Avrupa’da Liberalizm (1830-1840)

Avrupa’da Liberalizm (1830-1840)

Fransa’da 1830 devrimi ve İngiltere’de ilk seçim reformu, Avrupa tarihinde yeni bir dönem açtı. Kuşkusuz, liberalizm her yerde özgürlüğü sağlayamamıştı. Gene de gelecek, liberalizmindi; çünkü her yerde İktisadî ve sosyal değişimler ve düşüncenin evrimi liberalizme, burjuvazinin desteğini kazandırıyor, halk, hükümetleri yeni bir toplumun isteklerine ve ihtiyaçlarına cevap vermeğe zorlamak için onunla işbirliği yapmağa hazırlanıyordu. Ama 1840’ta bunun gerçekleşmesini beklerken monarşi hâlâ çok güçlüydü.

SERBEST MÜBADELE YOLUNDA İNGİLTERE (1832-1846)
1837’de on altı yaşında Victoria Kraliçe oldu. İktisadi durum kötüydü. İşsizlik ve düşük ücretler işçiyi bunaltmıştı.
Sosyaist hareket yayılışı sınırlı olmakla birlikte, yeni bir zihniyetin doğuşunu haber veriyordu. Robert Owen ilk üretim kooperatifi, işçi derneği fikrini yayıyordu. Owen başaramadı ama bu, işçilerde dayanışma anlayışını uyandırdı. İngiltere’de siyasî reformculuğu çartizmk üstüne almağa kalkıştı, ama başaramadı, sadece büyük sanayi çağı başında, ilk kitle hareketi gibi görünen ve Marx’in gözlemlediği geniş bir akım oluşturdu.
Aslında, 1832 reformu ertesinde tngiltere’de oluşan değişiklikler sadece İktisadî alandaydı. Bunların sonuçları büyük oldu. Makineleşme sanayide patlama yarattı. Himayecilik artık gelişmeyi frenler olmuştu. “Adam Smith ve Ricardo’nun nazariyelerinin vârisi” olarak, yeni çağların İncilini “serbest mübadele, iktisat, evrensel barış” ilkelerinde ortaya koyacak olan Manchester okulu oluştu. Bu yeni eğilime bir sözcü gerekiyordu. Bu Richard Cobden adlı bir imalâtçı oldu. Modern bir propaganda ile serbest mübadele fikri yayıldı. Robert Peel’in bu fikirleri sonradan benimsemesi başarıda önemli rol oynadı. Tarımın yerine sanayi desteklendi. İşçi de bu gelişmeyi destekledi. İşçi ile patron arasındaki bu dayanışma, İngiliz işçisini uzun süre sınıf mücadelesi anlayışından uzak tutacak, onu, siyasî hakları devrimci yollardan elde etme yolundan çevirecektir.

FRANSA’DA ORTA YOL SİYASETİ (1830-1832)
Fransa’da sorunlar hayli farklıydı ve siyasette bu hesaplı ataklıklar görülmüyordu. Orleans Dükü Kral ilan edildi ve yasama hakkını parlamento ile paylaştı. Böylece başlıca özelliği sorumlu bakanlar hükümeti olan parlamento rejimi Fransız tarihine giriyordu. Burjuvazi, soylu sınıfın yerini kesinlikle alabilecek güçte olduğunu anladı. Louis-Philippe kendisinden ne beklendiğini çok iyi bilmekteydi. XVIII. yüzyıl filozoflarının, özellikle Rousseau’nun ilkelerine göre eğitilmiş, liberalizm ortamı içinde yetişmişti. Louis-Philippe, otoriter kişiliğini uzun süre sakladı ve monarşinin gUcüniin artmasını sağladı.
Gerçekte, birbiriyle boy ölçüşebilecek nitelikte iki siyaset vardı: Reformcular ve muhafazakârlar. Reformcu Laffitte Başbakan oldu ama belli bir programı yoktu. Şikâyetler, gösteriler arttı. Rejim, bir bakıma ayaklanmayı kışkırtmıştı. Şimdi, ona güvenen burjuvaziyi yatıştırmak için devrimin ezilmesi gerekiyordu. Demokratik gelişme çok önemliydi. Yeni siyasî dernekler yayılıyordu. Ne basın davaları,ne de polis komiserlerinin toplantıları dağıtması gibi, 1831-1833 arasında sık sık başvurulan usuller, cumhuriyetçi propagandayı alt edememişti. Grevler patlak verdi (1833).
Paris’te 5-6 Haziran 1832’de muhalif general Lomarque’in cenaze töreni sırasında cumhuriyetçilerin yaptığı gösteride millî muhafızlarla halk arasında kanlı çarpışmalar çıktı. O gün kızıl bayrak, tarihe sosyal devrim sembolü olarak girdi. 9-13 Nisan arasında cumhuriyetçiler ayaklandılar. Paris’te bastırma hareketi çok kanlı oldu. Cumhuriyetçilerin eylemleri ancak, büyük burjuva ile kurtarıcısı kralın birbirlerine daha iyi kenetlenmesine yol açmıştı. Ayrıca, kralın uzun süredir aradığı parlamentoya hâkim olma imkânları sağlıyordu.

DİĞER AVRUPA ÜLKELERİ VE LİBERALİZM (1830-1840)
1830 devriminden sonra Avrupa’da iki ayrı güç grubu ortaya,çıkıyordu: Avusturya, Prusya ve Rusya’nın, kutsal ittifak anlayışına sadık kalmış mutlakiyetçi monarşileri ve Fransa ile İngiltere’nin, ülkelerinin iç gelişmesinin birbirine yaklaştırdığı meşruti monarşileri. Kuşkusuz Fransa ile İngiltere arasındaki anlaşma ne kusursuz oldu, ne de uzun ömürlü. Ne var ki liberalizmin 1830’dan sonra Avrupa’da kazandığı ilk zafer, iki meşruti monarşinin anlaşması sayesinde gerçekleşti.
Tarımcı Belçika tüccar Hollandalılarla birlikte yaşamaktan memnun değildi. 1830’da meşruti monarşi ve bağımsızlık ilan etti. Çar ve Prusya zor kullanmayı düşünürken İngiltere ve Fransa seçimle gelen bu kongrenin kararını destekledi.
Neticede uluslararası bir konferans bu yeni devletin sınırlarını belirledi. Krallığa Leopold I seçildi. Aynı dönemde Iber Yarımadası da meşruti rejim yararına sonuçlanan veraset savaşlarıyle çalkalanmaktaydı. Benzer bir olay İspanya ve Portekiz’de yaşandı. Aile içi taht kavgasında Fransa ve İngiltere liberal kraliçe adaylarını mutlakiyetçi ülkeler kral adaylarını destekledi. Almanya ve İtalya’da milliyetçi liberaller Metterhich ile mücadele zorunda kaldı. Prusya’da milli birlik iktisadi ihtiyaçlarla, özellikle gümrük birliğiyle başladı. İtalya’da ise ayaklanmalar bastırıldı.
1815’te kurulan Polonya krallığı halkı tatmin etmedi. Ayaklanma sonunda bir diğer Romanov hâkimiyetinin sonunu ilan etti (1831). Rus ordusu bu hareketi bastırdı.

Yorum yazın