küçük devletler arasındaki uzaklığı arttırmıştır. Şimdi büyük ülkeler arasında çetin rekabetler çağı başlamaktadır. Devletler ilke olarak serbest mübadelenin değerini reddetmeksizin, hiç değilse geçici bir tedbir olarak himayeciliğe dönmenin zorunlu olduğuna inanırlar. Her yerde sanayi medeniyetinin hâkimiyeti hissedilir. Bu yüzden devletlerin iç tarihlerinin ve birbirleriyle ilişkilerinin incelenmesinden önce, bu sanayinin yeni özelliklerini belirtmek gereklidir. Sanayi ve sermaye yoğunlaşması, aynı zamanda proletaryanın gelişmesine yararlı olmuş, milletlerarası gücü artmakta olan sosyalizme yol hazırlanmıştır.

I- Modern Hayat (1871-1914)
İnsanların yaşayışında devrim yapan XIX. yüzyıl buluşları arasında demiryolu başlıca yeri tutar. Bu, demiryolunun en parlak dönemidir. Demiryolları ağı ülkeler arasında sıklaşır, dünyanın yeni bölgelerine yayılır; güçlü bir ticaret, sömürgeleştirme ve uygarlık aracı olarak her yere girer. Çok yoğun nüfuslu bütün sanayi ülkeleri ağlarını giderek sıklaştırırlar. Kuşkusuz, Güney ve Doğu Avrupa’da demiryolu ağı yoğunluğu hâlâ düşüktür ama büyük hatlar, özellikle tarımla uğraşılan büyük bölgelere ulaşır ve canlı bir ürün mübadelesi için onları sanayi bölgelerine bağlar. Büyük ticaretin vazgeçilmez aracı haline gelen demiryolunda milli evrenin yerini kıta evresi alır.
Avrupa şehirleri, A.B.D.’de Atlantik ve Pasifik birbirine bağlanır. Güney Amerika, Hindistan, iktisadi kalkınmada her yer bu yeni teknikten istifade eder’. Kıta Afrikası dış dünyaya açılır.
Bu dönemde, deniz ulaşımı da birçok bakımdan değişmiştir. Buhar gücü yelkeni kesinlikle altetmiş gemiler, limanlar ve trafik çok gelişmiştir. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması önemli bir olaydı. Akdeniz, kanal sayesinde yeni bir üstünlüğe kavuştu. Panama Kanalı ’nın açılması (Açılış 1914) kararlaştırıldı. 1895’te Kiel kıstağı açıldı. Dünya gerçekten bir “Denizlerin birleşmesi”ne tanık olmaktaydı.

ÜRETİMİN YENİ ÖZELLİKLERİ
Yüzyılın ortasındaki sanayi devrimi, üretimde sürekli ve hızlı gelişmelere imkân vermişti. Kömür hâlâ İktisadî faaliyetin temeliydi; ancak, XX, yüzyılın başında hidrolik gücü ve petrolün ortaya çıkmasıyla tekelini kaybetmeye başladı. G.Thomas tekniği yüksek kaliteli çelik üretme imkânı sağladı. Metal her yerde kullanılır oldu. Ford A.B.D.’de seri üretimi uygulamıştı bile; o güne kadar imal edilen otomobil sayıcı 1900’de 8.000 iken, 1915’te 2.500.000’e yükseldi. Daha güçlü ve kusursuz bir avadanlıkla donatılan dokuma sanayii, pazara önemli ölçüde mamul madde dökebilirdi ve bunlara gerekli hammadde isteği yoğunlaştı. Büyük Britanya dokuma sanayiindeki üstünlüğünü korudu, ama marjı daraldı.
Büyük devletler arasındaki rekabetleri kışkırtan, gelişmekte olan emperyalizmleri en iyi destekleyen büyük sanayiler bunlardı. Ama daha birçok sanayi kolu ortaya çıktı ve işlenmiş ürünler yelpazesini genişletti.
Sanayinin gelişmesinin tarım üretiminin gelişmesi üzerine doğrudan doğruya etkisi vardı. Tarım üretimi, özellikle İngiltere gibi en çok sanayileşmiş ülkelerde birçok geleneksel sorunu halletti.
Avrupa, tarımı gelişirken, bir yandan da satış için silahlanıyordu. Çiftçinin tüketimini ya da yerel pazarın ihtiyacını karşılamaktan çok, büyük
ticareti, büyük sanayi kuruluşlarını beslemeye yöneltilmişti. Yeni ülkeler tarım çalışmasının yeni şartlarından ilk olarak yararlandılar. Avrupa tarımı, bütün yeni rakiplerin bir sonucu gibi görünen tehlikeli bir bunalıma girdi. Gelenekçi iktisatlarına bağlı eski ülkeler, önemini kavradıkları bir tehlikeyle mücadeleye hazırlandılar.
Avrupa önce, tarımının çıkarlarını savunmak için himayeciliğe dönme eğilimi gösterdi. İlk hareket Bismarck’tan geldi. Avrupa’da bir gümrük savaşı başladı. A.B.D. de katıldı. Böylece dünya, iktisadi emperyalizmin devletlerin siyasetinde giderek artan bir rol oynamaya Başladığı dönemde, çeşitli nedenlerle iktisadi milliyetçiliğe yöneldi.
Gelişmekte olan kapitalizm giderek daha çok yoğunlaşmaya yöneldi. 1873-1895 arası dünya korkunç bir iktisadi kriz yaşadı. 1895-1914 arasında ise hızlı kalkınma ve refah. Bankalar iktisadın bir çeşit yöneticisi haline geldiler. Üreticiler kartel, tröst vb şekilde güçbirliğine gittiler. Bu gibi gruplaşmalar devlete ne derecede bağımsızlık bıraktı?

