Avrupa Krallıklarında Reformlar Çağı

Avrupa Krallıklarında Reformlar Çağı

1848’den sonra, Avrupa’daki devrimci güçlere karşı zaferi iki devlet temsil ediyordu: Bu güçleri hem kendi ülkesinde, hem İtalya ve Almanya’da yenen Avusturya; ülkesine sıçramasına engel olup, üstelik Macaristan’da ezilmesine yardım eden Rusya. Ama Viyana’daki mutlakiyetçilik ve Petersburg’daki otokrasi, hareket halindeki Avrupa’nın ortasında değişmeden kalamazdı. Dış güçlükler, Avusturya’da Anayasa rejiminin ve yeni bir siyasi statünün kurulmasına; Rusya’da ise bir çeşit aydın despotluğa yol açtı. Ama her iki ülkede de reformlar muhalefeti yatıştırmadı ve otoriter uygulamalar, yapıcı siyasetin yerini tutmaya devam etti.

1- AVUSTURYA- MACARİSTAN İKİLİ ANTLAŞMA (1852-1867)
Monarşinin zaferine rağmen Avusturya devrimden değişerek çıkmış, özellikle soyluların hâkimiyeti zarar görmüştü. Vergi eşitsizliği, derebeylik hakları ve eyaletlerin soylular tarafından yönetilmesi artık yeniden sağlanamadı. Ülkeyi yönetmek için karmaşık ama güçlü bir idare, disiplinli bir ordu vardı. Liberal ve milli devrimlere karşı kilise ile monarşi arasında doğal bir birlik kuruldu.
İçişleri Bakanı Bach, eyaletlerin özgürlüklerine ve yerel diyetlere karşıydı ve Viyana’nın merkeziyetçiliğini daha da sağlamlaştırdı. Ülkeyi güçlü bir polisle yönetti, basını sıkıca denetledi. Yerini alan Brück zamanında Avusturya modern gereçlerle donatıldı, ulaşım olanakları çoğaltıldı ve bu sayede ticaret gelişti. Eskisinden daha ılımlı bir himayecilik benimsendi ve bankalar kuruldu. Reform gereği kabul edildi. Ama ne yönde? Hükümetin önünde iki eylem ilkesi vardı. Merkeziyetçilik taraftarları, kendilerini, “monarşinin bütünlüğünün” savunucusu sayıyorlardı. Bu, “soylulara rağmen liberal reformlar yapmak; din adamlarına rağmen layık bir rejim kurmak” için, güçlü bir merkezi hükümete ihtiyaç duyan şehirler ve sanayi bölgeleri partisiydi. “Federalistler” ise, merkezden bağımsız bir milli hükümet kurma umudu besleyecek kadar güçlü milletlerin üyeleriydi: Macarlar, Çekler, PolonyalIlar, Hırvatlar ve Slovenler… Franz Joseph’in bu iki eğilimden birini seçmesi gerekiyordu, ama o, bu seçimi yapamadı, sadece birtakım yenilikler yapmak zorunda kaldı.
1859- 1878 arası asıl sorun Almanya-Avusturya rekabeti olmuştur. Avusturya, Almanlar’ın Prusya’ya yönelmesini önlemek için, Anaya- sa’ya bağlı bir monarşi biçimini seçti; merkeziyetçiliğine liberalizm adını verdi. Ama federalist sistem, Alman olmayan milletlerce reddedildi. 1849’dan beri baskı altında tutulan milletler, davalarına bağlı kalmışlardı. Bohemya’da baskı, manevî birliği yeniden yarattı. Ilımlılar ve radikaller kavgalarından vazgeçtiler. Hırvatistan’da, Italyan birliğinin kurulması bir örnek oldu.

İKİLİ ANTLAŞMANIN SONUÇLARI (1867-1878)
Beust iktidara geldiğinde sadece Macarlar’m gücünden çekiniyordu. Macarlar, Almanlar gibi, azınlıkların isteklerine karşı çıkan bir çoğunluk milletiydi. Beust ve Macarlar slavlar’a karşı anlaştılar.
Franz-Joseph, 1867’deyeni Anayasa’yı onayladı, ertesi yıl da ülkenin adının, “Avusturya-Macaristan İmparatorluğu” olmasını buyurdu, iki devletin ayrı parlamentoları ve ayrı kabineleri, ayrı başkentleri vardı. Ortak işleri, üç ortak bakanlık (Dışişleri, Savaş ve Maliye) ile ortak harcamalar konusunda kararlar alacak olan temsilciler, (Her parlamentodan 60 kişi) tarafından yürütülecekti.
Ülke bütünlüğü hâlâ tehlikedeydi. Hırvatistan en tehlikeli eyaletti.
1868’de Hırvatlar’la, Avusturya- Macaristan uzlaşmasını andıran bir uzlaşma imzalandı. Ama bu Macar baskısına son vermedi.

