Türk Müziği Tarihi

Türk Müziği Tarihi Hakkında Bilgiler

Türkler müziğe çok tutkun ve yatkın bir ulustur. Türk Müziğinin tarihi çok eskilere dayanır. Çağdaş Türk Müziği başlıca üç bölümde incelenebilir. Bunlar Türk Halk Müziği ya da Folklor Müziği, Klasik Türk Müziği (ki bu müziğe yanlış bir deyimle Türk Sanat Müziği adı da verilmektedir), Klasik Batı Müziği alanındaki çalışmaları kapsayan evrensel Türk Müziği. Buna son günlerde yaygınlaşan Hafif Türk Müziğini de ekleyebiliriz. Bir de daha çok bir müzik sapması ve yozlaşması olarak niteliyebileceğimiz, Arap, Yunan ve diğer müziklerin etkisinde gelişen, sanat kaygısından çok,ticari amaçlara yönelik bir müzik türü de ortaya çıkmış bulunmaktadır. Buna da Arabesk adı verilmektedir.
Biz bu yazının kapsamı içersinde, Folklor, Klasik Türk Musikisi ve Evrensel Türk Müziği üzerinde duracağız.
Çok zengin bir dokusu bulunan Türk Halk Müziği, sözlü ve sözsüz olmak üzere iki bölümde oluşur. Sözlüsü, türküleri, sözsüzü ise türküsüz halk oyunları ve oyun havalarını kapsar. Halk türküleri ölçülü ya da ölçüsüz olur, ölçülü olanlara kırık hava, ölçüsüz olanlara uzun hava adı verilir. Uzun
havalar Anadolu’nun değişik yörelerine göre; bozlak, türkmani, mayahoyrat, divan, ağıt gibi adlarla anılır. 3u müzikler çoğunlukla Karacaoğ- lan, Emrah, Ruhsati, Sümmani gibi halk ozanlarının deyişleri üzerine yazılır. Kırık havalar ise; koşma, yiğitleme, güzelleme, taşlama gibi adlarla anılır. Halk türkülerimiz, kırsal yaşamın güncel sorunlarını ve duyarlıklarını yansıtan lirik müzik parçalarıdır. 3u türkülerde kendiliğinden anlatılan sevgi, özlem, sıla özlemi (gurbetlik) gibi duygular dile gelir. Her yörenin kendine özgü bir melodi, ritim, tonalite özelliği vardır. Bu bakımdan bir türkünün hangi yöreden olduğu hemen ayırt edilebilir.
Türk Sanat Müziği ya da Klasik Türk Musikisi diye bilinen müzik türü, daha çok bir “zümre” musikisi niteliğini gösterir.
Aydın Musikisi adı da verebileceğimiz bu müzik saray, konak, tekke gibi mekânlar içinde söylenmiş, dinlenmiş ve gelişmiştir. Bu müziğin kökeni şamanizme kadar uzanır. Türklerin İsla- miyetten önceki dinsel inançlarını belirten Şamanizm terimi bir dinin adıdır. Bu dinsel törenlerde müzik de çalınırdı ve müziği şaman ya da baksı adı verilen din adamları yönlendirirdi. Eski Türk- lerden, Uygurlarda ve Selçuklularda, daha sonraları da OsmanlIlar döneminde musikiye çok önem veriliyordu. Osmanlılar yalnızca müziğe eğilmekle kalmayıp, müzik bilminin (müzikoloji)
gelişmesine de katkıda bulundular. Sultan II. Murat, emrindeki müzik bilginlerinden Hızır bin Abdullah’a bir “edvar” (musiki nazariyatı) kitabı yazmasını buyurduğu söylenir. Temelinde Türk kökenli olan bu musiki Arap, İran, Yunan ve Bizans musikilerinden de bir ölçüde etkilenmiştir.
