Amerikan Emperyalizmi Doğuşu

Amerikan Emperyalizmi Doğuşu
A.B.D.’DEKİ GELİŞMELER
1848 sonrasında, bir Birleşmiş Avrupa umudunun belirdiği anlar oldU.
Oysa, demokrasi alanında ve milletlerarası ilişkilerde görülen gelişimin yanısıra gitgide güçlenen milliyetçilik akımları, yüzyılın ortasından itibaren Avrupa’yı sarsmaya başlamıştı. Güçlenen büyük sanayi ve gelişen ticaret ilişkileri, bir dünya iktisadi işbirliği hedefine yönelmiş görünürken, devletler arasına katı gümrük yasaları giriyordu.
1870 savaşı, bir Fransız-Alman çatışmasıydı; 1914, ilk dünya savaşı oldu. Dünya, bu iki tarih arasında çok yönlü ve çok önemli değişimler yaşadı. 1870’deki milletlerarası çekişmelerde adına rastlanmayan yeni siyasi güçler, 1914’te tarih sahnesine çıktı.
1914 savaşı, dünyanın değişik bölgelerindeki ülkeleri karşı karşıya getiren bir çatışma oldu, ama gerçekte, her şeyden önce Avrupa’nın savaşıydı. Çünkü Avrupa, hâlâ dünyanın merkezi niteliğini koruyordu. Ama bu sırada A.B.D. dünya hâkimiyeti için sahneye çıktı.
1917’de savaşa giren A.B.D. Monroe doktrininden, “Panamerikanizm”e geçiyordu.

YENİDEN KURULUŞ (1865-1877)
Ayrılık savaşının sonrasında yeniden kuruluş çok zor olacaktı. Güney, Kuzey’den çok daha ağır yaralar almıştı.
Lincoln Güneyliler’i yumuşak bir politikayla kazanmak istiyordu. Başkan Johnson zamanında Güney, kırıcı bir uygulamaya tâbî oldu. Cahil zenciler hükümete girdi. Kuzeyli fırsatçılar ülkeyi yağmaladı, yenilmiş halk tahkir edildi.
Güneyliler bir kere daha silaha sarıldılar, katliamlar oldu, yeraltı örgütleri kuruldu, bunlar arasında biri; Ku Klux Klan, özellikle ün kazandı.
Grant’ın dönemi de daha başarılı olmadı. Büyük bir bunalım doğdu, büyük, çiftçiler isyan etti, banka krizi
zincirleme iflaslar doğurdu. Güney’- de demokratlar birer birer bütün devletlerde iktidarı ele geçirmişlerdi. Cumhuriyetçi Parti gücünü kaybetmişti. Bu gerçek, çalkantılı “yeniden kuruluş” döneminin sonunda, radikal yöntemlerin iflâsı ve demokratların başarısıyla bir kere daha ispatlanmış olacaktı. Lincoln öldürülmemiş olsaydı, ülke bütün bu felâketleri yaşamayacaktı. Ne var ki, temel yıkılmamıştı. Ölümünden on iki yıl sonra Lincoln’ün eseri başarıya ulaşıyordu: Kölelik kaldırılmış, birlik kurulmuştu.

SİYASİ HAYATIN GENEL GÖRÜNÜŞÜ (1877-1917)
XIX. yy. sonundan itibaren Birleşik Devletler tarihi, ülkenin yaşadığı mucizeli gelişmenin, “Amerika- nizm’in doğuş ve güçlenişinin ve nihayet, Amerika’nın dünya siyasetinde oynayacağı çok önemli role hazır- tanışının hikâyesidir. Seçim ve propa- gaanda bu ülkeye has özellikleriyle günlük siyasi hayatın en etkili ve vazgeçilmez kurumlan haline gelmiştir.
Güçlü bir örgüte sahip olan cumhuriyetçiler, 1861’den 1913’e kadar hemen bütün başkanlık seçimlerini kazanmışlarda İş çevrelerinin, büyük sanayi kuruluşlarının ve bankaların desteğine sahiptiler, bunun doğal sonucu olarak, bu çevrelerin çıkarları na hizmet edeceklerdi.
Ancak Theodore Roosevelt’in temsil ettiği bir ilerici grup sesini duyurmaya başladı.
Demokratlar, zencilere düşman Güneyli beyazların ve büyük şehirlerdeki devrim yanlısı göçmenlerin oylarına sahipti.
İki partinin programları arasındaki fark, her gün biraz daha artıyordu. Demokratlar, mahallî idarelere geniş yetkiler verilmesini isterken Cumhuriyetçi Parti, çok daha merkeziyetçi görünüyordu. 1912 seçimlerinde demokratların adayı Wilson, büyük çoğunlukla başkan seçildi.
Birleşik Devletler’de işçi sınıfı, Marksist fikirlere yabancı ve uzak kal dı; sosyalist cephe hiç bir seçimde sesini duyurma yeteneği bulamadı.
Savaşın başında Birleşik Devletler, federal otoritenin giderek güçlenmesiyle merkeziyetçi bir rejime doğru gelişmiş, savaş yıllarında kadınlara oy hakkı tanıyarak daha da genişleyecek olan yeni ve demokratik bir seçim yasasına kavuşmuştu.