II- RUSYA ÇAR ALEKSANDR II VE REFORMLAR (1855-1864)
Kırım Savaşı yenilgileri Rusya için bir yıkım olmuştur. Her şeyden önce bu yenilgi yönetimin zayıf yönlerini açığa vuruyordu. Bu sırada Aleksandr II (1855-1881) babasının yerine tahta çıktı. Rusya’da sınıflar Orta Avrupa’- dakinden daha belirli ve kesinlikle birbirine zıttı. Soylu sınıf zenginlik ve nüfuzuyla ülkeye hâkimdi. Unvanları babadan oğula geçen soylular, toprakların 9/10’una sahiptiler. Köylü kitlesi, yani Ruslar’ın yüzde 90’ı onların malıydı. Kölelikten çıkar sağlayan soylu sınıf ile onun ezdiği köylü arasında ne din adamları sınıfı ne de burjuvazi güçlü birer özgürlük öğesiydi.
Böyle olunca, sosyal sorunlara çözüm ancak yukarıdan gelebilirdi. Aleksandr II kısa zamanda bir kurtarıcı haline geldi. Çar soylulara dokunmadan bir takım kölelere özgürlük tanıdı. Soylular toprakları boşaltmak istemedi. Çar tereddüt ediyordu. Reform yanlıları, aralarında bölünmüştü. Slavlığa önem verenler, Rus geçmişiyle ilişkilerin koparılmasını diliyorlardı. Milliyetçiler ve demokratlar otokrasiyi, “Sosyal bir monarşi’- ’haline getirerek desteklemek istiyorlardı. “Batıcı”larsa, Batı Avrupa’nın meşrutî ya da parlamenter ülkeleriyle ilişkilerinden etkilenmişlerdi. Aleksandr’ın en büyük başarısı soyluları kazanması oldu.
Anlaşma formüllerini bulmak ve soylularla köylüler arasında yeni sözleşmeler hazırlamak için hakemler seçilmişti. Reform güç uygulandı ve birkaç kanlı çatışmaya yol açtı. Soyluların kayıpları fazla değildi, onlar ödemelerin nakit parayla değil, bonolarla yapılmasından yakındılar. Köylülerin hoşnutsuzluğu, daha büyüktü. Gerçekte köylü, değişiklikten, birçok reformcunun umut ettiğinden daha az yararlanmıştı. Özgürleşmişti ama acılarıyla başbaşa bırakılmıştı.
Ayrıca belediye ve adliye konusunda da reformları denendi:
Henüz kazanmayı başaramadıkları bir kamuoyu geliştiği sırada hükümet, köklü reformlarından hâlâ çekiniyordu.

SİYASİ BİLİNCİN DOĞUŞU VE NİHİLİZM (1860-1880)
“1860 yılları” Rusya’da büyük önem taşıyan, ülkede siyasi bilincin uyandığı yıllardır. Bu yıllarda liberalizm belirsiz bir emel olmaktan çıkarak, kesin hak isteklerinin bilincinde bir grup yaratmıştır. Liberalizm 1861 reformlarının iflâsa sürüklediği küçük soyluların çoğunu kendi safına çekti.
Devrim, köylülerin yoksul, devrimcilerin kararlı olduğu bir toplumda, yıllarca için için kaynadıktan sonra bir olay üzerine patlak verdi: Soylu ve tepkici beyazlar halka, yoksul küçük soylu kızıllardan daha
Devrimci düşünce bu sonuncular arasında yayıldı. 1859-1860’ta subaylarla öğrenciler bir gösteri yaptılar. Çar şiddete başvurdu. Ayaklanma 1863’te apansızın, öğrencilerin, gözetimden kaçarak ormanlara sığınmasıyla patlak verdi; bu sırada gizli bir geçici hükümet kuruldu ve toprak vaadiyle köylüleri safına çekti. Devrim kuşkusuz başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdu. Polonya şehirleri harekete katılmadılar. İsyancıların güvendiği Avrupa işe karışmadı. Çok geçmeden nihilistler eyleme geçecektir.
Nihilizm kelimesi yeni değildi. Turgenyev bu kelimeyi daha 1848’den önce, genel bir zihniyeti belirtmek için kullanmıştı. 1869’dan sonra Bakunin köylülerin ayaklanmasını devrim için şart görüyordu-. Lavrov sosyal devrimi propagandayla yayarak komünizme geçmek ister. İç mücadele acımasız bir hal aldı. Devrimciler 1878’de tedhişe giriştiler. Tedhişçilerin cüreti giderek arttı, suikastlar çoğaldı; bu arada bütün siyasi suçlular askeri mahkemelere çıkarılmaya başladı. Çar öldürüldü. Polis bir ayaklanmadan korktu. Devrimciler, siyasi değişiklikler getirebilecek bir halk çalkantısı umut ediyordu, ama Çarlık Rusyası’nda otokrasi henüz çok güçlüydü.

Yorum yazın