Avrupa’da Devrimler

Avrupa’da Devrimler

Avrupa’da 1848 devrimleri uyanan halkların umut ve karşı çıkış hareketlerinden doğdu. Bu hareketler, hanedanların yararına uygun sınırlar çizen 1815 anlaşmalarına; Orta ve Doğu Avrupa’da hâkim olan soylulara, Batı Avrupa’da işçi kitlelerini makineleşmenin ve kapitalizmin kölesi yapan sanayi sistemine karşıydı.

AVRUPA’DA DEVRİMLERİN BAŞARISI (1848)
Başlangıçta, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde devrimler aynı başarıları sağlamıştı. Palermo’da, Napoli’de Torino’da başarılar elde edildi. Carlo Alberto, Leopold II ve Pius IX kendi ülkelerinde meşrutiyet düzenini kabul ettiler. Özgürlükçü hareket, her tarafta Avusturya’ya karşı milli hareketleri destekliyordu. Hareketin başını mistik milliyetçi Carlo Alberto çekiyordu. Fakat hükümdarlar anlaşamadı.
Avusturya hareketi kanlı bir biçimde ezdi. Ama İtalyan milliyetçiliği doğmuştu. Viyana’da devrim 13 Mayıs’ta patlak verdi. Olayın öncülüğünü liberaller değil öğrenciler ve köylüler yapıyordu. İktisadi zorluklar olayları doğuran en etkili sebepti.
Metternich kaçmak zorunda kaldı. Macarların temsil edilmediği bir kurucu meclis toplandı. Macaristan’da reformcu bir diyet toplandı. Burjuva sınıf geniş şekilde bu diyette temsil ediliyordu. Ancak Macaristan belli bir özgürlük elde ederken ülkede Macar olmayan halklar da kendi özgürlüklerini istiyordu.
Alman devrimleri bu tarihte başarılı olmakta devam ediyordu, fakat zayıf noktaları çoktan açığa çıkmıştı. Halka anayasa, reform vaadediliyordu. Prusya kralı genel oyla seçilecek bir meclis ilan etti. Frankfurt’ta toplanan meclis sadece aydınları ve burjuvaziyi temsil ediyordu. Bu meclisin temsil ettiği Almanya’nın sınırları belirlenmemişti. İslav ve Macar unsurlarıyla birlikte, Avusturya’yı içine alacak bir Büyük Almanya taraftarlarıyla, ancak parçalarından ayrılmış bir Avusturya kabul eden Küçük Almanya taraftarlarının anlaşması kolay değildi. Sonunda görüşlerini kabul ettiren Küçük Almanya taraftarları, tacı Prusya kralına teklif ettiler.
Ekim 1848’de Friedrich Wilhelm IV Prusya Millet Meclisi’ni dağıttı.
Devrim ve birlikçi hareket başarısızlığa uğramıştı.