İNSAN EMEĞİ VE ÜRETİM
1870-1917 döneminde A.B.D. nüfusu, özellikle göçlerle, hızla arttı. Zor da olsa bir millet yaratıldı. Sarı ırk düşük ücretle çalışarak işçiler arasında huzursuzluk yarattı. Ama zenci sorunu daha da önemliydi. Bir çok eyalet ırkçı yasalar çıkardı.
Tutucu beyazlar zencilerin eğitim ve iş imkânlarıyla topluma katılmasının topluma zarar vereceğine inanıyorlardı. Bu yüzden, zencilerin eğitim ve öğretimini sağlamak amacıyla yapılan bütün girişimler başarısızlığa uğradı. Zenciler hızlı nüfus artışlarıyla da suçlanıyorlardı.
Yeniden kuruluş döneminden sonra, ülkenin coğrafi ve idari görünümü değişti. Göçler hızlandıkça yeni devletler kuruldu: Önceleri Doğu’da, Pasifik kıyısında yoğunlaşan nüfus, bağımsızlıktan bu yana, Batı’ya doğru yayılıyordu. Demokrasi yerleşiyor, güçleniyor, büyük şehirler kuruluyordu.
Güney hızla kalkınırken, A.B.D. tarımı, hayvancılık ve pek çok maden ve sanayide öne geçti.
Sanayi, bir kaç yılda, Avrupa’nın tanımadığı, görmediği dev boyutlar kazandı. 40 yıl gibi kısa bir dönemde ülkenin görünümü değişti. Bu süre içinde, küçük ilkel şirketler, ülke çapında büyük tröstler halinde birleşmişti.
Seri imalât, standartlaşma ve Taylorcu’luk Amerikan vatandaşının öz hayatının parçalarıydı artık. İç ticaret büyük bir hızla gelişmiş, hayat seviyesi durmadan yükselmiş, dış ticaret ülkenin belli başlı zenginlik kaynaklarından biri olmuştu. 1914’lerde Birleşik Devletler’in Avrupa ile ticaretinde ihracat, ithalâtı çoktan aşmıştı. Monroe doktrini ömrünü tamamlamıştı. Şimdi dış dünyaya açılma dönemi başlıyordu.

EMPERYALİZMİN UYANIŞI (1867-1917)
Dış dünyaya açılma, yavaş yavaş hükümetlerin ürkek denemeleriyle başladı ve oluştu. Sonra bütün sanayileşmiş ülkelerde olduğu gibi, sömürgecilik eğilimi ağır bastı. Maddi, manevi bir çok sebep genç ülkeyi bu yöne itiyordu.
Birleşik Devletler’in yayılma siyasetinin uygulama alanı, Orta ve Latin Amerika ve Pasifik kıyıları oldu. Rusya’dan 1867’de Alaska satın alındı. 1899’da iflas etmiş Fransız Panama Kanalı şirketinin bölgedeki hakları satın alındı. 1898’de Mac Kinley’- in başkanlığı döneminde Hawai ilhak edildi. Bu, Pasifik’te atılmış ilk adımdı.
Yüzyılın sonunda, Küba bunalımı, Amerikan sömürgeciliği için önemli bir dönüm noktası oldu. Adada İspanyol yönetimine karşı ayaklanmalar sürüp gidiyordu. 1895’teMad- rit hükümeti adaya General Weyler’i göndererek isyanı kanlı bir uygulamayla bastırdı. Birleşik Devletler’in Küba’da vazgeçilmez çıkarları vardı. A.B.D. durumu protesto etti. Maine savaş gemisi yanarak batınca A.B.D. müdahale etti. Kısa süren savaş, takviye alamayan İspanyollar’m kesin yenilgisiyle sonuçlandı. 1898 barışı ile Küba bağımsız oldu. Porto Riko Amerikalılar’a verildi ve Filipinler ilhak edildi. A.B.D. artık sömürgeci bir deniz devletiydi.
Roosevelt 1903’te, “Pasifik, Amerika’nın Akdeniz’i olacaktır” diyordu. Nitekim Sama’nın bölümü (1899), Guam Adası (1903) ilhak edildi; Hawai bir Amerikan sömürgesi oldu (1900). Porto Riko Adası 1901’de koloni haline geldi. Küba,-himaye altında bir devlet statüsüne girdi, adadaki şekerkamışı üretimi Amerikan şirketlerince paylaşıldı. 1915’te Haiti ve Dominik Cumhuriyeti, Birleşik Devletler himayesine girdi.
1903’te bağımsız bir Panama Devleti kuruldu. Kanal 1914’te trafiğe açılınca A.B.D.’nin deniz gücü hızla gelişti, doğusu ve batısı birleşti.
Birinci Dünya Savaşı’na girmek istemeyen A.B.D. Almanya’nın Atlantik’e egemen olmasını kabul edemedi. Birleşik Devletler denizlerde hareket serbestliği ve deniz egemenliğinden vazgeçemezdi. Amerika, Birinci Dünya Savaşı’ndan dünyanın en güçlü devleti olarak çıkacaktı.