II- Çağdaş fikir akımları
(1871-1914) YENİ TOPLUM VE MİLLETLERARASI SOSYALİZM

Üretimdeki gelişmeyi nüfustaki gelişme izledi: 1910’ da Avrupa’nın nüfusu 450 milyona, dünyanınki 1 milyar 150 milyona yükseldi. XVIII. yüzyıldan beri dünya nüfusu artmakla kalmamış, yıllık artış yüzdesi de hep yükselmişti. Ortalama ömür süresi, yoksul sınıfların maddî durumundaki düzelmeler sayesinde artmıştı. Aynı sürede kentleşme hızlandı, kent nüfusu ve yoğunluğu arttı.

Sınıflar, artık soylu doğmanın değil, yetenek ve servetin yarattığı hiyerarşileriyle devam ediyorlardı. Kalabalık bir küçük burjuvazi ve orta sınıf oluşmuştu. Bunlar demokratik dayanışma içindeydiler. Büyük burjuvazi ise “kapitalist hanedanla^” oluşturmuş, işçi haklarına karşı sert bir tutuculuk içine girmişti. Gruplaşmalar, patronlara bir güç hissi verdi. Oysa servetlerin yoğunlaşması, işçilerde, bu gücün birkaç kişinin elinde bulunduğu izlenimini giderek artırıyordu.
Köylüler giderek şehirlilere benziyordu. Köylü ve zanaatkâr nüfus azalırken işçiler hızla artıyordu. Sınıfa yön verenler çoğunlukla onlardı. Üretimin artmasından yararlanmışlardı. Fabrikada işçi hem dayanışma duygusunu, hem de topluluk zihniyetini kazanıyordu. Sosyalizmin gelişmesi, birbirini anlaması imkânsız olan ve her ikisi de sanayi rejimine biçimlendirilmiş iki zihniyetin çatışmasıyla mümkün oldu.
Marx’in eseri, özellikle 1870’den sonra etkisini göstermiş, milletlerarası sosyalizmin yayılmasına katkıda bulunmuştu.
Marksizm, Birinci Enternasyonal içinde şiddetli tenkitlere yol açtı. Bakunin anarşist görüşleriyle ona karşı çıktı. Marksizmle anarşizm şiddetle çatıştıkları sırada, Almanya ve Fransa’da Marx’in doktrininden hareket eden, ama bazı ilkelerini yumuşatan veya düzelten sosyalist hareket gelişmekteydi. Alman Bernstein yoğunlaşma Yasası’nı tenkit ediyor, Fransız Jean-Jaures hareketin gerektirdiği uzlaşma ve bütünlük ihtiyaçlarına uygun bir çözüm arıyordu. Sosyalizmin başarısında sendikal düşüncenin katkısı büyüktür. Bu düşünce devletlerde önce yasaları çiğneyerek yerleşmiş, sonra fiilen ve hukuken kendini kabul ettirmiştir. Bağımlı ya da bağımsız sendikalar her yerde sosyalist düşünceleri yaymaya giriştiler. İşçi sınıfının ötesinde pek çok memuru da saflarına çektiler.
Sosyalist partiler bundan yararlandı. Sadece olumsuz “isyan” düzleminde kalmaktan vazgeçtiler. Artık üyeleri sadece “ya hep, ya hiç”i kabul etmeye, “son mücadele”yi beklerken hareketsiz kalmaya hazır insanlar değildi. Asgarî reformlar istendi. Fransa’da Jaures, Belçika’da Vondervelde bunu yaptılar. İngiltere İşçi Partisi aynı fikri benimsedi. 1889’da İkinci Enternasyonal kuruldu. Böylece sosyalist partiler, hamlelerinin milletlerarası kapsamını gözden kaçırmaksızın parlamenter yollarla faaliyet göstermeyi ve her ülkede sosyal bir yasama kurulmasını kolaylaştırmayı kararlaştırdılar. İktisadî ve sosyal doktrinler, demokrasi zafere ulaşırken her kafaya yerleşmişti.