FRANSA’DA PROLETARYA ATILIMI VE EZİLİŞİ (1848)
Bir yıldan beri Fransa’da devrimden sık sık söz ediliyor, ama kimse onun sınırlarını çizemiyordu. 22 Şu- bat’ta Paris’te büyük bir gösterici kalabalığı toplandı.
Guizot istifa ederek göstericileri durdurabileceğini zannetti. Asker ateş açınca sokak çarpışmaları başladı. Harekete şimdi cumhuriyetçiler hâkimdi.
Kral çekildi ve Orléans düşesi torununun naibliğine getirildi. Devrim şaşırtıcı bir hızla gerçekleşmiş, kendini güçlü gören ve güçlülüğüne inanılan bir rejimi devirmeyi başarmıştı. Devrim halkın ayaklanmasıyla gerçekleşmişti, fakat geçici hükümette çoğunlukta olan cumhuriyetçiler, bu defa burjuva sınıfını korumak zorunluğu ile karşı karşıya kaldılar. Halk, 1830’da olduğu gibi kazandığı zaferin sonuçsuz kalmasını önlemek düşüncesiyle, hareketi izleyen günlerde silahım elden bırakmadı.
Temmuz monarşisi döneminde muhalefetin başlıca isteği olan oy hakkı bir kararnameyle tespit edildi.
21 yaşını geçmiş erkeklere seçme, 25 yaşını bitirenlere seçilme hakkı tanındı. Böylece ansızın ortaya çıkan seçmen sayısı 9 milyonu aşıyordu, bu kitlenin büyük çoğunluğu okur-yazar değildi ve sorumluluğa hazırlanacak zaman bulamadan kurucu meclis üyelerini seçmek için sandık başına gidecekti. Cumhuriyetçiler artık, muhalefetteyken savundukları bu ilkenin esiri durumundaydılar.
Yapılan sosyal reformlar karışıktı. Burjuva sınıfından ve devrimci liderlerden korkuluyordu. “Çalışma hakkı” göstericilerle elde edildi: İşçi birdenbire günün kahramanı olduğu duygusuna kapılmıştı. Seçim sorunu konusunda ılımlı cumhuriyetçilerle sosyalistler ayrılıyordu. Ilımlı cumhuriyetçiler, Paris halkının Şubat zaferinin, tüm Fransa’da acele bir seçimle yasallaştırılmasını istiyordu.
23 Nisan’da yönetim merkezlerinde bütün Fransızlar sandık başına gitti. 900 milletvekilinden 800’ü cumhuriyetçiydi, fakat bunların arasında 350’si “eski cumhuriyetçiler”, 300’ü biraz kararsız olan “seçim cumhuriyetçileri” idi. Büyük çoğunluk (676 milletvekili) taşra temsilcisiydi. Seçim sonucunda kır burjuvası, Paris işçisinin sosyalist iddialarına karşı cumhuriyetin yanında yer almıştı.
Yeni gösteriler patlak verdi. Paris isyanını hiçbir parti desteklemiyordu. Yılgınlık içindeki-işsizler umutsuz bir davranış içine girmiş, aynı zamanda toplumcu hedefini kestiremedikleri tehlikeye karşı barikatlar kurmağa başlamıştı. Hareket acımasız şekilde ezildi. Baskı tedbirleri alındı. Ama bu durum daha sonra tepkilere yol açacaktı.
Böylece devrimciler Avrupa’da, parlak ama kısa ömürlü başarılar kazandılar. Aynı sınırlar içinde veya çeşitli ülkelerde, dağınık bir düzenle çalışmışlar, bununla birliktte 1848’de merkezi Paris olan milletlerarası bir hareketin doğmasına yol açmışlardı.

AVRUPA’DA DEVRİMLERİN BAŞARISIZLIĞI (1848-1851)
Cumhuriyet, önce Manin tarafından Venedik’te (13 Ağustos 1848), sonra Roma’da (9 Şubat 1849), nihayet Floransa’da (18 Şubat) kuruldu. En ciddi olaylar Roma’da meydana geldi. Pius IX kılık değiştirerek Napoli Krallığı’nda Gaete’ye kaçtı, Şubat ayında hazırlanan bir anayasayla Roma Cumhuriyeti’nin yönetimi, Mazzini’nin hâkim olduğu bir triumvirliğe verildi. Carlo Alberto 12 Mart’ta, Macaristan’daki ayaklanmadan yararlanmayı umarak Avusturya’ya yeniden savaş açtı.
Piemoute yenildi. Aynı akşam Vittorio Emanuele tahta çıkttı. O tarihten sonra tepki hareketi doludizgin yayıldı. Cumhuriyetler birbiri ardından düştü. İtalyan devrimi, tepkici devletlerin, birlikçi ideolojiyi tutmayan köylülerin ve çıkarlarına dokunulan burjuvazinin kayıtsızlığı içinde başarısızlığa uğramıştı. Viyana’da direniş uzun sürdü. Windischgraetz şehri ele geçirdi, sıkıyönetim ilan etti, ilk işi parlamentoyu Moravya’ya sürgün etmek oldu, sora imparatoru tahttan feragat etmeğe zorlayarak, yerine 18 yaşında bir delikanlının, hiçbir liberal vaatte bulunmamış olan Fransız Joseph’in geçmesini sağladı (2 Aralık 1848). 7 Mart 1849’da “düzeni bulandırmakla” suçlanan parlamentonun dağıtıldığı bildirildi.
Ne var ki Macaristan’da devrim uzadı, yeniden büyüdü ve ancak Rus ordusunun yardımıyla bastırılabildi. 13 Macar generali asıldı, meşruiyetçi Batthyani ölüme mahkûm edildi, Kos- suth, Osmanlı topraklarına kaçmayı başardı. Bu süre-içinde Schwarzenberg, 4 Mart merkeziyetçi anayasasıyla diktatörlüğünü (1849-1852) sağlamlaştırdı. Ama baskı, rejimi hedefine ulaşamadı.
Schwarzenberg 1852’de ölürken, Alman konfederasyonu yeniden kurulmuş ve Almanya’yı birleştirmeyi ümit etmiş olan Prusya boyun eğmek zorunda kalmıştı.

