3. Selim Dönemi Islahatları


3. Selim Dönemi Islahatları

Osmanlı Devleti’nin sürekli olarak her yanda acı yenilgilere uğraması, saldırılara karşı duramaması, bunların yanı sıra padişahın ülkesinde giriştiği yenileşme ve reform hareketleri Selim III’ü halkın gözünde sevimsiz kılmıştı. Devlet yöneticileri arasındaki tutucular açıktan açığa padişaha cephe alıyorlardı. Yeni kurulan Nizamı- cedit askerinin Akkâ’da Napolyon Bonapart’a karşı kazandığı zafer, Yeniçeri Ocağı’nı padişaha düşman etmişti. Yeni bir düzene ve yenileşmeye karşı olanlar halkı da kışkırtıyorlardı; sonunda Kabakçı Mustafa Ayaklanması patlak verdi (13 Ocak 1806).
Selim 111 tahta çıktığında, yapılacak en akıllıca iş, batılı yenilik ve ilerleyişi Osmanlı Imparatorluğu’na uygulamaktı.
Her şeyden önce devlet kurulularını, bu arada öncelikle orduya yeni baştan düzenlemek gerekiyordu. Fakat bu tür bir eyleme geçilebilmesi için uzun ve sürekli bir barış dönemi zorunluydu. Selim III döneminde güdülen barış yanlısı siyasetin temel amacı budur.
Medrese ve Kapıkulu Ocakları batıdan gelecek herşeye karşıydı. Padişah ülkenin içinde bulunduğu durumu yakından biliyordu. Bütün bunlara dayanarak olağanüstü bir meclis topladı.
Bundan böyle devletin gelir kaynakları namuslu kişilere verilecek; halktan, yasa dışı vergi alınmayacaktı. Halktan yardım isteme yoluna gidildi ve sultanların, vezirlerin, devlet ilerigelenlerinin, zenginlerin, halkın altın ve gümüş eşyası toplanıp darphaneye gönderilerek ayarı düşük para basılması kararlaştırıldı.
Yeni baştan ele alınıp düzenlenmesi gereken kunımlardan biri de topraklı süvariler örgütüydü. Bağımsız ve denetimsiz bir düzen kurmuşlar, ne gereken vergiyi topluyorlar, ne de gerektiği zaman donatılmış birlikleriyle savaşa katılıyorlardı.
Devletin mülkî yönetimi de tam bir düzensizlik içindeydi. Babıâli artık Rumeli ve Anadolu beylerbeyliklerine hükmünü geçiremiyor, eyaletlerde otorite sağlayamıyordu.Ne valiler ne de onların emrindeki yüksek memurlar! hükümet emirlerine ve padişah fermanlarına kulak veriyordu.
Yönetim yeniden düzenlendi.
Selim III, bir yandan bu yenileşme hareketleriyle uğraşırken, bir yandan İktisadî durumu ele almıştı. İthalatın azalması ve paranın dışarıya çıkmaması için, yerli üretimin, özellikle geniş bir tüketim alanı bulunan yerli kumaşların kullanılmasını dilemiş, örnek olarak kendisi de bu kumaşları giyinir olmuştu. İsrafı kısmak için devlet memurlarınının bayramlarda birbirlerine armağan verme geleneğini bile kaldırmıştı.
Ticaret filosunun büyütülmesi için varlıklı devlet adamlarının birer gemi alıp işletmeleri kararlaştırıldı. Batı ülkelerinde sürekli temsilci bulundurmaya başlandı; Londra, Paris, Viyana ve Berlin’de elçilikler kuruldu.
Selim III’ün, imparatorluğun en hastalıklı siniri olarak gördüğü orduyu yeniden düzene sokma tasarısı ülke içinde giriştiği devrim hareketlerinin en etkilisi ve en büyüğü olacaktı.

