Atatürk’ün Devrimleri

Atatürk’ün Devrimleri Nelerdir – Atatürk’ün Devrimleri Hakkında Bilgiler

Ulusu ve toplum tabanını hazırlamadan devrimlerin yapılamayacağına inanan Mustafa Kemal, ¿evrimleri tepeden inme buyruklarla değil, halka bunları anlatarak, benimseterek gerçekleştirmenin çok daha doğru ve tutarlı bir yol olduğunu biliyordu. Çeşitli tarihlerde Anadolu’ya yaptığı gezilerde hem devrimleri anlattı, hem de halkın bu devrimler karşısındaki tutumunu yakından gördü.
Atatürk'ün Devrimleri Nelerdir24 Ağustos 1925’te Kastamonu’ya yaptığı gezide başına şapka giydi ve “buna şapka derler” diyerek, halkı şapka giymeye özendirdi (ona göre Türk halkı uygar olduğunu, gerek yaşayışıyla, gerek giyim kuşamıyla kanıtlamalıydı) ve 25 Kasım 1925’te şapka yasası kabul edildi. Yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu savunan (“Hayatta en hakiki mürşid ilimdir”) Mustafa Kemal’e göre, ölülerden yardım ummak, uygar bir toplum için yüzkarasıydı ve en doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıydı. Bu düşüncelerle 30 Kasım 1925’te tekkeler, zaviyeler ve türbeler kapatıldı. Batı dünyasıyla kurulan ilişkilerde takvim ve zaman ölçülerinin farklılığı sorun yarattığı için, 26 Aralık 1925’ten başlayarak miladi takvime ve Batılı (alafranga) saat sistemine geçildi. 26 Mart 1931 tarihli yasayla da okka, dirhem, mıskal, endaze, arşın gibi ağırlık ve uzunluk ölçüleri bırakılarak. gram, kilogram, ton. metre, kilometre gibi ağırlık ve uzunluk ölçüleri benimsendi. Mecelle’nin yerine İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanan Türk Medeni Kanunu,17 Şubat 1926’da T.B.M.M’n de kabul edildi. Medeni Kanun ile kadınlara bazı haklar tanınırken, onların siyasal ve iktisadi yaşama katkıları da düşünüldü ve Türk kadını 1930’da belediye seçimlerinde seçme, 5 Aralık 1934’te de milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme haklarını elde etti.
Türkiye Cumhuriyeti’ne çağdaş ve uygar bir nitelik vermek için girişilen devrim hareketlerinden hoşlanmayan bazı kişiler, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde isyanlar çıkarmayı denedilerse de (sözgelimi Şeyh Sait isyanı), devrimlerin yapıcısı ve koruyucusu hiçbir ödün vermeden isyanları bastırdı. Bu arada Mustafa Kemal’e karşı da kötü niyetli girişimlerde bulunuldu. İzmir’de düzenlenen bir suikast girişimi önceden haber alındı ve düzenleyicileri tutuklandı (15 Haziran 1926). Mustafa Kemal’in hem askerî, hem de siyasi önder olması da tartışma konularından biriydi. Bu konudaki tartışmalara son vermek isteyen Mustafa Kemal, 30 Haziran 1927’de askerlikten emekli oldu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin İkinci kurultayında 6 gün süren “Büyük Nutuk”u okudu (15-20 Ekim 1927). Nutkunda, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığı günden başlayarak giriştiği Kurtuluş savaşının bütün evrelerini belgeleriyle açıkladı; cumhuriyetin kuruluşunu, bazı devrimleri, bu devrimlere karşı çıkanları ayrı ayrı anlattı; nutkunun sonunda da, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk gençliğine emanet ettiğini bildirdi.
1 Kasım 1927’de ikinci kez cumhurbaşkanlığına seçilen Mustafa Kemal’i yakından ilgilendiren konulardan biri de, Arap alfabesinden alı
nan yazıydı. Osmanlı alfabesi, öğrenme ve okumada güçlük yaratıyor, Türk seslerini belirtmede yetersiz kalıyor,aynı zamanda da dinsel- geleneksel kaynaklı siyasal iktidarı simgeliyordu. Alfabe komisyonuna hazırlattığı Latin alfabesine dayanan yeni Türk alfabesini 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu Parkı’nda halka tanıttı; 3 Kasım 1928’de de yeni alfabe resmen yürürlüğe girdi. Mustafa Kemal, yeni Türk toplumunun tarih boyunca dünyanın çeşitli yörelerinde devletler kurmuş, uygarlıklar oluşturmuş bir soydan geldiğinin tarihsel gerçeklere dayandırılarak kanıtlanmasını istiyordu. Bu amaçla 12 Nisan 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni kurdu (Bkz. TÜRK TARİH KURUMU).