Bilimsel anlayışın sosyal anlayış kadar ve onunla aynı zamanda her yere girdiği, çağın inkâr edilmez bir özelliğidir. Demiryollarının ve posta ilişkilerinin gelişmesi, basının yaygınlaşması ve özgürleşmesi, fikirlerin mübadelesini, basılı eserlerin çoğalmasını kolaylaştırmıştı. Büyük buluşlar, yığınları eskisinden çok ilgilendiriyordu, çünkü halk bu buluşları, sonuçlarını anlaşılacak bir dilde yazan kitaplar sayesinde öğreniyor ve pratik alanda uygulanmalarını bekliyordu. Bilim, hükümetlerin, özellikle bilimin yol açtığı tekniklere yabancı kalamayacakları için açtıkları araştırma merkezlerine kavuştu. En büyük ilerlemeyi matematik yaptı. Bu dönemde Einstein, pierre ve Marie curıe fizikte devrim yarattılar. Bilim dalları birbirine yaklaşmaya birbirini tanamlamaya başladı. Gramme, Branly, Marconi, Faraday, Hertz gibi bu kuşak bilgin teknolojide devrim yarattı. Darwin Evrim nazariyesiyle düşünceyi altüst etti. Filozoflar, olayların kesin ve nesnel bilgisini hedef alan bir “deneysel psikoloji” yaratmak istediler. Bilim’anlayışı tarihi de etkiledi ve bu alanda öylesine araştırmalara yol açtı ki, XIX. yüzyıla “tarih yüzyılı” adı verildi. Sosyoloji, evrim düşüncesi üzerine kurulurken tarihî verilerden yararlandı. Brunetiere, evrim felsefesinden hareket ederek edebî türlerin evrimini tanımladı. Bununla birlikte 1880 yıllarına doğru, özellikle bir çeşit bilimsellik dini yaratmakla sonuçlanan bilim tutkusu yerini giderek kaygıya bırakmaktaydı. Avrupa düşüncesinde çok geçmeden yeni bir manevî akım ortaya çıkacak. Nietzsche Almanya’ya “felsefe yapmak” zevkini yeniden kazandırırken, Bergson, Fransa’da entelektüelliğe isyan edecekti. Mekanizm ve materyalizm bilimsel bile olsa bir çağın tek sonuçlan olamazdı, başka açıklamalara de yer olmalıydı.
Romantizme sonradan natüralizm adını alacak gerçekçilik karşı çıkmış, 1860- 1890 yıllarında özellikle Zola, Maupassant ve Goncourt kardeşlerin romanlarıyla başarıya ulaşmıştır. 1900 yıllarına doğru “şiir kuşağı”nın uyanışı görülür. Akım, Baudelaire ile başlar, Verlaine, Rimbaud ve Maller- md ile gelişir, ama Peguy’i de, Claudel’i de, Maeterlinck’i de uzun süre
tatmin etmeyecektir. Gerçeküstücülük, sembolizmin bozulmuş bir biçimi olarak ortaya çıkar; roman, France, Bourget, Barrés ve Loti ile parlaklığını devam ettirir. 1900 yıllarının parlak ve kaygısız uygarlığı içinde, Norveçli lbsen’den Rheinlandlı Stefan George’a ve İngiliz Oscar Wilde ile Bernard Shaw’a kadar bütün AvrupalI düşünürler yeni bir çağın öncü belirtilerini araştırırlar. Sanatların dayanışması edebiyat ve resimde ortak akımlarla açığa vurulmuştur. Gerçekçilik de natüralizm gibi bir doktrindir. İzlenimciler gerçekçiliğe yanaşamadılar. Onları ilgilendiren konu değil teknikti. Manet, Monet bu akımı temsil eder, cezanne karşı çıkar. Van Gogh gibi bir dâhi yetişir. Picasso ve Brague gibi kübistler resme entelektüelliği getirirler. Mimarî ve (Rodin hariç) heykel zayıf kalır. Müzik, Wagner’in getirdiği teknik ilerlemelerden yararlanmış, ama Bizet, Massenet ve Charpentier ile halk «sininde bir gençleşme aramıştı.
Şaşırtıcı fikir ve sanat gelişmesi, her yerde ilgi çekiciliğini içinde bulunduğu geçiş döneminden alır. 1900 dönemi şenliğinde, sıradan kişilerin seçemediği, ama bilginin sezebildiği, sanatçının hissedebildiği o çağdaş dünyanın kaygısı biraz fark edilir. Mutlu bir dönem henüz sona ermeden, dünyanın tedirginliği belirmeye başlamıştır.

Yorum yazın