II- LATİN AMERİKA’NIN DURUMU (1850-1914)
Birleşik Devletler’de federal iktidarın çok güçlenmiş olduğu yıllarda, Latin Amerika her bakımdan parçalanmış durumdaydı. Panama Kong- resi’nin (1826) uğradığı başarısızlığı, 1831 ve 1838’de Meksika, 1847’de Peru konferanslarının başarısızlığı izlemişti. Bolivar 1830’da öldüğünde ümitsizdi. Böylesine parçalanmış bir
ülkede birlik bir kişinin çabasıyla kurulamazdı. Latin Amerika’daki İspanyol kolonileri iki okyanusun kıyılarında, birbirinden kilometrelerce boş araziyle ayrılmış iki bölge olarak kurulmuştu ve şimdi buralarda sınırlarını koruyan bağımsız devletler vardı. Devletlerin hepsi zenci sorununa aynı gözle bakmıyordu. Avrupalı göçlerden uzak kalan Pasifik kıyısı ülkelerinde siyah derili insanlara hürriyet, eşitlik ve mülkiyet hakkı tanınmıştı. Atlantik kıyısı devletleri bu eğilimde görünmüyordu.
Bu çok yönden birbirinden farklı toplumlarda olaylar benzer biçimde gelişiyordu; partiler her yerde aynı çıkarları savunuyordu. Katolik muhafazakârlar her yerde, açıkça kiliseye karşı olan demokrat eğilimli liberallerle çarpışmak zorunda kalıyorlardı. Toplum çatışmalarında ırk ayrımı, sorunu daha da zorlaştırıyordu; melezler ve yerliler her yerde, büyük şehirlerde, kolonide doğmuş Avrupalılaşın yarattığı soylu sınıfa cephe alıyorlardı.
Bütün Latin Amerika devletleri bireyciliğin sıkıntısını çekiyordu. Halkın coşkusu, çoğu ordu saflarından gelen şefleri, “caudillo’Marı ülkenin başına getiriyordu; Caudilocular 1860’lardan itibaren yerini “Başkan iktidarf’na, yani bazı anayasal prensiplere saygı gösteren bir sivil diktatörlüğe bıraktı.
Güney Amerika ülkelerinin iç siyaset tarihi, akışlarıyla birbirine benzerse de varış noktası değişiktir. İç barışın en zor sağlandığı ülkeler tropik Amerika devletleri ve yüksek yayla bölgeleri oldu. Bolivya, Peru, Ekva- dor, Venezuela, Kolombiya, Meksika kanlı devrimlerle, darbelerle çalkalandı.
Şili, Arjantin ve Peru dikkate değer bir gelişim gösteriyordu.
Latin amerika XX. yy. başında, yüz yıllık bağımsızlığın kazandırdığı tecrübeyle yerleşik bir siyasi düzen yönünde gelişiyor ve her şeye rağmen güçleniyordu. Bu gerçek, Şili, Arjantin ve Brezilya’da gelişir, Avrupa kökenli göçlerle sıkı bir bağlantı gösterir.
Avrupalı işçiler, ülkelerin doğal kaynaklarını en iyi biçimde işlediler ve çoğu eski kıtaya ihraç edilen zengin ürünler aldılar: Brezilya’da kahve; Arjantin’de buğday, et, yün; Şili, Meksika ve Bolivya’da çeşitli madenler. Buna karşılık bu memleketler Avrupa’nın mamül maddeleri için açık pazarlar oldu. Yüzyıl başından beri sömürgeciliğe yönelmiş olan Birleşik Devletler’in de Güney Amerika’yı bir açık pazar olarak görmesi doğaldı.
1914’te A.B.D. artık müdahalecilikte karar kılmıştı. Amerikalılar arası ortak çıkarın, Birleşik Devletler’in çıkarı olduğu artık anlaşılmıştı. Latin Amerika, bu iki yönlü baskı arasında Avrupa ile Birleşik Devletler arasında kendine serbest hareket ve gelişme olanağı arıyordu.

Yorum yazın