Gerici Güçlerin Direnişi

Yeniçeri Ocağı, bilindiği gibi aşağı yukarı imparatorluğun kuruluşundan beri vardı. Giderek, yalnızca silâhlı bir güç olmaktan çıkmış, kendine özgü niteliklere sahip bir topluluk haline gelmişti. Maaşlarını devlet hâzinesinden alıyorlardı. Bu devlet bütçesine büyük bir yüktü. Ayrıca, Sultan Bayezid döneminden beri, her ye
ni padişahın tahta çıkışında, olağanüstü bir toplama varan ulufe dağıtımları gelenekleşmişti. örgüt, hem dinî, hem de askerî niteliğiyle topluma hâkim sınıf olan ulemanın doğal müttefiki durumundaydı. Böylece, bir silâhlar yönetimi kurmuş oluyorlardı.
Ulufe geleneğinden yararlanmak için sık sık başkaldırıp padişah değiştiriyorlar, bir yenisini getirip eskisini öldürmekte özel çıkar görüyorlardı. Yeniçeri artık asker olmaktan çıkmıştı.
Durum Yeniçeri Ocağı’nın acele ıslahını gerektiriyordu. Selim III bu amaçla bir program hazırlattı. Yeniçeri’nin eğitimine ve talimine karar verdi. Askerlik dışı işleri yasakladı. Bunun yanı sıra Nizamıcedit’in de kurulması bir kışkırtma unsuru haline gelmekte gecikmedi. Selim III, yönetimi boyunca, dışta dost bir devletten yoksun, içte de ordusuz kaldığını anlamıştı. Bu yüzden işe, ordunun yenileşmesi sorununu ele alarak başlamaya kesin olarak kararlıydı. Altı topçu birliği kuruldu. Bunlar iyi eğitildi. Disiplinliydi, özel bir silâhlı süvari taburu kuruldu. Bu örgütün bütününe Nizamıcedit denildi:
Hüseyin Paşa birliği Mısır’a, Napolyon’a karşı savaşmaya götürdü. Birlikler düşmanı bozguna uğratıp zaferin kazanılmasında büyük etken oldular. Hüseyin. Paşa ile Selim III, bundan cesaret alarak, orduyu baştan sona yenileştirme eylemine giriştiler.
Fakat öbür yöneticiler durumdan kaygılıydılar. Yeniçeriler son olaylar yüzünden içten içe kazan kaynatıyorlardı.
Yeniçeri’yi kuşkulandırmamak için tedbirli davranıldı. Yeni birlikler İstanbul dışında tutuldu.
Yeni asker, Akkâ’dan sonra giriştiği her harekâtta üstünlüğünü gösterdi. Yeniçeriler, bu yenileşme hareketinin kendi sonlan olacağını anlamakta gecikmediler. Ayaklanıp bu kadıyı öldürdüler. Selim III tehlikeyi gördü ve durakladı. Davranışın anlamı açıktı; ne olursa olsun, padişah buyruğuna karşı gelmek ve otoritesini hiçe saymak. Yakın bir gelecekte hesaplaşmak niyetinde olanları görmezlikten geldi ve yenileşme hareketlerini bir süre için durdurdu.
Ancak Yeniçeri Rodop eşkiyasıyla birleşip isyan etti. Selim III büyük bir hata yaparak yeni birliklerle isyanı bastırmadı. Emir verildiğinde geç kalınmıştı.
Şeyhülislam duruma hâkim oldu. Ortalık yatıştı. Ama 20 Şubat 1807’de Ingiliz filosu İstanbul’a gelip toplarını saraya çevirince halk ayaklandı ve silahlandı. Sultan genel seferberlik ilan etti. Bunu fırsat bilen eski yeniçeri ağası yeni Şeyhülislamla kaymakam Mustafa Paşa isyanı çıkardılar.
Yeniçeri ve halk Nizamıcedit askerlerini sokaklarda öldürmeye başladı. Ayaklanmanın önderi, işte o sırada ortaya çıktı Kabakçı Mustafa.
Ayaklanmacılar büyük kurbanlar istiyorlardı. Saraya gidildi ve ilk kurban olarak bostancıbaşı seçildi. Sonra, tam on yedi yenilikçi devlet ileri- geleni, ayaklanmacılara kurban diye verildi. Halk bir ara yatışır gibi olduysa da Kabakçı Mustafa hemen ortaya atılıp, bu kez de padişahın ölümünü istemek için halkı etkilemeye başladı.
Ayaklanmanın dördüncü günü, şeyhülislamdan bu konuda bir. fetva alındı. Ayaklanmanın içinde bulunan şeyhülislam, önce direndi, fakat fetvayı geciktirmeden verdi. Fetvayı eline alan Kabakçı Mustafa, halkın, şeyhülislamın ve yeniçerilerin artık padişahı istemediklerini, yerine Mustafa IV’ün padişah ilan edildiğini başkent halkına açıkladı. Dört gün içinde ad
sız sansız bir Kabakçı Mustafa, beş yüz yıllık bir imparatorluğun padişahını tahttan indiriyor, yerine başka bir padişah getiriyordu.

Yorum yazın