Sinemada Yeni Dalga Akımı

Sinemada Yeni Dalga Akımı
1950’lerin sonlarına 1960’ların başlarına doğru, İngiliz yapımcılar belirgin çizgileri olan öyküleri filme çekmeye başladılar. Bu öyküler çoğunlukla romanlardan ya da tiyatro oyunlarından aktarılıyordu. Bu eğilimin ilk ürünleri, Saturday Night, Sunday Morning (Sevişme Günleri), Room at the Top (Tepedeki Oda), The Loneliness of the Long Distance Runner (Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı) oldu. Yalın görüntüler ve günlük dille yazılmış diyaloglar toplumsal gerçekçiliği amaçlayan filmler için yeni bir dönemi belirleyen özelliklerdi. Bu döneme genellikle “Yeni Dalga” adı verilmiştir.
Yeni Dalga, Fransa’da 1959’da kendini duyurmaya başlamıştı. Filmlerin gerek biçim gerekse içerik bakımdan değişiklik göstermesi çok önemliydi. Yeni Dalga’nın temsilcisi durumundaki yönetmenler, filmciliğin geçmişini iyi, bildikleri gibi, üslup konusunda da sağlam bir sezgiye sahiptiler. Karakter yaratma ve duyarlığı yansıtma, geleneksel öykü kurgusundan daha önemli bir amaç oluyordu.
François Truffaut (1932- ) 44 Darbe
(1959) adlı ünlü yapımında, kendi çocukluğunu Vigo’nunkine benzer bir ustalıkla anlattı. Bir dizi dikkate değer yapımdan sonra Truffaut, Stolen Kisses (Kaçamak öpüşler) (1968) ve Bed and Board (1970) (Yatak ve Yemek) gibi başarılı filmler çekti. Bu filmler Antoine Doinel adında bir kahramanın, ergenlikten, evliliğe uzanan ya- şamöyküsü üzerine kurulmuş, bir ölçüde otobiyografik (özgeçmişle ilgili) nitelikte yapımlardır. Bir başka Fransız yönetmeni, Alain Resnais
(1922 – ) filmlerini genellikle insan belleği
üzerine kurmuştur. Büyük başarısı Hiroşima Sevgilim (1959) dan sonra Last Year at Marienbad (1961) (Marienbad’da Son Yıl) filmini yaptı. Bu film birbirinden kopuk sahnelerle iki insanın belleğinde gelişen imgelemleri yeniden kurmaya yönelik bir yapı gösteriyordu.
Jean Lui Godard, (1930 — ) sinemadaki kariyerine,
Breathless (Soluksuz) (1959) filmiyle başladı. Bu film üslup olarak, 1940’ların Amerikan gangester filmlerini çağrıştırıyordu. Her ikisi de 1967’de tamamlanan diğer iki filmi, La Chinoise ve Hafta Sonu adlı yapımları ise, siyasal ideoloji ve kapitalist toplumda insanın katlandığı sıkıntılar üzerine kuruluydu.
1960 Federico Fellini,ünlü La Dölce vita (Tatlı Hayat) (1960) ı çekti. Çağdaş Roma kentinin yaşamından bir kesiti görüntüleyen bu filminden sonra Fellini’nin, bir film yönetmenin üstesinden gelemeyeceği kaygısıyla giriştiği bir filmin çekimi sırasında karşılaştığı güçlükleri anlatan 8,5 adlı yapımı gelir.
Pier Passolini (1922 – )1964 yılında St.
Matthevv İncili adı altında İsa’nın yaşamöyküsünü filme aldı.
Bu dönemin dikkati çeken bir başka yapımı da Michelangelo Antonioni’nin La notte (Gece) adlı filmdir. Bu filmde çok az diyalog kullanarak, ilişkileri çıkmaza girmiş bir erkek ve kadının 24 saati anlatılmaktadır. Karakterleri belirsiz, sorunları çözümsüz görüntülemekle, Antonioni, insanlar arasındaki iletişim eksikliğini vurgulamaya çalışıyordu. Bu konu, L’eclisse (1962) ve Kızıl Çöl filmlerinde de işleniyordu.
Luis Bunuel (1980 — ) Sinemacılık kariyerine
1920’lerde Fransa’da başlamış olan bir İspanyol yönetmendir. En güzel ürünlerini 1960′ larda verdi. Filmleri arasında en önemlileri, Viri- diana (1961) ve Belle de lour’dur (1966).
Çekoslovakya’da sinemaya ilgi, The Shop on the High Street (1965) (Ana Caddedeki Dükkân) filminin vizyona girmesiyle başladı. Bu film, savaş sırasında Slovakya’da baş gösteren anti- se- mitizm (Yahudi karşıtlığımın iğrenç yüzünü, çarpıcı biçimde dile getiriyordu. Film Jan Kadar (1918- ) ve Elmor Kloş (1920- ) tarafından çekilmişti. Milos Forman’ın (1932- )
Sarışının Aşkları ve İtfaiyeciler Balosu, pek çok ülkede beğeniyle seyredildi.
1960’ların ilk yarısı Batı Yakası öyküsü, ArabistanlI Lawrence, Kieopatra gibi gösterişli Amerikan filmlerinin piyasayı tuttuğu birdönem’ol- muştu. Ayrıca bu dönemde G. Bemard Shaw’ın bir müzikalinden uyarlanan My Fair Lady, The Sound of Music (Neşeli Günler) gibi müzikallerle, Dr Jivago adlı yapım görülmeye değer filmler arasındaydı.
1963’lerde Dr No ile başlayan, sevilen avantürler yapılmaya başlandı. Bu serinin kahramanı lan Fleming’in yarattığı James Bond adlı bir gizli ajandı.
Bu dönemde yapılan, Bonni ve Clyde, Kim
Korkar Hain Kurttan, Geceyarısı Kovboyu, Trash ve Easy Rider gibi filmler sansür kurumu üzerinde büyük tartışmalara yol açtı.
1950’lerin bazı önemli filmlerini yönetmiş olan Stanley Kubrick (1928 — ) bu dönemde
bazı çok stratejik nitelikte savaş aleyhtarı filmler yaparak iyi bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtladı. En önemli filmleri, Dr. Stran- geglove, Üzülmemeyi ve Bombaları Sevmeyi Nasıl öğrendim (1964) ve 1968’de tamamladığı 2001 Uzay Yolculuğu, uzay keşiflerini konu alan bilim kurgu türündeki yapıtıdır.
İngiliz yönetmen, Ken Russel (1927 — )
ise D.H. Lawrence’in aynı adı taşıyan romanından uyarlayarak Aşık Kadınlar (1969) filmini çekti.

Yorum yazın