4 Mayıs 1931’de üçüncü kez cumhurbaşkanlığına seçilen Mustafa Kemal, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını büen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyerek çalışmalarını türkçe üstünde yoğunlaştırdı. Türkçenin özleştirilmesi, dilbilgisinin ve sözlüğünün hazırlanması için 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdu (Bkz. TÜRK DİL KURUMU); cemiyetin
bazı toplantılarına başkanlık etti. Cumhuriyetin 10. yıldönümü nedeniyle yapılan törende önemli bir konuşma yaparak, Türk halkının yaptığı çalışmalardan en büyüğünün Türkiye Cumhuriyeti olduğunu söyledi; yapılan işlerle yetinemeyeceklerine,“Türk ulusunu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılmaya”, ulusal kültürü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmaya çalışacaklarına söz verdi ve söylevini “Ne mutlu Türküm diyene!” tümcesiyle bitirdi.
26 Haziran 1934’te çıkarılan bir yasayla her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılınmıştı. T.B.M.M. de, çıkardığı özel bir yasayla,Mustafa Kemal’e ATATÜRK soyadını verdi.
Atatürk, toplum ve kültür alanlarındaki devrimlerin yanı sıra, iktisada ve dış siyasete de büyük önem vermiş; iktisat sistemi olarak devletçiliği benimsemiş, devletin sıkı denetiminde özel girişime hak tanımış, ülke iktisadı için gerekli büyük, küçük her çeşit sanayiyi kurmayı ilke edinmiştir. Türkiye’nin gerçek sahi-1 binin, gerçek üretici olan köylü olduğu görüşünü benimsediğinden, [ sağlam bir toprak reformu yapılması, makineli tarıma geçilmesi gerektiğini ileri sürmüş, devletin kuracağı üretme çiftlikleri ve işletmelerle köylünün her türlü gereksinmesinin karşılanmasını istemiştir. Atatürk dış siyasetini de barış ve dostluk ilkesine dayandırmış, Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, Türkiye’nin çıkarlarına uygun dostluk anlaşmaları ve bölgesel paktlarla güvence altına almak istemiş, nitekim Balkan (1934) ve Sadabad (1937) paktları bu amaçla kurulmuştur.
1 Mart 1935’te beşinci kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, Ankara anlaşmasıyla (1921) Fransızlara bırakılmış olan Hatay’ın yeniden Türkiye sınırları içerisine alınması için özel bir çaba gösterdi. Sağlığının kötüye gitmesine karşın, zo Mayıs 1938’de Hatay sorunuyla ilgili olarak Mersin ve çevresindeki askerî birlikleri denetlemeye gitti. İstanbul’a döndükten sonra vasiyetnamesini İstanbul 6. noterine kapalı bir zarf içinde verdi. T.B.M.M’nin 1 Kasım 1938’deki açılışına hastalığı nedeniyle katılamadı. 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda saat 09.05’te öldü. Naaşı 20 Kasım günü törenle Dolmabahçe Sarayı’ndan Sarayburnu’na götürülüp, oradan da Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına taşındı. Yavuz zırhlısıyla Gölcük’e. Gölcük’ten trenle Ankara’ya götürülüp, Ankara Etnografya Müzesi’nde hazırlanan geçici kabre yerleştirildi. 15 yıl sonra, 10 Kasım 1953’te, yeni yapılan Anıtkabir’de toprağa verildi. Anıtkabir o günden sonra Türklerin ve yabancı konukların saygıyla ziyaret ettikleri bir merkez haline geldi.
Atatürk, komutanlığının, devlet adamlığının, sömürge halkların örnek aldıkları önderliğinin yanı sıra güçlü bir söylevci ve güçlü bir yazardır. Ardında, bir bölümü sonradan derlenip kitaplaştırılan çeviri ve telif yapıtlar bırakmıştır: Takımın Muharebe Talimi (çeviri. 1909): CumaJı Ordugâhı (1909): Bölüğün Muharebe Talimi (1910): Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918): Nutuk (1927): Geometri (1937): Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (4 cilt: 1945, 1952. 1954, 1964): Atatürk’ün Özel Mektupları (derleyen. Sadi Borak: 1961): Anafartalar Muhcıre- batına Ait Tarihçe (yayınlayan. Uluğ İğdemir; 1962). Atatürk’ün Tamim. Telgraf ve Beyannameleri (1964) . Atatürk’ün Hatıra Defteri (yayımlayan. Şükrü Tezer: 1972).

Yorum yazın