Tarihsel gelişimi içinde Türk Musikisi on birinci yüzyıla dayanır. Bu döneme ait, Urmiyeli Sufiyiddin ve Sultan Veled’in besteleri on birinci ve on üçüncü yüzyıllarda bile kurallara bağlı bir Türk musikisinin varlığının kanıtıdır. İstanbul’ un alınmasından sonra, Topkapı Sarayında kurulan Enderun Musiki Mektebi bu musikinin gelişmesinde önemli bir aşamadır. Ancak o dönemlerde musiki ustadan çırağa devredilen bir sanat biçiminde sürdürülmekte ve pek çok makam ve diğer bilgiler birer meslek gizi olarak saklanmaktaydı. Hızır Bin Abdullah’ın Muradname adıyla yazılan müzik kitabının, Edvar-ül Makamat bölümünde “ve bir düzen dahi vardır ki, yirmi dört perdedir. Bu düzeni ifşa etmemeklik üstatlardan vaziyettir. Anınçün zikretmedik” denilmektedir. Bu sözler de yukarıda belirtilen gizlilik geleneğini doğrulamaktadır. Türk müziğinin kural ve özelliklerini inceleyen ilk. bilimsel yapıtlar, yirminci yüzyılda Rauf Yekta, Suphi Ergi, Hüseyin Saadettin Arel, Salih Murat Uzdilek tarafından yazılmıştır.
Klasik Türk Müziği dört tarihsel döneme ayrılmaktadır. Bunlar: Başlangıcından Meragalı Ab- dülkadir’e (1360 – 1435) kadar uzanan hazırlık dönemi; Meragalı Abdülkadir’den Itri’ye (1740 – 1712) kadar uzanan ilk klasik dönem; Itri’den, Dede Efendi’ye (1778 – 1846) kadar uzanan son klasik dönem; Dede Efendi’den Zekai Dede’ye (1825 – 1897) uzanan neoklasik dönem; Zekai Dede’den, Hüseyin Saadettin Arel’e kadar uzanan romantik dönem; Hüseyin Saadettin Arel’le başlayıp günümüze kadar gelen Reform dönemidir.
Türk musikisinde de eski Yunan müziğinde olduğu gibi çeşitli makamlar vardır. Makam, dizide seslerin durak ve baskın ilişkilerinden doğan ayırıcı özelliklerdir. Türk musikisinde :500’e yakın makam vardır, ancak bunların yalnızca 80 kadarı belli bir özellik taşımakta ve kullanılmaktadır.
Türk musikisi sisteminin önemli bir unsuru da usuldür. Belli bir düzenle kalıp haline gelmiş ölçüye usul adı verilir. Usuller, “büyük usuller” ve “küçük usuller” olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Büyük usuller: Berefşan, çifte düyek, fer- mim – hafif, çember, devr-i kebir, muhammes, sakil, lâle – gül, sultânisegâh, şerefnümâ, şivenüs- mâ, yegâh, acemliyegâh, amberefşan, 2. Aşiran perdesinde duraklar: Hüseyni, buselik – aşiran, nü- hüft, aşiran – zemzeme, Şevk- tarab, zirefkend, rahatfeza, sabâ, aşiran, 3. Acemaşiran perdesinde duran makamlar: İkinci nevi şevk-ü tarab, şevk- evzâ, şevk – âver, tarz-ı cedit. 4- Irak perdesinde duran başlıca bileşik makamlar: Irak eviç, beste- nigâr, beste ısfahan, rahatülervah, dilkeş – have-
rân, ruy-ı ırak, revnaknümâ, hüzzam-ı cedit, ferahnak. 5. Rast perdesinde duran makamlar: Nikriz, neveser, güldeste, tarz-ı nevin, nihavend-i kebir, zâvil, pençgâh, suzidilâra, büzürk, sazkâr, re- havi, şevk-i dil 6. Dügâh perdesinde duran bileşik makamlar: Gülizar, ısfahan, ısfahanek, bayati-ara- ban, acem, hisar, küçük, şehnaz, arazbar, eski si- pihr, yeni sipihr, sabâ, dügâh, gerdaniye, sümbüle, sultan-ı ırak, nişabürek, bayati – buselik, hayati araban – buselik, gerdaniye buselik, sabâ buselik, tâhir – buselik, muhayyer – buselik, hisarbuselik, mahur- buselik, nevâ – buselik, eviç – buselik, acem – buselik, hicâz – buselik, arazbar – buselik, dügâh – buselik, muhayyer – kürdi, acem kürdi, nevâ – kürdi. 7. Segâh perdesinde duran bileşik makamlar: Segâh, müstear, hüzzam, segâh mâye, vech -i arazbar, 8. Buselik perdesinde duran tek bir makam vardır ki, o da nişaburdur.
