Türkiye’de Seramik Sanatı


TÜRKİYE’DE SERAMİKÇİLİK

Türkiye’de seramikçilik, daha çok çinicilik dalında gelişmiştir. Bu nedenle ülkemizde seramikçiliği incelerken, çinicilik sanatındaki gelişmeleri ayrıca gözden geçirmekte yarar vardır. Çinicilik ülkemizdeki en eski ye yaygın sanatlardan biridir. Türkler çiniciliği yalnız uygulamakla kalmamış, aynı zamanda onu geliştirerek bu sanatın ilerlemesine katkıda bulunmuşlardır.
İlk kez Asya’da ortaya çıkan çinicilik sanatı Orta Asya Türklerini de etkilemiştir. Türkler çiniler yaparak, bunları mimari yapıları süslemede kullanmışlardır. Türkistan’ın Kâşan kentinde çok güzel ve değerli çiniler yapılmıştır.
Türk çiniciliğini, Selçuklular döneminde çinicilik, Osmanlı İmparatorluğunun ilk döneminde çinicilik, Osmanlı çiniciliğinin yükselme ve çöküş dönemleri, Cumhuriyet döneminde çinicilik olmak üzere beş döneme ayırabiliriz.
Çinicilik, savaşlar ve fetihler sırasında On Asya’ya ve Arap ülkelerine dek yayılmıştı. 1225 yılındaki Moğol istilası, İran’daki çini sanatçılarının Selçuklulara sığınmasına neden oldu. Selçuklularda o güne dek fazla gelişme göstermemiş olan çinicilik sanatı böylece önem kazanmaya başladı.
Selçuklular mozaik çinicilikte oldukça gelişmişlerdi. Bu çinilerle binaların duvarlarına geometrik biçimli süslemeler yapılıyordu. XIII. yüzyılda Selçuklular dönemindeki ilk gelişmiş çini örnekleri, Konya’daki Kılıç Aslan’ın sarayında görülmektedir. Konya’daki Alâaddin Camii’nde, Sırçalı Medresede ve Karatay Medresesinde de, bu döneme özgü olan geometrik biçimle bezemeler yapılmış mozaik çinilere rastlanmaktadır. Bu dönemde çinicilik,Konya’da ve İznik’te yapılıyordu. Selçuklu çinilerinde dinin etkileri de görülmektedir. Cami ve medrese duvarlarına mozaik çinilerden başka, üzerinde renkli kıvrık dal motifleri olan çiniler de yapılıyordu. Bu türde yapılan çinilere Alâaddin Camii’nde rastlanmaktadır. Bu çiniler caminin kubbesini ve mihrap bordürlerini süslemektedir.
Sekiz köşeli yıldız ve dikdörtgen biçimindeki Kubadâbâd çinileri, Selçuklu çinilerinin en iyi örnekleri arasındadır. Beyaz, koyu yeşil, firuze, lacivert, kahverengi, siyah renklerin kullanıldığı bu çinilerin üzerinde insan, bitki, balık, kuş gibi figürler yer almaktadır.
1514 yılında Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşından sonra 1000 çini sanatçısını İstanbul’a getirmişti. Bu olayla Osmanlı çiniciliğinin gelişme dönemi başlamıştır. Bu dönemde mavi beyaz renkli çiniler yapılmıştır. XIV. ve XV. yüzyıllarda İznik çinilerinden başka ilk Kütahya ve Haliç çinileri görülmeye başlanmıştır.
XVI. yüzyılın başlarındajlk sırlı ve renkli duvar çinileri, İstanbul’da ortaya çıkmıştır. Bu dönemde çinicilik çok gelişmiştir. Mozaik çinilerin yanı sıra levha çiniler yapılmıştır. Çiniler, Kütahya, Bursa, İznik kentlerindeki atölyelerde üretiliyordu. Buralarda, pişmiş topraktan, sırsız ve cilasız seramik (çömlek); sırlı ve cilalı (çini) olmak üzere iki tür seramik yapılır.
XVI. yüzyılda çiniciliğe olan ilginin artışı bu sanatın daha da gelişmesine neden olmuştur. Üretimin artırılması için Türkistan’dan ve öteki Müslüman ülkelerden çini ve fayans ustaları getirilmişti.
İlk Osmanlı çinilerinde mavi beyaz renklerin yanı sıra sarı, altın sarısı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Bursa’daki Muradiye Camii, Yeşil Cami, Orhan Camii, İstanbul’daki Çinili Köşk bu çinilerle süslenmiştir.