Başlangıçta genel ortak noktaları olan (halkların prenslerin tepkisine karşı protestosu ve sosyal gelişme umutları) bu 1848 devrimleri, gelişimleri o güne kadar birbirlerinden o kadar farklı ülkelerde olmuşlardı ki, bir- birerine benzeyemezlerdi.
Biz burada bu olayların üç görünüşüne dikkati çekeceğiz: Cömertik ve kardeşlik ideali; kavga içinde, bencillik ve çıkarların yan yana olması; daha sonraki kuşaklara aktarılan kin ve savaşların doğurucusu milliyetçilik hareketlerinin taşkınlığı.

FRANSA’DA İKİNCİ CUMHURİYETİN CAN ÇEKİŞMESİ (1848-1851)
Prens Louis-Napolyon 10 Aralık 1848 seçimlerinde büyük bir başarı kazandı. Ondan sonra kamuoyunu etkilemek için çeşitli yollara başvuruldu. Bonapartçı basın eyleme geçerek tutucuları, hayal kırıklığına uğramış olanları, sağlıklı düşünceleri etkilemeğe, Napolyon efsanesi ve anılarını kullanmağa çalıştı.
Oylama arifesinde Louis-Napolyon, sosyal cumhuriyetin başarısızlığından hayal kırıklığına uğrayan ve kendisinin iyi niyetli “sosyaIizm”ine güvenen işçilerin amcasının kültüne bağlı köylülerin, düzen isteyen burjuvaların, din adamlarının, ordunun oylarına güvenebilirdi. Hepsine vaatlerde bulunmuştu. Siyasi bakımdan tutucular, ortaya monarşi yanlısı bir aday çıkaramadıkları için, düzenin korunmasını sağlamak amacıyla Louis-Napolyon’u tuttular.
Cumhurbaşkanı sağcı bir kabine kurdu, fikir suçlarının kovuşturulması hızlandırıldı. Cumhuriyet, düşmanlarının koruyuculuğuna bırakılmıştı. Onlar cumhuriyete son vermeyi değil sadece onu etkisiz ve anlamsız kılmayı tasarladılar.
Meclis artık, Louis-Napolyon’un, şahsi siyasetini, hiç acele etmeden, ama etkili bir sebatla geliştirmesini sağlayacak kadar itibarım kaybetmişti. Hükümet darbesinin hazırlayıcıları komuta mevkilerine ya da başkanın çevresine yerleştiler. Bununla birlikte meclis, zayıflamasına yol açan antidemokratik önyargılarından vazgeçmiyordu. 2 Aralık 1851 ’de şaşırtıcı olay gerçekleşti. Her şey inceden inceye düzenlenmişti. Gece Elysee’de balo verildi. Sabah, asılan ilanlar meclisin dağıtıldığını bildiriyordu. Paris halkı hiçbir tepki göstermedi. Protestoya kalkışan milletvekilleri tutuklandılar.
Muhalefet ve mukavemet ezildi. 20 Aralık plebisitinin sonuçları belli olunca (7.439.000 evet, 646.000 hayır, 1.500.0 oy kullanmayan) zaferin tadı çıkarıldı. Cumhurbaşkanı plebisite iktidarının kanuni temeli gözüyle bakıyor, bu bakımdan Napoylon’un geleneğini izliyordu.

Yorum yazın