Makamlar: Acemaşiran, mahur, sultan-ı yegâh, ruhnüvaz, nihavend, ferahnüma, aşkevzâ, kürdili- hicazkâr, şad – araban, suzidil, evcâra, hicazkâr, heftgâh, zirgüle -i suzinâk,
Büyük usuller, Berefşan, çifte düyek, fer, nim hafif, çember, devr-i kebir, muhammes, sakil, hâ vi, darb-ı fetih, zincir gibi adlar alırlar.
2. Küçük usuller: Sofyan, Türk aksağı, yürük semai, düyek, müsemmen, aksak, oynak, raks aksağı, aksak semai, tek vuruş, frenkçin, ikiz – aksak, şarkı, devrirevanı, raksân, gibi adlar alır.
Evrensel Türk müziği olarak tanımlayacağımız Klasik Batı Müziği türünden çalışmalar daha çok Cumhuriyet döneminden sonra başlamıştır.
Batı uygarlığını örnek alarak yapılan kültür devrimlerinin bir parçası olarak başlayan çalışmalar içinde, 1924 yılında Ankara Musiki Muallim Mektebi’nin kurulması önemli bir yer tutar. Ankara’nın başkent olmasından sonra buranın aynı zamanda ülkenin bir kültür merkezi olması da kararlaştırılmıştır. Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası (Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası) başkentte çalışmalara başladı. Darüttalim-i Musiki adlı okul, bazı değişikliklerle Konsverva- tuvar oldu. Yurt dışında müzik eğitimi görmek üzere yetenekli gençlerin saptanmasına çalışılıyordu. Bunlardan Cemal Reşit Rey, öğrenimini İsviçre ve Fransa’da yaptı. Çok sesli Sanat Müziğiyle dünyaya sesini duyuran Türk sanatçısı Cemal Reşit Rey olmuştur. Ondan sonra, Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun, Necil Kâzım Akses gibi sanatçılar da devlet tarafından yurt dışında müzik eğitimi için gönderilen sanatçılar arasında yer alırlar. Bu sanatçılar ülkelerine döndüklerinde kendileri de öğrenciler yetiştirdiler, Atatürk’ün operaya duyduğu ilgiye bir sunu olarak Adnan Saygun, Ozsoy adında bir perdelik bir lirik oyun besteledi. Bunu yine aynı sanatçının Taşbebek adlı operası izledi. 1949 yılında Devlet Tiyatrosu ve Operası yasası yürürlüğe girdi. Bu yasanın çıkartılmasından sonra Ankara Operasında Mozart’ın ve öteki pek çok Batı sanatçısının yapıtları sahnelendi. Adnan Saygunun Kerem, Nüvit Kodallı’nın Van Gogh, Gılgameş, Sabahattin Kalender’in Nasreddin Hoca’sı gibi yerli yapıtlarda verildi. Ferit Tüzün Çeşmebaşı ve Bülent Tarcan’ın Hançerli Hanım gibi bale müzikleri de Türk bale müziğinin ilk örneklerindendir.
Bu arada pek çok Türk opera ve enstrüman virtiözü de dünya sahnelerinde ilgi görmeyi başardılar. Bunlar arasında Soprano Leyla Gencer, Bariton Orhan Günek, Bas Ayhan Baran, Soprano Ferhan Onat, Soprano Suna Korad, dünyaca ün yapmış opera sanatçılarıdır.
Çalgı yorumcularımızdan ise, Piyanist Erdoğan Saydam, Ayşegül Sarıca, İdil Biret, Hülya Saydam, Verda Erman, yine yurtdışında ün yapmış piyanistleriıjıizdendir. Keman yorumcuları arasında adın dünyaya duyurmuş olan bir büyük sanatçımız d» Suna Kan’dır.

Etiketler:

Yorum yazın