Çiniciliğin bu gelişme döneminde İznik’te 300’ü aşkın çini atölyesi çalışıyordu. Bursa’da iyi toprak kullanılması nedeniyle, yapılan çiniler oldukça iyi ürünlerdi. Bu çinilerin üzerinde ince bir kaolin tabakası vardı. Üzerine cila ile çizgi çizerek fırınlanan ve boyandıktan sonra yine pişirilen bir çini türü olan “Bölmeli” çiniler de burada yapılmıştır. Bu dönemde çinicilik», Kütahya’da da oldukça gelişmiştir. Bu bölgedeki toprağın yapısında bot ve iyi nitelikli kaolin bulunması, çiniciliğin, burada gelişmesine neden olmuştur. XV. yüzyılda burada daha yoğun olarak çini atölyeleri açılmaya başlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, burada yapılan çok değerli çiniler Avrupa’ya gönderilmiştir. Bu Türk çinileri Avrupa’daki çinicilik ve seramik sanatını da etkilemiştir. XV. ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı çiniciliği büyük gelişme göstermiştir. Çinicilik tekniklerinde ilerlemeler olmuş, renkler zenginleştirilmiştir. Bu dönemlerde yapılan çok renkli ve sırlı duvar çinileri birçok cami, medrese, saray gibi binaların duvarlarını süslemede kullanılmıştır. Önceleri çinjlerde mavi,beyaz renkler kullanıliyorken, bu kez kırmızı renk de bulunarak kullanılmaya başlanmıştır. Türk kırmızısı denilen domates kırmızısı renk, çinilerde 90 yıl kadar kullanılmıştır. Bu çiniler İznik’te üretiliyordu. Yine bu çinilerle İstanbul’daki bazı camiler ve Topkapı Sarayı’nın iç bölümleri süslenmiştir.
Osmanlı çinilerinde süsleme daha çok çiçek ve yaprak motiflerine yöneliktir. Çiçekler ve yapraklar birçok türde stilize edilerek kullanılmıştır. Bu çinilerin üzerindeki lale, karanfil, gül ya da öteki çiçek motifleri, tümüyle Osmanlı süsleme sanatının özelliklerini taşır. Çini panolarda, çiçek ve “yaprak motiflerinin yanı sıra üsluplaştırılmış hayvan motifleri de kullanılmıştır. Sanatın ve toplum yaşamının üzerindeki din etkisi, kendisini bu alanda da göstermiştir. Çini vazolarda, duvar çinilerinde, yağ kandillerinde ve tabaklarda çiçek motiflerinin yanı sıra dinsel anlamı olan yazılar bol bol kullanılmıştır. Bu çinilerin birçoğunun cami duvarlarını süslemesi belki de bunun bir nedeni olabilir. Çinilerin üzerinde Arapça harflerle Allah, Muhammed, Ali gibi yazıların yanı sıra dinsel buyruklar da yer almaktadır. Bu yazılar genellikle süslü bir çerçeveyle çevrilerek dış kenarları çiçek ve yaprak motifleriyle süsleniyordu. Edirne’deki. Selimiye Camii, İstanbul’daki Sultan Ahmet i Camii , çinilerle süslenen mimari yapıtlardır, özellikle Sultan Ahmet Camii çinileriyle ünlüdür. Duvarları ve kubbesi mavi çinilerle^ kaplı olan camiye, bu nedenle “Mavi Cami’ de denilmektedir. Ayrıca Rüstem Paşa Camii ve Süleymaniye Camii’nde kullanılan çiniler de bu dönemin ve Türk çinilerinin en iyi örneklerindendir.
İznik’te yalnızca duvar çinileri üretilmemiştir. Buradaki atölyelerde özgün mavi, beyaz ya da çok renkli çini vazolar, yağ kandilleri, duvar tabakları, sürahiler ve. şarap bardakları yapılmıştır. Bu dönemde üretilen vazo, kandil, sürahi vb. gibi eşyalarda biçim değişikliklerine pek rastlan- mamaktadır. Bunlar dar bir boyun üzerine yuvarLAK
ve şiş bir karından ve bunu tamamlayan, yukarı yükseldikçe ağzı genişleyen boyun kısmından oluşuyorlardı. Kandillere karın kısmından küçük kulplar ekleniyordu. Kulplara öteki eşyalarda pek rastlanmamaktadır.
Çinicilik XVII. yüzyılda gerilemeye başlamıştır. Bu dönemde yapılan çiniler zamanla bozuluyordu. Bunun üzerine İznik’teki atölyeler kapandı. Bir süre sonra buradaki çini ustaları İstanbul’a getirilerek, burada açılan atölyelerde çalıştırılmaya başlandı. Ancak bu çabalar, çiniciliğin gerilemesini engelleyememişti.
Lale Devrinde, öteki sanat dalları gibi çiniciliğe de önem verilerek çinicilik yeniden canlandırılmaya çalışıldı. İznik’teki atölyeler yeniden açılarak eski gelişkin çiniler değerinde çini yapmak istenildi. Ancak Lale Devrinin sona ermesiyle bu çabalar da bırakıldı. Birçok çini atölyesi kapandı ve çinicilik oldukça geriledi.
OsmanlI İmparatorluğunun son dönemlerinde İstanbul’da Haliç’te çini ve porselen fabrikası kuruldu. Tekfur Sarayı çevresinde, Eyüp ve Haliç’ te kurulan bu fabrika ve atölyelerde çok güzel çini ve porselenler yapılmıştır. Ancak çiniciliğin gerilediği dönemlerde Avrupa’dan çini getirilmeye başlanması, Türk çinilerinin yeniden gelişmesini engellemiştir. Bu nedenle, açılan fabrikalar bir süre sonra kapanmak zorunda kalmıştır.
XIX. yüzyılın sonlarında Beykoz ve Yıldız’da çini, porselen atölyeleri açılarak çalışmaya başlamıştır. Bunların yanı sıra, Kütahya, Çanakkale ve İznik’te de çini üretimi yapılıyordu, özellikle Çanakkale’de yapılan testi, fincan, vazo, ibrik gibi eşyalar oldukça tanınmıştır. Ancak bu atölye ve fabrikaların birçoğu daha sonra kapanmıştır.

Yorum yazın